Sözde Ermeni Meselesi !

  • 0 Yanıt
  • 3166 Gösterim
*

Çevrimdışı SüleymanEnes

  • *
  • 986
  • Devlet-i Ebed Müddet
    • Profili Görüntüle
Sözde Ermeni Meselesi !
« : 06 Temmuz 2014, 16:20:33 »
"Diplomatlar bir tas yemeği masaya koydular.Diğerleri birer kılıçla gelmişti.Bu özgürlük kasesinden kendi paylarını demir kepçeler ile aldılar.Ancak Ermeniler bir kaşık isteğiyle geldikleri için bu yemekten paylarını alamadılar.Ermeni halı, elbette kılıcın neler yapabilmiş olduğunu ve neler yapabileceğini çok iyi biliyorsunuz ve böylece baba toprağına, akraba ve dostlarınıza döndüğünüzde silahlanın ve yine silhlanın.Ey insanlar özgürlük umutlarınızı kendinize bağlayın, kendi aklınızı ve yumruğunuzu kullanın .İnsan kendi kurtuluşu için kendisi çalışır."
Ermeni Patriği Hırımyan

Osmanlı'da Ermenilere Verilen Haklar
 
Osmanlı padişahlarınca gayr-i Müslimlere verilen imtiyazlar, 1839 Fermanı, 1878 Berlin Kongresi ve 1908 Anayasası'nın getirdiği düzenlemelerle teyit edilmiş, genişletilmiş ve Batının teminatıyla milletlerarası bir şekil almıştır. Ilk iki düzenlemeyle getirilen yeni prensipler çerçevesinde ve Fatih'in 1461'de tanıdığı hak ve imtiyazlardan 400 yıl sonra 1863'de Nizamname-i Millet-i Ermeniyan adıyla Ermenilere yeni bir imtiyaz daha verilmiştir.

İmtiyazlar:

1. Ermeni cemaat dini ve dünyevî işlerini yürütmek üzere bir reis (patrik) seçme hakkına sahiptir.

2. Kilise, hasta hane, yetimhane, mezarlık ve buna benzer dini ve hayri kurumların inşa, bakım ve idaresi cemaate aittir.

3. Dini ve dünyevî işleri yürütmek üzere patrik, meclisler teşkil eder ve icrai kararlar alabilir.

4. Ermeni cemaat okullar açmak ve Ermenice olarak eğitim - öğretim yapmak hakkına sahiptir.

5. Suç işleyen din adamlarının yeminli ifadeleri mahkemece makbul olup tevkif edildiklerinde ayrı bir yere kapatılırlar.

6. Suç işlemesi halinde, bir papazın muhakemesi, dini ise, dini meclisçe, dünyevi ise karma meclisçe yapılır.

7. Evlenme, boşanma. cehiz, nafaka ve mirasla ilgili işlemler patrikhane tarafından ifa edilir.

8. Ölen bir din adamının mirası. birincisi cemaat hayır kurumlarına, ikincisi patrikhanenin masraflarını karşılayacak binaların inşasına, üçüncüsü ise mirasçılara bırakılmak üzere üçlü özel bir statüye bağlanmıştır.

9. Ihtida durumunda ise, Islamiyet'i benimseyen kişi için papazın, ebeveyninin veya velisinin nasihatları alınır, ısrar edecek olursa, bu konudaki Islami formalite yerine getirilir.

Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı

Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, misyoner okulları kurulup, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Bazı devletler, Osmanlı devletini bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için, Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.

Berlin Kongresi'ne katılan ülkelerin temsilcileri bir oturumda.Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı devletinin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır.

Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.

Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle işbirliğine girmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği" iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.

Islahat Fermanı ile müslümanlar ve gayr-i müslimler hukuk önünde eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya'dan, "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" istemişlerdir. Ermenilerin bu talebi, Rusya tarafından kısmen kabullenilmiş, Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Yeşilköy, eski adıyla Ayastefanos Anlaşması ve daha sonraki Berlin Anlaşması’yla Ermeni sorunu uluslar arası bir boyuta taşınmıştır. Böylece, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı güçler, Türk-Ermeni ilişkilerine müdahale etmeye başlamışlardır.

İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı devletini yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür.

Peki Bu Soykırım Olayı Gerçek mi?

Birinci elden en sağlam belgeler anlaşmalardır. Ankara ve Ermenistan arasında 1920'de imzalanan Gümrü Anlaşmasına baktığınızda orada bile söylüyorlar: "Emperyalistlerle işbirliği yapıp bu saldırıları gerçekleştirdik. Bir daha yapmayacağız ve Ruslar'la işbirliği yapıp da müslümanları Ermenistan'a sokmayacağız" diyorlar. Altında da 3 tane Ermeni bakanın imzası var.

24 Nisan 1915’te hükümet, bir genelge yayınlayarak ülke genelinde faaliyet gösteren Ermeni parti, komite merkez ve şubelerini kapatır ve evraklarına el konulur. Ermeni parti, dernek ve komitelerinin yöneticilerinden toplam 2 bin 345 kişi yakalanıp, "Devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan tutuklanarak askeri mahkemelere gönderilir. İşte Ermenilerin her yıl sözde “soykırım anma günü" olarak gösteriler yapıp andıkları 24 Nisan günü bu tarihtir. Tehcirle alakası yoktur.

Ermeni komite ve derneklerinin kapatılması, çete başları ile bazı Ermeni teröristlerinin tutuklanması, Ermeni tedhiş ve isyan olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti de son insani çare olarak; Savaş bölgelerindeki silahsız savunmasız halk ile Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve ihanetleri görülenlerin, ayrı ayrı veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskânı" için 27 Mayıs 1915'de "Tehcir Kanunu"nu çıkarmak zorunda kalmıştır.

Tehcir Kanunu ile mecburi iskâna tabi tutulan Ermeniler, İmparatorluk sınırları içinde; Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiştir. 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900 Ermenin göç ettirildiği belgeleriyle sabittir.

Bunun üzerine Türkiye’nin düşmanları bu göç sırasında Ermeni Katliamı yapıldığı iddiasını ortaya attı. Sözde soykırıma uğrayanların rakamı başlangıçta 300 bin iken kademeli olarak artmış günümüzde de bir buçuk milyonu bulmuştur.

Spoiler: Ermeni Nüfus Bilgileri • Göster
1914 yılı resmi nüfus verilerine göre Ermeni nüfusu;

[table][tr][td]Osmanlı Devleti toplarlarında  :   1.234.671,
Ermeni Patrikhanesi'ne göre   :  2,5 milyon,
Lozan Konferansı Ermeni heyetine göre:    2,2 milyon,
Fransız Sarı Kitabı'na göre   :  1,5 milyon,
Ana Britannica'ya göre  :    1,5 milyon,
İngiliz yıllığına göre   :  1 Milyon
[/spoiler]

Bu rakamlara göre; En fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildir. Çünkü Osmanlı Devleti toprakları içinde 1.230.000 civarında Ermeni yaşamaktadır. Bu rakamlar, Ermeni iddialarının ne kadar asılsız olduğunu ortaya koyuyor.
Eğer Osmanlı Devleti, Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla pekâlâ yapabilirdi. Oysa Ermeni halkı, Türklerden daha müreffeh bir yaşam sürdürmüşlerdi.

Sözde Ermeni “soykırım iddiaları” tamamen uydurma olup, hiç bir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun ve tamamen Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı bir hayalin ürünüdür.

Asoghik ve Mateos'dan Voltaire, La Martine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Mashall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci'ya kadar uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.

Nitekim ABD'li Ermeni Prof. Hovannısıan; 1982 yılında Münih'te yapılan“Dünya Ermenilerinin Problemleri Kongresi”nde bu gerçeği, "Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır" şeklinde dile getirmiştir.

Ayrıca, Prof. Hovannısıan, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, Lortlar Kamarası’nda “Ermeni soykırımına” ilişkin sorulara maruz kalmış ve bu sorulara yazılı olarak; "Türk Hükümeti'nin Ermeni tebaasını yok etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır" yanıtını vermiştir.

ABD'li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da; Sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. Soykırım iddiasına; Bernard Lewis, 1993 yılında "Le Monde" gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle değinmiştir:

"Osmanlı Hükümeti'nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin "tehcire" (Ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı."

1917-1920 Osmanlı Arşiv Belgelerinde Yer Alan,Iğdırlı Kürt Tanıkların İfadeleri

Spoiler: Bulak başı köyünden Hacı Resul oğlu İsa’nın ifadesidir • Göster

1335 Mart’ının on ikinci günü Iğdır ve civarından bazı muhacirler Kars’a bağlı Sarıkamış’ın Bağbasan kasabasında oturuyorduk. Kars Hükümeti dağılmış, İngilizler Kars’a girmişlerdir diye ahaliye ilan yapmışlardı. Bunun üzerine Bulakbaşı obaları Kağızman’a hareket ettik. Göçün nihayetinde ben kalmıştım. Bayamha’ya yakın bir yerde yol üstünde giderken Kağızmanlı Karabet Efendi, on kadar Ermeni neferiyle nereye gidiyorsun diye sual eyledi. Sulh olduğu için İngilizler köyümüze gitmeye müsaade etti. Gidiyoruz dedik. Bu Ermeni zabiti (subay-Karabet Efendi) hemen askerlere emretti, üzerimize ateş ettiler. Din ve imana sebbederek çocuk ve kadınlarımıza kılıçla vurmağa başladılar. Zevcem vücûdu kalbur gibi olmuş kanlar içersinde yere düşmüşdü. Artık ben atımı sürerek kurtulmağa çalıştım. Üzerime ateş ettiler atım vuruldu. Yaya olarak dağlara düştüm. Bütün mallarımı civanlarımı götürdüler. 250 koyun, 3 at 12 araba, koca bir aileden yalnız ben kurtuldum. Kağızman’da Ermeni Hükümetine dehalet şikâyet etdim. Ehemmiyet bile vermediler. Hakkımı arayacak yerde dayak atarak hapse tıktılar. Bir gün mahpushaneden kaçarak Hükümet-i Osmaniye’nin himayesin dehalet etdim.


Spoiler: Bulak başı köyünden Portu oğlu Mehmed’in şikâyeti • Göster
Mayıs sene 1335 Salı günü Sarıkamış’ın Çatak karyesinde otururken İngilizler Kars’dan bize beyânmâme gönderdi. Sulh olduğundan herkes öz kendine gidebilir diye emi verdi. Biz de Bulakbaşı’na gelip on üç çadır halkı kendi köylülerimize gitmeye başladık. Mayıs’ın on ikinci günü akşamı Har köyün altındaki çayırlıkta çadır kurarak kaldık. Geceyi orda geçirdik. Sabahleyin erkenden Kağızman Naça Beyi (Karabet Efendi) yirmi süvari neferiyle çadırlarımızın önüne geldi, bizi çağırdı. Bütün erkeklere sözüm var diye emretdi. Bizde on iki kişi yanına gittik, nereye gidiyorsunuz diye sual etdi. Daha cevap vermeden Karabet Efendi tabancasını kardeşim Musa’nın omzuna dayadı ateş etdi. Kardeşim kanlar içersinde yere yuvarlandı. Bu sırada bütün süvariler ateşe başlamışlardı. Biz hemen çadırlara koşmağa başladık. Dört kişi şehîd oldu. Ben iki yerimden yaralandım. Çadırlarımıza yaklaşırken arka taraftaki tepeden iki yüz kadar Ermeni piyadesi çadırları ateşe başladı. Arkadan süvari takibi, cebheden top ve makineli tüfenk ateşleri bütün çadırın halkını şaşırtdı Çoluk çocuk ateş yağmuru altında kalmıştık. Mecrûh ve şehîd erkek ve kadınlarımın çadırlara binlerce koyun, atlarımı, eşyalarımızı terk ederek pek yakındaki dağa tırmanmağa başladık. Takip ediliyorduk En büyüğü dört yaşında olmak (üzre) muhtelif yaşındaki çocuklarımız ve geride yürüyemeyen dört beş kadar kadınlarımızı süngülerle paraladılar. Yüz seksen kişiden on-onbir kişi ve yalnız iki kadın kaçabildik. Mütebâkîsi düşmana bırakılmışdır. İki gece dağda kaldık. Taşlar arasında bi’l-istifâde Osmânlı hudûduna geçdik. Osmânlı hükûmetinin âgûş-ı şefkatine kavuşduk. Adâletine güvendiğimiz İngilizlerin emriyle hareket eden on iki hâne halkı binlerce koyun ve eşyâmızla mahv-u perîşân olduk. Bu vak’ada esîr kalan genç kızlarımızdan bir ikisinin Revân’da bulunduğunu haber aldık.


Spoiler: Bulakbaşı köyünden Timur oğlu Hano’nun âh ü zârı • Göster
1335 senesi Kânûn’un (Mayıs) onuncu günü birkaç ev çadır halkı Taşburun’un gerisinde kayalar arasında ikâmet etmekde idik. Taşburun’lu Mülazım Asator oğlu Aleksan Efendi (şimdi Revandadır), Yezîdîlerden Cihângir Ağa da berâber olduğu hâlde yüz yirmi kadar piyâde neferiyle sabâhleyin erkenden bizim çadırların etrâfını sararak erkekleri yanlarına çağırdılar. Birkaç kişi gitdi. Gider getmez hemân onları öldürdüler. Diğerlerimizi muhâsara eden piyâde askerleri de süngü hücûmuna kalkdı. Dîn, îmân sebbederek mahvolsun İslâmlar, yaşasun Ermenistan diye bağırarak çoluk çocuk önlerine kim rast gelirse parçalamağa başladılar. Çadırlarımız kanlar içerüsünde kalmışdı. O kadar fec’îâne hareket etdiler ki, gözümüzün önünde yaralı kadınlarımıza fıl’i şenî yapmak, kadınlarımızın karnındaki altı aylık çocukları süngüleri ucuna saplaya saplayarak suratımıza vurmakda hayâ bile etmediler. Bu esnâda dört kişi kayalardan bi’l-istifâde kaçmağa başladık. Yaralı olduğumuzdan Ağrı dağına ilticâ etdik. Bütün koyun, mâl, çadırlar eşyâlarımızı kâmilen talan eden Ermenilerden tahlîs-i cân ederek Bâyezîd’deki Osmanlı hükûmetine dahlet etdik.


Spoiler: Bulakbaşı köyünden Hamid oğlu Seyyâd’ın feryâdı • Göster
1335 Mart’ında hükûmet-i Osmâniyye’ye dehâlet etmek ve Ermeni mezâliminden kurtulmak üzere Karakoyun’lu altındaki yoldan Barbara’ya doğru on beş hâneli bir göçümüzle gitmekte idik. Tamam, Karakoyunlu’nun altındaki su kenârına geldiğimizde Ermenilerin yol üstündeki yapdıkları lağımlar  on yerden ateş aldı, bütün kadın ve çocuklarımız, erkeklerimizin kol ve bacakları havaya saçıldı. Birçok koyun mallarımız kırıldı. Sağ kalan birkaç kişi belâdan kurtulmak üzere geri kaçarken Ermeni Askerleri etrafımızı çevirdiler, üzerimize makineli ateşleri yağdırmağa başladı. Yalnız ben yaralı olduğum hâlde yakamı kurtardım pek yakın olan tepe çıkdım. Her tarafım kan içinde kalmış yere serilmişdim. Pek yakınımızda olan vâk’a mahalli çoluk çocuğumuza Ermenilerin yaptıkları işgenceyi görmekde idim. O kadar vahşetle icrâ edildi ki ez-cümle karılarımızın memesini kestiler. Başlarını taşla ezenler, fenâlık yapanları görüyordum. Subaşı kanlara boyanmış, melhame olmuşdu, Ermeni kumandan Asdor oğlu Aleksan bî’rûh kanlar içersinde yatan şehîdlerimizin içersinde at oynadıyor. Henüz ölmemiş olan can çekişmekte olanların kafalarını taşla eziyordu. Bu kıtâl dört sâ’at kadar devâm etdi. Sonra mâl, eşyâlarımızı ayırdıkları bir genç kızları götürdüler. Ben bir iki gün bî-mecâl olduğumdan dağlara süründüm. Köyde kalup da geriden gelen kardaşımın oğlu Memo’yu gördüm, yanıma çağırdım. Beni omzuna atarak Osmanlı hudûduna aşırdı. Orada Osmanlı Pâdişâhının idâre-i âdilânesine tâbi oldum. İşte bu sûretle hanümanlarımız mahvoldu gitdi.


Galeri
Spoiler: Resimler • Göster


Ermenilerden alınan silahlar

Hınçak Ermeni Çeteleri

Adana Merkez'de Ermenilerden Alınan Silahlar

Ermeni İşçiler Tarafından Üretilen Bombalar

Subatan'da Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar, kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler.

Ermeniler tarafından tablodaki kafataslarının Türkleri'n öldürdüğü Ermenilere ait olduğu iddia edilmiştir. Oysa tablonun (Vereshchagin, 1871-1872) yapıldığı yıllarda Türklerle Ermeniler arasında hiçbir problem yoktu.

Spoiler: Videolar • Göster

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=5wABWMcyXpA[/youtube]
[/spoiler]

Kaynak:
[list]
[li]www.ermenisorunu.gen.tr[/li]
[li]www.habervitrini.com[/li]
[/list]

[move]Tarafımdan Düzenlenmiştir.İyi Okumalar[/move][/td][/tr][/table]

33 sene milletim ve devletim için, memleketimin selameti için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hakimim Allah ve beni muhakeme edecek de Resulullah'tır. Bu memleketi nasıl buldumsa öylece teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Cenab-ı Hakkın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki, düşmanlarım bütün hizmetime kara bir çarşaf çekmek istediler ve muvaffak da oldular.

Cennetmekan Sultan II. Abdülhamid Han