The Return Of Evil (Kötülüğün Geri Dönüşü)

  • 1 Yanıt
  • 2033 Gösterim
*

Çevrimdışı Haytham Kenway

  • *
  • 42
  • The Enemy (TWT)
    • Profili Görüntüle
The Return Of Evil (Kötülüğün Geri Dönüşü)
« : 16 Şubat 2015, 22:58:10 »
Arkadaşlar, ben Total War Türkiye Forumundan The Enemy. Orada Mouth Of Sauron ile birlikte yazdığımız bir hikayemiz vardı ve hikayemizi burada da paylaşmak istedik. Bizim gibi Orta Dünya meraklılarının/severlerinin beğeneceğini temenni ediyorum.

Spoiler:  Giriş • Göster
[center]The Return Of Evil (Kötülüğün Geri Dönüşü)[/center]

[center][/center]


Tarih, dördüncü çağ 1541. Shire takvimiyle. Kral Elessar (Aragorn) göçüp gitmişti. Orta Dünya üzerinde tek bir ork kalmayana dek savaşmıştı. Orta Dünya, karanlığın ardından tekrar bir huzura kavuşmuştu. Sauron'un düşüşünden sonra insanların devri sona ermekten de kurtulmuştu, fakat insanlar arasında Sauron'a ve karanlığa karşı kalpten derin bir sevgi vardı. Bu insanlar, batının halklarınca haradrim, rhunlu ve doğulu olarak anılıyordu. Her bir doğulu reis Sauron'un düşüşünden sonra Gondor Kralı'na bağlılık yemini etti. Kadim günlerde Numenorlu insanlar tarafından denetim ve baskı altına alınan bu insanlar, yemin etmekte ve efendi kabul etmekte pek de zorlanmıyorlardı.

Peregrin ve Meriadoc'un mezarları Kral Elessar (Aragorn)'ın mezarının yanına getirilmişti. Yüzük kardeşliğinden geriye kalan Legolas bu yıl içinde Ithilien'de gri bir gemi yaptırmıştı. Ve derlerki Legolas batıya doğru ölümsüz topraklara yolculuğa çıkarken yanında cüce Gimli'de vardı. Ve böylece Orta Dünya üzerinde kalan son yüzük kardeşliği üyeleri de bu dünyadan ayrıldı.

Kadim zamanlarda Numenor'un asillerinden ve prenslerinden biri olan Mouth of Sauron, Sauron'un düşüşünden sonra kaçmıştı ve Kral Aragorn'un başlattığı ork avlama seferleri içinde ne izine rast gelindi ne de bir söylenti duyuldu.
Mouth of Sauron, Numenor soyu içinde en zeki denilebilecek kişidir neredeyse. Kadim zamanlarda yoldan çıkmış Numenor insanlarının Orta Dünya üzerine başlattıkları yolculuk vesilesiyle Orta Dünya'ya gelmişti. O dönemlerde Sauron, bilgeliği ve kurnazlığı sayesinde, Numenor ve diğer insan krallıklarından asil, genç ve cesur insanları etrafında topluyordu. Takındığı şirinlik maskesi sebebiyle zayıf insanlar Sauron'un gerçek emellerini çözemediler.

İlk başlarda zanaata ve saf bilgiye dair şeyler öğrenirlerken yavaş yavaş büyücülük derslerini de almaya başlamışlardı. Sauron'un öğrencileri içinden bir tanesi her bakımdan diğerleri arasından sıyrılıyordu. Bu, elbette Mouth of Sauron'du. Bu gencin içindeki öğrenme arzusu, cesurluğuna ve merhametsizliğine paralel olarak artıyordu. İyiden iyiye yoldan çıkan Numenor prensi artık Sauron'un kulu ve yardımcısı olmuştu. Sauron'un, dokuzlardan sonraki en zalim hizmetkarı haline gelmişti.

Yaratılmışların arasında en güzelleri ve arifleri olan elfler arasında bir kehanet vardı. Sauron'un ve dokuzların düşüşü, kötülüğün öldüğü anlamına gelmiyordu. Dokuzlar, irade olarak Sauron'a bağlıydılar ve Sauron'da yüzüğe bağlıydı. Yüzüğün yok edilmesiyle birlikte hem Sauron hem de dokuzlar yok olmuştu. (Sauron bir ainu olduğu için hiçbir zaman tam anlamıyla yok edilemez)
Ancak Mouth of Sauron irade olarak Sauron'a bağlı değildi. Elflerin kehaneti tam bu noktada meydana geliyordu. Mouth of Sauron en az Sauron kadar kurnaz, zalim ve kötüydü. Mouth of Sauron'un ölü bedeni bulunamadığı ve ölüm haberi duyulamadığı için kötülüğün tekrar doğacağı söyleniyordu.


[center]***[/center]

Bir sonbahar gecesiydi, Bree'deki Sıçrayan Midilli Han'ı. Gondor Kralı öldüğü için Gondor topraklarında yas ilan edilmişti. Bree, Eriador'daki en büyük insan şehriydi ve Kral Aragorn bu topraklardaki insanlara özgürlüğünü vermişti. Eski bir Gondor toprağı olması sebebiyle Bree'de de yas günüydü ve Sıçrayan Midilli Han'ın da ne bir şarkı söyleniyor ne de bir kahkaha atılıyordu. Kral Aragorn'un ölüm haberi kısa bir sürede tüm Orta Dünya'ya yayılmıştı.

Geçmiş zamanlarda Orta Dünya'ya büyücü olarak gelen, Istari'nin içinden olan ve hiç haber alınamayan Alatar ve Pallando tam bu zamanda ortaya çıkmışlardı. Ne yaptıklarına dair kimsenin bir bilgisi yoktu ve büyücülerin de söylemeye niyeti yoktu. Ancak bir şey iyi biliniyordu ki, Orta Dünya'ya ayak basar basmaz dünyanın doğusuna doğru sürekli bir ilerleyiş halinde olduklarıydı.

Sıçrayan Midilli Hanı'na giren, sonradan ortaya çıkan büyücüler, hiçbir şeyden haberleri yokmuş gibi davrandılar. Alatar ve Pallando fikren ve cismen birbirlerine çok benziyorlardı. Ancak Alatar'ın düşünceleri daha derin ve karanlıktı. Han'da bir köşeye çekişip oturan büyücüler kendi aralarında konuşmaya başladılar.
"Şimdi ne yapacaksın?" dedi Alatar.
"Yapılacak şey zaten belli değil mi?" diye cevapladı Pallando ve ekledi: "Gondor'a gideceğim, Minas Tirith'e. Yeni krala öğütler ve haberlerle gitmeliyim. Peki sen ne yapacaksın? Hala onu aramaya devam mı edeceksin?"
"Bilemiyorum, doğudan dönüşümüzden beri araştırmadığımız bir yer kalmadı. Ancak ölmüş olmasını umuyorum" diye söylerken tekrar derin düşüncelere daldı Alatar.
Büyük ihaneti de anlatılacak ilerleyen zamanlarda.

Ertesi sabah iki büyücü de Bree'den şafak vakti ayrıldılar. Amon Sul'un gözetleme kulelerine geldiklerinde yolları ikiye ayrılacaktı. Yol boyunca tek bir kelime dahi etmediler. Ve sonunda yolları ayrılmadan hemen önce Pallando, "Yanında taşıdığın şeyi yaban ellere götürmeyeceksin umarım" dedi.
"Bilirsin, sadece ihtiyacım olduğu anlarda kullanırım" diye cevap verdi Alatar.
"Fakat sen de biliyorsun ki bu taşlar Gondor'un kralına aittir ve bu dünyaya gelişimizden beri 2 tanesi bize duruyor. Ver onları bana, ki asıl sahiplerine vereyim" diye çıkıştı Pallando.
Fakat Alatar zihnindekileri açık etmeden sakince cevapladı, "Sen de iyi biliyorsun ki bunları bize Gandalf verdi ve Saruman'ın da izni vardı. Dünya üzerinde bu taşlar sayesinde diğer Istari'yle bağlantı halinde kalabildik. Ve ayrıca bunların bize verilme sebebi Gondor'un vekilharçlar yönetiminde olmasıydı ve taşların güvenliği söz konusuydu". Bir süre sessizlik oldu ve Alatar yumuşak bir ses tonuyla konuştu:
"Gondor kralları artık eskisi kadar güçlü değil, iradeleri zayıflıyor ve bu taşları kullanamazlar. Ayrıca unuttun mu, ben de onu aramaya gidiyorum ve iyi biliyorsun ki onu bulmak bu taşların yardımıyla bile zor olacak".
Pallando, Alatar'ın iyi niyetine aldanarak ona hak verdi ve dikkat etmesi gerektiğini öğütledi. Alatar'ın elindeki taşlar, kayıp diye bişinen 7 Palantir'den sadece ikisiydi ve aradıkları şey ise Mouth of Sauron'dan başkası değildi.

*

Çevrimdışı assassinking12

  • яιη σкυмυяα
  • *
  • 2106
  • L-M$trato
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: The Return Of Evil (Kötülüğün Geri Dönüşü)
« Yanıtla #1 : 18 Şubat 2015, 13:54:11 »
Arkadaşlar, ben Total War Türkiye Forumundan The Enemy. Orada Mouth Of Sauron ile birlikte yazdığımız bir hikayemiz vardı ve hikayemizi burada da paylaşmak istedik. Bizim gibi Orta Dünya meraklılarının/severlerinin beğeneceğini temenni ediyorum.

Spoiler:  Giriş • Göster
[center]The Return Of Evil (Kötülüğün Geri Dönüşü)[/center]



Tarih, dördüncü çağ 1541. Shire takvimiyle. Kral Elessar (Aragorn) göçüp gitmişti. Orta Dünya üzerinde tek bir ork kalmayana dek savaşmıştı. Orta Dünya, karanlığın ardından tekrar bir huzura kavuşmuştu. Sauron'un düşüşünden sonra insanların devri sona ermekten de kurtulmuştu, fakat insanlar arasında Sauron'a ve karanlığa karşı kalpten derin bir sevgi vardı. Bu insanlar, batının halklarınca haradrim, rhunlu ve doğulu olarak anılıyordu. Her bir doğulu reis Sauron'un düşüşünden sonra Gondor Kralı'na bağlılık yemini etti. Kadim günlerde Numenorlu insanlar tarafından denetim ve baskı altına alınan bu insanlar, yemin etmekte ve efendi kabul etmekte pek de zorlanmıyorlardı.

Peregrin ve Meriadoc'un mezarları Kral Elessar (Aragorn)'ın mezarının yanına getirilmişti. Yüzük kardeşliğinden geriye kalan Legolas bu yıl içinde Ithilien'de gri bir gemi yaptırmıştı. Ve derlerki Legolas batıya doğru ölümsüz topraklara yolculuğa çıkarken yanında cüce Gimli'de vardı. Ve böylece Orta Dünya üzerinde kalan son yüzük kardeşliği üyeleri de bu dünyadan ayrıldı.

Kadim zamanlarda Numenor'un asillerinden ve prenslerinden biri olan Mouth of Sauron, Sauron'un düşüşünden sonra kaçmıştı ve Kral Aragorn'un başlattığı ork avlama seferleri içinde ne izine rast gelindi ne de bir söylenti duyuldu.
Mouth of Sauron, Numenor soyu içinde en zeki denilebilecek kişidir neredeyse. Kadim zamanlarda yoldan çıkmış Numenor insanlarının Orta Dünya üzerine başlattıkları yolculuk vesilesiyle Orta Dünya'ya gelmişti. O dönemlerde Sauron, bilgeliği ve kurnazlığı sayesinde, Numenor ve diğer insan krallıklarından asil, genç ve cesur insanları etrafında topluyordu. Takındığı şirinlik maskesi sebebiyle zayıf insanlar Sauron'un gerçek emellerini çözemediler.

İlk başlarda zanaata ve saf bilgiye dair şeyler öğrenirlerken yavaş yavaş büyücülük derslerini de almaya başlamışlardı. Sauron'un öğrencileri içinden bir tanesi her bakımdan diğerleri arasından sıyrılıyordu. Bu, elbette Mouth of Sauron'du. Bu gencin içindeki öğrenme arzusu, cesurluğuna ve merhametsizliğine paralel olarak artıyordu. İyiden iyiye yoldan çıkan Numenor prensi artık Sauron'un kulu ve yardımcısı olmuştu. Sauron'un, dokuzlardan sonraki en zalim hizmetkarı haline gelmişti.

Yaratılmışların arasında en güzelleri ve arifleri olan elfler arasında bir kehanet vardı. Sauron'un ve dokuzların düşüşü, kötülüğün öldüğü anlamına gelmiyordu. Dokuzlar, irade olarak Sauron'a bağlıydılar ve Sauron'da yüzüğe bağlıydı. Yüzüğün yok edilmesiyle birlikte hem Sauron hem de dokuzlar yok olmuştu. (Sauron bir ainu olduğu için hiçbir zaman tam anlamıyla yok edilemez)
Ancak Mouth of Sauron irade olarak Sauron'a bağlı değildi. Elflerin kehaneti tam bu noktada meydana geliyordu. Mouth of Sauron en az Sauron kadar kurnaz, zalim ve kötüydü. Mouth of Sauron'un ölü bedeni bulunamadığı ve ölüm haberi duyulamadığı için kötülüğün tekrar doğacağı söyleniyordu.


***

Bir sonbahar gecesiydi, Bree'deki Sıçrayan Midilli Han'ı. Gondor Kralı öldüğü için Gondor topraklarında yas ilan edilmişti. Bree, Eriador'daki en büyük insan şehriydi ve Kral Aragorn bu topraklardaki insanlara özgürlüğünü vermişti. Eski bir Gondor toprağı olması sebebiyle Bree'de de yas günüydü ve Sıçrayan Midilli Han'ın da ne bir şarkı söyleniyor ne de bir kahkaha atılıyordu. Kral Aragorn'un ölüm haberi kısa bir sürede tüm Orta Dünya'ya yayılmıştı.

Geçmiş zamanlarda Orta Dünya'ya büyücü olarak gelen, Istari'nin içinden olan ve hiç haber alınamayan Alatar ve Pallando tam bu zamanda ortaya çıkmışlardı. Ne yaptıklarına dair kimsenin bir bilgisi yoktu ve büyücülerin de söylemeye niyeti yoktu. Ancak bir şey iyi biliniyordu ki, Orta Dünya'ya ayak basar basmaz dünyanın doğusuna doğru sürekli bir ilerleyiş halinde olduklarıydı.

Sıçrayan Midilli Hanı'na giren, sonradan ortaya çıkan büyücüler, hiçbir şeyden haberleri yokmuş gibi davrandılar. Alatar ve Pallando fikren ve cismen birbirlerine çok benziyorlardı. Ancak Alatar'ın düşünceleri daha derin ve karanlıktı. Han'da bir köşeye çekişip oturan büyücüler kendi aralarında konuşmaya başladılar.
"Şimdi ne yapacaksın?" dedi Alatar.
"Yapılacak şey zaten belli değil mi?" diye cevapladı Pallando ve ekledi: "Gondor'a gideceğim, Minas Tirith'e. Yeni krala öğütler ve haberlerle gitmeliyim. Peki sen ne yapacaksın? Hala onu aramaya devam mı edeceksin?"
"Bilemiyorum, doğudan dönüşümüzden beri araştırmadığımız bir yer kalmadı. Ancak ölmüş olmasını umuyorum" diye söylerken tekrar derin düşüncelere daldı Alatar.
Büyük ihaneti de anlatılacak ilerleyen zamanlarda.

Ertesi sabah iki büyücü de Bree'den şafak vakti ayrıldılar. Amon Sul'un gözetleme kulelerine geldiklerinde yolları ikiye ayrılacaktı. Yol boyunca tek bir kelime dahi etmediler. Ve sonunda yolları ayrılmadan hemen önce Pallando, "Yanında taşıdığın şeyi yaban ellere götürmeyeceksin umarım" dedi.
"Bilirsin, sadece ihtiyacım olduğu anlarda kullanırım" diye cevap verdi Alatar.
"Fakat sen de biliyorsun ki bu taşlar Gondor'un kralına aittir ve bu dünyaya gelişimizden beri 2 tanesi bize duruyor. Ver onları bana, ki asıl sahiplerine vereyim" diye çıkıştı Pallando.
Fakat Alatar zihnindekileri açık etmeden sakince cevapladı, "Sen de iyi biliyorsun ki bunları bize Gandalf verdi ve Saruman'ın da izni vardı. Dünya üzerinde bu taşlar sayesinde diğer Istari'yle bağlantı halinde kalabildik. Ve ayrıca bunların bize verilme sebebi Gondor'un vekilharçlar yönetiminde olmasıydı ve taşların güvenliği söz konusuydu". Bir süre sessizlik oldu ve Alatar yumuşak bir ses tonuyla konuştu:
"Gondor kralları artık eskisi kadar güçlü değil, iradeleri zayıflıyor ve bu taşları kullanamazlar. Ayrıca unuttun mu, ben de onu aramaya gidiyorum ve iyi biliyorsun ki onu bulmak bu taşların yardımıyla bile zor olacak".
Pallando, Alatar'ın iyi niyetine aldanarak ona hak verdi ve dikkat etmesi gerektiğini öğütledi. Alatar'ın elindeki taşlar, kayıp diye bişinen 7 Palantir'den sadece ikisiydi ve aradıkları şey ise Mouth of Sauron'dan başkası değildi.
[/spoiler]

 Çok beğendim. Aslında ilham alınması gerekilen bir hikaye. TWT'ye girmek istedim. dsd Dünde göz attım TWT'li mi olsam diyorum. :>
Yazmışsın. :D
Ekomar16'nın ileti sayısına hastayım