Melez

  • 18 Yanıt
  • 1495 Gösterim
*

Çevrimdışı couteaulumiere

  • *
  • 9
  • @couteaulumiere on wattpad
    • Profili Görüntüle
Melez
« : 18 Ekim 2017, 19:28:05 »
Konu: Couteau, İhtilal'in patlak vermek üzere olduğu Paris'in çalkantılı sokaklarında, geçmişi hakkındaki esrarlı gerçekleri su yüzüne çıkartmaya ve bunu yaparken de hayatta kalmaya çalışan bir gençtir. Ancak yaptıkları sonunda, kökeni milattan önceye dayanan, dünyanın özgürlüğü için elini kana bulamaktan çekinmeyen tehlikeli bir tarikatın kapısı aralanacaktır.

Spoiler: Göster
Sabah güneşinin altın renkli hüzmeleri birkaç sıçan ve güvercin ile paylaştığım odamın penceresinden süzülerek göz kapaklarıma vuruyordu.
Soğuktan dolayı uyuşmuş parmak eklemlerimle gözlerimi ovuşturarak doğruldum, hareketimle birlikte dibimde kıvrılmış duran bir fare karanlık bir köşeye kaçtı.
‘’Lanet sıçanlar!’’ diye söylendim.
Üşüyordum, şubat ayının başından beri bu köhne evin, en sağlam görünen odasına kalıyordum. İhtilal dolayısıyla ayaklanan halkın ateşe verip çürümeye terk ettiği bu bina şimdi bana ev sahipliği yapıyordu.
Ayağa kalktığım anda ürperdim, kırık pencerelerden esen soğuk rüzgar birkaç kar tanesini odaya savururken sırtımı dondurdu.
‘’Hareket etsem iyi olacak!’’ diyerek olduğum yerde sıçrayıp odanın çıkışına yöneldim, birkaç kez donarak geberme tehlikesi geçirdiğimden uyanır uyanmaz vücuduma sıcak kan pompalanması için küçük bir koşuya çıkmayı ihmal etmiyordum.
Başımı iki yana eğerek esnettim, kollarımı uzatıp parmaklarımı esneteceğim anda burnuma gelen duman kokusu ile duraksadım.
Havayı iyice kokladım.
‘’Barut kokusu mu bu?’’ dedim neredeyse fısıldayarak.
Yine şu kazkafalı radikaller milleti galeyana getirmek için bir yerleri ateşe vermiş olabilirdi. Gözlerim irileşirken hızla koridorun sonundaki merdivene yöneldim, ayağıma takılan kırık eşya ve fare leşlerini umursamayarak alt kata indim.
Ancak duyduğum bir sesle basamakların arkasına geçip siper alarak kulaklarımı dört açtım.
Koridorun hemen sonundan bir erkek sesi geliyordu, yutkunup başımı hafifçe basamakların arkasından çıkardım.
Konuşan kişinin yalnızca siyah çizmelerini görebiliyordum.
Kim bu be? Bulunduğum bina Les Invaldes semtinin ücra bir köşesindeydi. Yani pek sık uğrayan olmazdı, özellikle de böyle ziyadesiyle pahalı çizmeler giyen birinin 'ne işi var burada?' diye düşüneceğiniz türden bir yerdi.
Kaşlarım çatıldı. Adam konuşmayı kesti ve çizmeleri olduğum tarafa doğru ilerlemeye başlayınca başımı hızla öne çevirdim.
Bu herif de kim?!
« Son Düzenleme: 18 Ekim 2017, 19:34:10 Gönderen: couteaulumiere »

*

Çevrimdışı kaskal

  • *
  • 1080
  • Özgür yarınlara...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Melez
« Yanıtla #1 : 18 Ekim 2017, 20:25:09 »
Michel de Ponton: Couteau'nun gördüğü görüntüyü ben de gördüm. Ama aynı açıdan değil. Beni anılarına bağladıkları kişi Gilbert Fontenot isimli bir ekmek fırını işçisi idi. Hayatımda yaşadığım en akıl almaz ve en uçuk deneyimdi. Beni tıbbi analiz cihazı gibi ne olduğunu bilmediğim bir şeye soktular. Gözlerimi çok yüksek bir binanın çatısında açtım. Aşağı düşmek üzereydim, çok korkmuştum.

Basından Biri: Peki bunu dünyaya açıklamaya ne zaman karar verdiniz bay Ponton?

Michel de Ponton: Buradan sonra anlatacaklarım hem kendim hem de bunu izleyen herkes için çok büyük bir tehdit oluşturacak. Ama yapmak zorundayım.

Basın görevlileri birbirlerinin önüne geçmek için uğraşıp haberi basabilmek için bir kaos ortamı oluşturmuşlardı.

Michel de Ponton: (Nefes almadan hızlı hızlı konuşup bu yükten kurtulmak istiyordu) Hepimizi kontrol etmek istiyorlar. Burada uzaylılar ya da daha basit bir fraksiyondan bahsetmiyorum. Çok daha tehlikeli. Onlar insan. Kana susamış Kabilin soyundan geliyorlar. İnsanlık çok büyük tehlikede. Beni dinliyor musunuz? Hayır sadece birbirinizi yiyorsunuz!! Yaklaşan şeyin farkında değilsiniz. Dünya yok olmak üzere. Doğal afetlerden çok daha büyük bir güç! Hepimizi eritecek, kül olacağız. Çocuklarımız diye bir şey kalmayacak. Gelecek bir nesil olmayacak. Geriye sadece nokta kadar bir toprak parçası kalacak.

Kadın Basın Görevlisi: Ama bay Ponton anlamıyorum. Hem burada hem başka bir yerde nasıl olabilirsiniz?

Michel de Ponton: Animus sayesinde...

Yaşlı Basın Görevlisi: Animus da ne bir örgüt mü?

Michel de Ponton: Hayır! Abs..(Boynundan aldığı zehirli bir ok ile vurulur.)

Kulağında duyduğu son sesler yankılanmaktadır "Bay Ponton!"  "Aman tanrım onu vurdular" "Suikastçııııı!!!"

« Son Düzenleme: 18 Ekim 2017, 20:30:01 Gönderen: kaskal »

*

Çevrimdışı couteaulumiere

  • *
  • 9
  • @couteaulumiere on wattpad
    • Profili Görüntüle
Ynt: Melez
« Yanıtla #2 : 18 Ekim 2017, 21:31:38 »
Derin bir nefes alıp indiğim basamaklardan olabildiğince sessiz bir şekilde çıkmaya başladım.
Belki de adama önyargılı davranıyordum? Kim bilir, belki ot çekmek için tenha bir mekan arayan çılgın bir keş değil aksine benim gibi evsiz biçare insanları tespit edip onlara yardım eden yücegönüllü bir yardımseverdir?
Gözlerimi devirdim ve koridorun sağındaki ilk odaya dalıp kapıyı arkamdan yavaşça kapattım.
Adamın her ne arıyorsa bulmasını ve  buradan def olup gitmesini umuyordum.
Adamın çizmelerinin tahta basamaklarda çıkardığı sesler yaklaşırken nefesimi tuttum ve sırtımı buz gibi ahşap duvara yasladım.
Buraya girme. Buraya girme. Def ol git!
Sesler bulunduğum odanın önünde dururken çizmemdeki küçük hançeri çektim.
Adamı öldürebilir miydim? Yoksa önce bu in cinin top oynadığı yerde ne halt yediğini mi sorsaydım?
Ben zihnimdeki sorularla boğuşurken arkamdaki pencerenin pervazına bir karga konmuştu.
Hayvan ötmeye başlarken kapı aralandı.
Lanet olsun...
« Son Düzenleme: 18 Ekim 2017, 21:32:08 Gönderen: kaskal »

*

Çevrimdışı kaskal

  • *
  • 1080
  • Özgür yarınlara...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Melez
« Yanıtla #3 : 18 Ekim 2017, 21:57:46 »
Günümüzde..

Michel de Ponton ölürken debeleniyordu. İlk tuttuğu paçayı kendine doğru çekti ve yanına eğilen on dokuz yaşında genç bir ayakkabı boyacısı olan Lawrence'a bir şey söyledi ve hemen ardından öldü. Etrafındaki herkes onu tutmaya çalıştı ama o bir yan kesiciydi ve bir hışımla koşmaya başladı. Basın görevlileri ve orada rastgele bulunan bir trafik polisi arkasından caddeye koştu ama Lawrence çoktan bulduğu ilk deliğe saklanmıştı bile. Etraf sakinleşinceye kadar oradan çıkmadı.

Akşam Saatleri 22:10

Lawrence: Bu ne anlama geliyor? Söylediği şeyin bir anlamı olabilir mi? Keşke okuma yazma bilseydim. (Lawrence gördüğü tüm gazetelerde Michel de Ponton'un fotoğrafını görüyordu ama neler yazdığını anlayamıyordu.)

Zengin Bir İş Adamı: Hey ayakkabılarımı parlatabilir misin delikanlı?

Lawrence: Tabi efendim; bu benim işim.(Lawrence duyduğu kelimeyi zihninin arkasında bir yere attı ve işini yapmaya devam etti.)

Kaldırımda, berber brandasının hemen altında ayakkabı boyatmak isteyenler için özel oturaklar vardı. Boyacılar oturmak isteyenlerden ekstra para alabilirlerdi.

Lawrence: Wisconsin'e yeni mi geldiniz?

Zengin İş Adamı: (Elindeki gazeteyi indirir ve yüzüne bakar) Sayılır. Neden sordun?

Lawrence: Hiiç. Üstünüzdeki kumaş çok kaliteli duruyor.

Zengin İş Adamı: Ve çok da pahalı. (Lawrence'a gülümser.)

Lawrence: (Yüzünde bir tebessüm uyanarak biraz da utanarak) Eğer bana o gazetedeki adamın kim olduğunu ve ne yazdığını anlatırsanız sizden para almam.

Zengin İş Adamı: Okuyayım öyleyse. (Gazetenin arkasını çevirir ve okumaya başlar.) Kısa bir süre önce tarihi eser kaçakçıları tarafından evinden kaçırılan Michel de Ponton, bu sabah mahkemeye başvurdu. Anlattıkları kale alınmayan Ponton basın muhabirleri ile temasa geçti ve onların tarihi eser kaçakçıları olmadığı beyanında bulundu. Uzun süredir tehdit mektupları aldığını belirten Ponton bu sabah Madison, Monona Terrace Halk Toplantı ve Konferans Merkezinin önünde basın açıklamasında bulunacak.

Lawrence: Resmi yazılardan pek bir şey anlamadım ama daha çok mahkemenin neden dikkate almadığını merak ettim. Onlara tam olarak ne söylemiş?

Zengin İş Adamı: Bugün sana ne söyledi? Hatırlıyor musun?
« Son Düzenleme: 19 Ekim 2017, 16:21:54 Gönderen: kaskal »

*

Çevrimdışı Shezi

  • *
  • 14
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Melez
« Yanıtla #4 : 19 Ekim 2017, 10:21:39 »
"Suikastçinin ismi Aybars bana benziyor türkiyeden fransaya gelmiş  babası tüccar iş için gelip suikastçileri görmüş ve etkilenerek bu kardeşliğe bir şekilde katılmış kendini görevine adamamış zevk için yapıyor o suikastçiliği suikastçilik onu değil o suikastçiliği seçmiş Edward Kenway gibi. Kendine güveni tam dövüşmekte hiç zorlanmıyor dövüşte çok iyi yine de kazanamayacağı dövüşlere girmiyor kaçmayı tercih ediyor 10 kişilik bir orduya karşı savaşamasada teke tekte assassinate eder atar. Görevlerden kazandığı parayla keyfine bakıyor kendine güzel bir ev almış parisin dışında bir yerlerde orada kendine haremini kurmuş seviştiği kızların haddi hesabı yok ama yinede hiçbirine ayrıcalık göstermiyor hareminde tüm kızlar Aybars ın biricik erkek kardeşi Aytunç a annelik ve öğretmenlik yapıyor onunla ilgileniyor e çocukta biraz şımarmış ama olsun biraz şımarlıklık iyidir Aybars kardeşi Aytunçu da bir assassin olarak yetiştirmeye çalışıyor 10 yaşındaki çocuğa düz duvara tırmanmayı öğretiyor çocuk beceremiyor doğal olarak canı çıkıyor garibanın ama olsun çalışarak herşey yapılabilir.Aybars kardeşlik içerisinde belli bir mevkiye ulaşmış görevleri kendi seçebiliyor görev verebiliyor istihbarat bilgisi var kardeşlik onu biraz rahat buluyor ama Aybars bunu kardeşliği son derece iyi koruyarak telafi ediyor Arno Victor Dorian ile yakın arkadaşlar bazen beraber mesai dışında içki içmeye gidiyorlar. "

*Kılıcını hızlıca çeker ve karşısındaki düşmanın boğazına savurur
**Düşman boğazından şelale gibi kan akarken geriye doğru düşer
**Assassin umursamazca cesede basmamaya dikkat ederek yanından geçer ve düz koridorda ilerler**
**Koridorun sonundaki ihtişamlı kapıyı açar ve tapınakçı ile yüz yüze gelir bir anlık bakışmanın ardından assassin hınçla çalışma masasının üzerinden tapınakçının üzerine atlar ve yakalarından tutarak duvara yaslar**
**hidden blade tapınakçının boğazındadır**
**Bıçağı tam boğazına saplayacakken tapınakçı "dur" diye ciyaklar ve "kızım elizabeth i Colmar köyündeki bir arkadaşımın yanına götürürsen sana tapınakçıların gizli bir planı hakkında önemli bilgiler veririm,eğer kızımı bu şehirden götürmezsen tapınakçı tarikatı onu öldürecek. " Assassin soğuk kanlılığını koruyarak "konuş" der bunun üzerine tapınakçı "suikastçi kardeşliğinin sığınağı ifşa oldu bir kaç gün içerisinde bir grup tapınakçı sığınağa baskın yapacak! Şimdi kızımı güvende tutacağına söz ver!" Assassin kararlı bakışlarla "kızını güvende tutacağıma emin olabilirsin" der bunun üzerine sorumluluğunu yerine getirme bilinci ile yüzünde tekrar bir hınç ifadesi oluşur ve bıçağı tapınakçının boğazına saplar adamı yere usulca yatırıp gözlerini kapar ve odada bulunan pencereye koşar pencerenin çerçevesine basarak karşı binanın çatısına atlar dikkat çekmeden çatılarda koşar bölgeden uzaklaşır ve ıssız bir yerde yere inerek halkın içerisine karışır.
« Son Düzenleme: 19 Ekim 2017, 16:00:50 Gönderen: kaskal »

*

Çevrimdışı kaskal

  • *
  • 1080
  • Özgür yarınlara...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Melez
« Yanıtla #5 : 19 Ekim 2017, 16:19:23 »
(RP'ye hoş geldin Shezi. Sana durum ile ilgili ufak tüyolar vereceğim. Birincisi anlatıma öznel düşüncelerini katmamalısın. Yani çocuk biraz şımarmış dedikten sonra ama olsun şımarmak iyidir düşüncesi sana ait. Okuyan belki de şımarmanın yanlış ya da bir çocuğa tanınmaması gereken bir lüks olduğunu düşünüyor bunu bilemeyiz. O yüzden herkesin düşüncesine saygılı olmak zorundayız. İkincisi üslup ile ilgili. Eğer bu dediklerini bir karakter söylüyorsa ancak o zaman bir öznel düşünce dahil edilebilir. Ama sen kendi kimliğinle yazıyorsan bunu yapmamalısın. Üçüncüsü edebi dilinle ilgili. Bu konuda herkesin potansiyeli yüksek olmak zorunda değil ancak daha çok özen göstermeni diliyorum. Dördüncüsü birbiri ile çelişen ya da birbirine zıt düşen bölümler olmamalı. Burada direkt göze çarpan bu ifade "umursamazca" ile "dikkat ederek". Sonuncusu ve en önemlisi gerçeklik. Cümlelerimizi söylemeden önce insanlar bunu gerçekten söylemiş olabilir mi diye düşünmeliyiz. Yapmak istediğini bize gösterdin başta ben sevindim. Ve Türkçeyi düzgün kullanırken noktalama işaretlerine de uymalıyız. Biz okuyucu olarak cümlenin nerede bitip nerede başladığını bilemeyiz. Bunu belirtmek senin elinde. Aramıza hoş geldin.)

Günümüz..

Lawrence: Siz de onlardan birisiniz.. (Korkarak geriye doğru adım atar)

Zengin İş Adamı: Kimlerden?

Lawrence: (Yaşadığının etkisinden çıkamayarak) Bugün beni durdurmak istediler. Üstüme saldırdılar. Tonlarca insan. Benim gibi işinde gücünde olan bir ayakkabı boyacısından ne istediler?

Zengin İş Adamı: Adın ne delikanlı?

Lawrence: (Tereddüt eder. İsmini söylemek istemediği yüzünden bellidir ama bir anda ağzından çıkar) L.. L.. Lawrence..

Zengin İş Adamı: Bak Lawrence, dünyada bazen aklımızın ermediği şeyler olur.

Lawrence: Mesela?

Zengin İş Adamı: Mesela ben Vietnam meselesinin neden bu kadar uzun sürdüğünü hala anlayamıyorum. Ve Amerika'nın yenilmesini? (Onun kendini anlayacağını düşünerek
yüzüne bakar)

Lawrence: Savaşı mı kastediyorsunuz?

Zengin İş Adamı: Boşver evlat. Anlatmak istediğim şey şu; Bazılarına tarih öğretilir. Bazıları tarih yazılırken oradadır. Bazıları da tarihi yönetir.

Lawrence: Yani Amerika'nın yenilmesi bununla mı ilgili?

Zengin İş Adamı: Sana her şeyi anlatacağım. Ama burada görülmemeliyiz. Bana güvenebilir misin; öyleyse benimle gel?
« Son Düzenleme: 19 Ekim 2017, 16:23:14 Gönderen: kaskal »

*

Çevrimdışı Shezi

  • *
  • 14
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Melez
« Yanıtla #6 : 19 Ekim 2017, 18:00:19 »
Orada çelişki yok aslında.
« Son Düzenleme: 19 Ekim 2017, 18:04:56 Gönderen: Shezi »

*

Çevrimdışı kaskal

  • *
  • 1080
  • Özgür yarınlara...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Melez
« Yanıtla #7 : 19 Ekim 2017, 18:09:08 »
Umursamayan biri dikkat de etmez ya; o anlamda bir anlatım bozukluğundan bahsettim.

*

Çevrimdışı couteaulumiere

  • *
  • 9
  • @couteaulumiere on wattpad
    • Profili Görüntüle
Ynt: Melez
« Yanıtla #8 : 19 Ekim 2017, 22:37:48 »
Spoiler: Göster
Birkaç gün önce
Yumuşak samanların arasında, huzur içindeki uykumu bölen şey çiftçi kadının öfke dolu bağırışlarıydı.
"Sen Martin'lerin çiftliğine musallat olan veletsin! Seni küçük hergele!"
Uykudan yeni uyanmış bir şekilde doğruldum. Henüz ben ayağa kalkamadan kadın elindeki sabanın ucuyla karnımı sertçe dürttü.
Gözlerim irileşirken hızla ayaklanıp ahırın kapısına yöneldim. Kadın söylenmeye devam ediyordu;
"Lanet olasıca asalak seni! Ha! Defol! Defol git!"
Ahırın açık kapısından ve kadının saban fırlatma menzilinden çıktıktan sonra arkamı dönüp;
"Bende sizin ayak kokulu ahırınızda gecelemek için can atıyordum doğrusu!" diye bağırdım arsız bir ses tonuyla.
Adımlarımı hızlandırarak çiftliğin sınırındaki çitlerden atladım.
Budala kadın! Dün akşam bulduğum ilk kapalı alana girmek mecburiyetinde kalmıştım.
Dilenci çetelerinden birine yakalanıp elimin ya da ayağımın kesilmesindense, böyle bir kaçak hayatı sürmek daha cazip geliyordu.
Ah, elden ne gelir...
Çiftlikten epeyce uzaklaştıktan sonra Paris sınırına yakın bir ağacın altına oturup soluklandım.
Daha ne kadar böyle devam edecekti? Karşıma çıkan ilk yerde konaklayıp yalnızca hayatta kalmak için yaşamak... Peki bu katlanılamaz bir vaziyete geldiğinde ne yapacaktım? Bu koca şehirde yapayalnız bir şekilde yaşayıp yine o şekilde ölecek miydim?
En iyisi bu muydu? Elimden geldiği sürece hayatta kalmak için çabalamak... Hayatın anlamından ve amacından yoksun bir şekilde yitip gitmek.
Başka ne yapabilirdim ki?!
Elimden ne gelirdi?
Yalnızca ben.
Kimse yok.
Ancak kimseye de ihtiyacım yoktu. Tiksiniyordum tüm bu dar görüşü, kalıplaşmış insanlardan.
Tek düşündükleri ilkel arzularıydı. Daha fazlası yoktu. Ancak ben... Ben daha fazlasıydım.
Ağacın rüzgarın kuvveti ile savrulan yapraklarına bakıp yumruklarımı sıktım.
Hiçbir şeyin yolumda durmasına izin vermeyeceğim.
« Son Düzenleme: 19 Ekim 2017, 22:40:25 Gönderen: couteaulumiere »

*

Çevrimdışı kaskal

  • *
  • 1080
  • Özgür yarınlara...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Melez
« Yanıtla #9 : 19 Ekim 2017, 23:00:09 »
Çiftçi kadın ahırdan ayrıldıktan sonra barakaya yöneldi. Kocası barakanın önündeki samanların arasında yatıyordu.

Çiftçi Kadın: Uyan! Kalk! Bütün gün burada pinekliyorsun ama ahırımızda olup bitenden haberin bile yok değil mi!?

Çiftçi: Yahu beni rahat bırak sabahtan beri bir uyutmadın!

Çiftçi Kadın: Kalk dedim yoksa ayağımın altına alacağım!

Çiftçi yerinden kalkmaz ve çok da keyifli bir uyku sürmektedir. Kadın sonunda dayanamaz ve samanları üzerine devirir.

Çiftçi: (Dehşet içinde uyanır) Amaaan tanrıım Avusturya ordusu top atışına başlamııış!

Çiftçi Kadın: (İstifini bozmadan) Hayır, Avusturyalılar iki gündür saldırıya geçmedi. Sahi düşündüm de iki gündür yatıyorsun.

Çiftçi: Dırdırı bırak da neler oluyor anlat.

Çiftçi Kadın: Az önce ahırdan genç bir kız çıktı. Sakın seninle bir ilgisi olmasın?

Çiftçi: (Çok hazır cevap bir şekilde) Olur mu canım ben iki gündür uyuyorum.

Çiftçi Kadın: O zaman ahırdan gelen iğrenç kokudan da haberin yoktur?

Çiftçi: Ne diyorsun sen ne kokusu?

Çift birlikte ahırın kapısını aralar. Kadın kokunun geldiği yeri göstermek için önden girer. Çifçi kapının yanında tahtaların üzerinde kanlı el izleri görür.

Çiftçi: (takip ederek) Bu izler? Tanrım sen yardım et.

Çiftçi Kadın: Şu kokuya bir çare bul yoksa bundan böyle akşamları burada yatarsın!

Çiftçi, atların yattığı yerin kapısını açıp kokuya daha da yakınlaşmıştır. İçeri girip kapıyı kapayınca kapının arkasında kalan görüntü onu şok etmiştir.

Çiftçi: (Dehşetle karısına) Aman tanrım bu bir ceset!! Hemen koş askerlere haber ver o kadının peşine düşsünler. ÇABUK!

Çiftçi Kadın: Hemen gidiyorum sen hiçbir şeye dokunma! (tedirgin bir şekilde) Umarım başımıza kalmaaaz..

Çiftçi: Böylece kokunun nereden geldiğini de anlamış olduk..

« Son Düzenleme: 19 Ekim 2017, 23:10:30 Gönderen: kaskal »