Sultandan Gelen Emir [REAYA]

  • 74 Yanıt
  • 10029 Gösterim
*

Çevrimdışı doublecano98

  • *
  • 865
  • Adamsın SENTİNEL
    • MSN Messenger - caner_hassan@hotmail.com
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Sultandan Gelen Emir
« Yanıtla #70 : 26 Haziran 2011, 13:53:18 »
Süper olmuş.Bende ÖLÜM YADİGARLARI bölüm 6 'yı ekledim sayfa 4 'te ;)

*

Çevrimdışı Gilan

  • *
  • 298
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Sultandan Gelen Emir
« Yanıtla #71 : 19 Nisan 2012, 11:32:28 »
Süper olmuş. Ellerine sağlık. Resim işine bayıldım.

*

Çevrimdışı EspanolAuditore

  • Ruhumun alevi asla sönmeyecek !
  • *
  • 1599
  • Shieyueng
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Sultandan Gelen Emir
« Yanıtla #72 : 05 Mayıs 2012, 23:45:56 »
Dostum hikeyen gerçektende güzel ...

*

Çevrimdışı Ezio Audittore Da Firenze

  • *
  • 47
  • Ayakta ölmek,diz üstü yaşamaktan daha iyidir.
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Sultandan Gelen Emir [REAYA]
« Yanıtla #73 : 18 Mayıs 2012, 07:40:39 »
Ellerine sglk

*

Çevrimdışı Night Stalker

  • *
  • 449
  • Ne Mutlu Türk'üm Diyene !
    • Profili Görüntüle
Ynt: Sultandan Gelen Emir [REAYA]
« Yanıtla #74 : 08 Kasım 2016, 17:36:01 »
Bölüm 1 :
Spoiler: Göster
Sancak Bey gündelik işlerine başlamadan önce kahvaltısını etmekle meşgulken, çiftliğin kethüdası Yahya Efendi geldi önünde saygıyla eğildi.

"Beyim çiftliğin kapısında Sultan Kılıçarslandan geldiğini söyleyen bir ulak var ne yapmamızı emredersiniz?" diye sordu.

Sancak Bey adeti olduğu üzere sakalını sıvazlayarak iki düşündü bir söyledi.

"Alın içeri Yahya Efendi... Alın... Kuyunun başında su ikram edin misafirimize, İznik'ten bu yana yorulmuştur. Ben de şimdi Kuyunun başına geliyorum." dedikten sonra kalktı ve kendisine çeki düzen vererek kuyuya doğru yol aldı.





Kuyunun başına vardığında yüzünde bir tebessüm oluştu. "Bahadır Gazî, kardeşim hoşgeldin, Fakirhâneme safa getirdin. Hayırdır sen dövüşemeyecek kadar kocadın mı ki Sultan seni ordudan ayırıp ulaklığa sevketti?" Derken iki eski dost kucaklaştılar.

Bahadır Gazî 25 yıllık silah - arkadaşını yeniden görmenin sevinci ile tebessüm ederek, "Sancak Beyim, Kardeşim hoşgörmüşüm, gönlünün zenginliğinde sefa bulmuşum. Vallahi Sultan beni Ordudan ayırmadı; ama keşke ayıraydı da bir ömür senin yanına yaren olarak vereydi." diye takıldı arkadaşına.

Kısa birkaç hoşbeşten sonra Sancak Bey, Bahadır Gazî'nin geliş sebebini öğrenmek için ciddi bir tonla, "Hayırdır Bahadır, Sultana veya Kulanarslana bir hâl mi oldu?" diye sordu endişeyle.

"Hayır Sancak; ama senin için güzel bir haberim var; Gâvur elleri birleşerek üzerimize bir Haçlı Ordusu çıkarıyor. Sultan Kılıçarslan ise senin her gün rahmetli Mürsel için intikam yeminleri ettiğini iyi biliyor; bu nedenle sana teklif ediyor ki; Bursa, Bilecik, Bolu, Ankara ve dâhi İznikli Ahî kardeşlerimizi asker olarak eğitip cenk günü geldiğinde bu kuvvetin başına Emir rütbesi ile geçip ağabeyinin intikâmını tüm Haçlılardan ve Tapınakçılardan alacaksın.


Sancak alışkanlıkla sakalını sıvazlayarak düşündü ve meseleyi biraz kafasında tartıp, "Kardeşim, biliyorsun ki bu çok önemli ve ağır bir karar biraz düşünmeye ihtiyacım var. Bu akşam konuğum ol, beraber bu meseleyi istişare edelim, yarın sabah namazdan sonra sana kararımı söyleyeyim." dedi.

Bahadır Gâzî ince bir tebessüm etti. " Tabii ki Sancak, sen nasıl istersen kardeşim." dedi. Daha sonra iki arkadaş Sancak Bey'in çiftliğin içindeki köşküne doğru muhabbet ederek yol aldılar.


(Devamı gelecek; ileriki bölümlerde okuyucuya daha iyi hizmet sunmak için resimler çoğalacak, sanırım biraz uzun tuttum :) )


Bölüm 2 :
Spoiler: Göster
Sancak Bey'in çeşme niyetine icat ettiği küçük ark çiftliğin yanındaki dereden aldığı suyu ağar ağar cemaatin abdest alması için çiftliğin içindeki küçük mescidin şadırvanına akıtırken Bahadır Gazi bir yandan abdest alıyor bir yandan da kendisini suyun berrak şırıltısına kaptırmış bir şekilde Sancak'ın verdiği kararı merak ediyordu. Bütün bir gece konuşmalarına rağmen Sancak Bey rengini belli etmedi. Sabah sorduğunda ise sakin bir tebessümle karşılayıp "Sabır dostum, dün namazdan sonra dedim, eh eşek değiliz ya namazdan sonra söyliyeceğim." diyerek Bahadır Gazî'yi çatlatmayı başarmıştı.



Gün doğumunun kızarmaya yüz tutması ile Serkethüda Yahya Efendi Mescidin kısa minaresine çıkarak Dilkeşhâveran makamı ile Sabah Ezanını okumaya başladı;




"Allahu Ekber, Allahu Ekber;
 Allahu Ekber, Allahu Ekber;
 Eşhedû enla ilahe illallah,
 Eşhedû enla ilahe illallah,
 Eşhedû enne Muhammeden Resulullah,
 Eşhedû enne Muhammeden Resulullah,
 Hayya alel-salah,
 Hayya alel-salah,
 Hayya alel-felah,
 Hayya alel-felah,
 Es-salatu hayrun mine'n nevm,
 Es-salatu hayrun mine'n nevm,
 Allahu Ekber, Allahu Ekber,
 Lâ ilahe illallah...
"

Namaz bittğinde Bahadır Gazî seccadesini toplarken meraktan yerinde duramıyordu. Sancak ise eski arkadaşının haline baktıkça için için gülmekten kendini alamıyordu. Bahadır Gazî seccadesini toplar toplamaz Sancak Bey'in başına dikildi. "Sancak, kardeşim nedir kararın çatlattın beni meraktan." dedi.

Sancak seccadesini usulca kolunun altına aldı ve arkadaşına tebessümle "Dur... Önce Yahya Efendiye söyliyeyim de yolluk hazırlasın malum Sultan artık bizi bekler." demesi ile Bahadır Gazî'nin kahkahayı basması bir oldu.

Sancak'ın tamamen toparlanması Yahya Efendiye çiftlikle ilgili gerekli talimatları vermesi öğlene yakın sürdü. Öğlen güneş tepeye ulaşmadan iki arkadaşın atlarının nalları toprak yolu şimşek gibi dövüyordu...


İkindi vakti henüz geçmişti ki İznik Kalesinin sarp surları önlerinde belirdi. Bahadır Gazî sadağından  bir ok çekti ve İznik'in beş anakapısından doğu kapısı olan Lefke Kapısının (Diğer Kapılar; İstanbul Kapısı ( Kuzey ), Yenişehir Kapısı ( Güney ), Göl Kapısı ( Batı ) - Bunların dışında 12 adet talî kapı bulunmaktadır - ) yirmi adım kadar ilerisine attı, bu apaçık Sancak Bey'e meydan okumaydı. Sancak, Bahadır Gâzi'ye baktı ve sırıttıktan sonra nara attı atının boynuna iyice yatarak hız kazandı. İki arkadaş kendilerinden başka birde rüzgarla yarışırcasına  oka doğru yarıştılar... Oka ilk ulaşan Sancak Bey çevik bir hareket ile atından inmeden oku yerden aldı ve sahibine doğru dalga geçercesine uzattı. Bahadır Gazî alı al moru mor bir suratla oku sadağına koyarken, Lefke Kapısında Sancak Beyin kahkahaları çınlıyordu...




( Devamı gelecek, Bu bölüm biraz baştan savma gibi oldu sanırım  ??? )


Bölüm 3 :
Spoiler: Göster
Iki arkadaş Lefke Kapısına yaklaştıklarında Kapıdaki muhafızların çavuşu eli ile durmaları işaret etti. "Ağalar nereden gelirsiniz, nâmnız nedir?" dedi. Bahadır Gâzi atını bir adım öne sürerek "Bana Bahadır Gazî derler, dün Sultan Kılıçarslan'ın emri ile Karadin Köyünde ikâmet etmekte olan arkadaşım Sancak Bey'e ulak olarak çıktım, bu gün de vazifemi bitirmiş olup Sultan'ın emri üzere Sancak Bey ile beraber Karadin'den İznik'e döndüm. Desturunuz varsa Sultan'ı daha fazla bekletmek istemem!" diyerek aksi bir şekilde çavuşun cevabını beklemeden atını kapıya doğru sürüp şehre girdi. Sancak'ın merakla baktığını görünce "Beyinsiz herif. . . yedi senedir aynı görevde, şehir fethedileli 15 yıl oldu, ben 15 yıldır şehre girip çıkarken başka hiçbir kapıyı kullanmadım, sarsak hala benim kim olduğumu öğrenemedi!" diye homurdandı. Sancak Bey iznik çarşısından ve sokaklarından geçerken eski dostlarıyla ve silah-arkadaşlarıyla selamlaşıyordu.


(Sancak Bey iznik çarşısından ve sokaklarından geçerken eski dostlarıyla ve silah-arkadaşlarıyla selamlaşıyordu.)

Sarayın önüne geldiklerinde, Sancak Bey şöyle bir durup saraya baktı ve buradan en son çıktığı gün yaşananları anımsadı. Gözleri bulutluydu ama atının üzerinde dimdik mağrur bir biçimde duruyordu ve içinden intikam yeminlerini tekrar ediyordu. . .


( Sancak Bey şöyle bir durup saraya baktı. . . )

İkili atlarını Emr-i Ahur'un gönderdiği seyislere teslim ederek sarayın cümle kapısından girdiler. Sarayın cümle kapısında Emr-i Candar onları karşılayarak "Hoşgeldiniz Ağalar, buyurun ardıma düşün hele, Sultanımız şu anda Ehl-i Sâlip ( Haçlı ) illerinden gelen raporları okuduğu için sizi bir süre iç avluda bekleteceğim." diyerek önlerine düştü ve ikiliye iç avluya kadar eşlik ettikten sonra "Ben kendisine geldiğinizi bildireyim sizler o esnada biraz bekleyiniz." dedikten sonra iki arkadaşı saygılı bir şekilde selamlayarak çekildi. İki arkadaş sarayın iç avlusunda beklemeye başladılar. . .


( İki arkadaş sarayın iç avlusunda beklemeye başladılar. . . )


(Arkadaşlar en kısa zamanda devamı gelecek)


Bölüm 4 :
Spoiler: Göster
Emir-î Candar yaklaşık on beş dakika gibi bir süre sonra iki arkadaşın yanına döndü, " Ağalar böyle buyrun, Sultanımız Kılıçarslan Han Hazretleri sizin ile yirmi dakika içinde kabul salonunda görüşecek, o süre zarfında istirahat buyurmanızı emretti." diyerek iki arkadaşa yol gösterdi. İki arkadaş son derece sade bir biçimde döşenmiş olan kabul salonuna girdiler. Emr-i Candar'ın "Ağalar bir isteğiniz var mıdır?" sorusuna "Eyvallah, şükür ola ki Sultanımızın şefaatinden nicesine ihtiyacımız yoktur." deyip ellerini bağırlarına basarak eğilip selamladılar, Emr-i Candar selamlarına aynı şekilde mukabele ettikten sonra adet olduğu üzere ardını dönmeden kapıdan çıktı.


( İki arkadaş son derece sade bir biçimde döşenmiş olan kabul salonuna girdiler. )

Sultan Kılıçarslan Han odaya girince iki arkadaş derhâl ayağa kalkıp ellerini bağlayıp divân durmaya kalkıştılar; ancak Sultan onlara eli ile oturmalarını işâret ederek durdurdu. "Estağfurullah, Ağalar ne siz benim kulumsunuz ne ben Yaradanım, siz bana gerçek dosttan emanet dostlarsınız ben ise sadece size hizmet etmek ve sizi gözetmek ile yükümlü olarak gerçek dostun bir kuluyum." diyerek ikisinide ayrı ayrı kucakladı. Sancak Bey şehzadeliğinden beri ağabeyinin ve kendisinin yanından ayrılmadığı bu adamın sade giyiminin ve mütevazı tavırlarının değişmediğini görünce büyük bir mutluluk yaşadı. Sultan diğer sandalyelerden daha yüksek arkalığı olan ve üç basamak yükseltilmiş sandalyeye biraz suratını ekşiterek baktı ve oturdu. Oldum olası diğer insanlara üstünlük taslıyacak her türlü davranış ve sembolden kaçınmıştı; ama Saltanat makâmına gelmesi bazen onu bu tarz davranışlara ve sembollere mecbur bırakıyordu. Tahtları ve meclis içerisindeki diğer kişilerden daha yüksek oturakları da bu yüzden hiç sevmiyordu, bu yüzden oturmadan önce suratını ekşitmişti. Oturduktan sonra dostlarına döndü ve gülümseyerek "Sancak Bey, nasılsın kardeşim?" diyerek Sancak Bey'in hatrını sorduğunda Sancak Bey "Elhamdü'l İllâh Sultanım, bendeniz sağlığınıza duacıyım. Sizin sıhhatiniz umarım iyidir ve tabii ki ağabeyiniz Şehzade Kulanarslan'ın da." diyerek cevaplaması üzerine Sultan gülümseyerek " Şükür Mevlâya Sancak Bey, Ağabeyiminde benim de sıhhatimiz son derece yerinde, kendisi şu anda avda akşam yemeğinde bize dahil olacak." dedi. Sultan tekrar konuşmaya başladığında son derece müteessir görünüyordu "Sancak, Bahadır Gazî'nin de sana bildirdiği gibi  bizim İznik'i almamızdan sona Konstantin'in elinden çıkabileceğinden endişelenen Bizans İmparatoru I.Aleksios Komnenos bu yılın Mart ayında ( Mart 1095 ) Emilia-Romagna'da toplnan Piacenze Konsili'ne elçiler göndererek Papa II. Urban nâm Lagery'li Odo küffarından yardım dilendi. Nitekim başarılı oldu da. İstediği yardım üzerine Papa II. Urban nâm Lagery'li Odo doğduğu topraklar olan Frank Elinin Clermont şehrinde Clermont Konsilini topladı ve burada türlü bedbaht yalanlar ve mübağalalar ile halkı ve yöneticileri galeyana getirdi. Bunun üzerine önceden planladıkları üzere ateşi körüklemek için Puy Başpiskoposu Adhemar abartılı bir biçimde öne çıkıp Haç takıp Ehl-i Sâlip Seferi'nin ilk taliplisi oldu. Bunun akabindeki olaylar da zaten tahmin edeceğiniz şekilde gelişti, Papa'nın fermanları bütün avrupayı dolaşıyor bütün büyük şehirler de büyük kalabalıklar halinde birçok fanatik asker olmak ve Ehl-i Salip'e katılmak için toplanıyor." dedikten sonra "Bütün bu olanlar tamamen saçmalıktan öteye gidemiyor Sancak, biz savaşçı bir milletiz oyunlarımız bile savaş üzerine kuruludur; ama hiç bir zaman iki üç kişinin keyfine göre savaşa girmedik, Bütün bu olanlar ise üç kişinin kişisel hırsları yüzünden oluyor. Yüzbinlerce insanın kanı bu üç kişinin zevki yüzünden akacak. bu savaş değil dostlarım, bir cinayet... Bu koskoca bir cinayet... Allah bu meseleni mimarlarının iki yakasını iki cihanda da bir araya getirmesin." dedi ve Sancak Bey'e hitaben konuşmaya devam ederek "Sancak, senden bunu istemeye hakkım var mı bilmiyorum, ama senden bir isteğim olacak Bursa, Bilecik, Bolu, Ankara ve dâhi İznikli Ahî kardeşlerimizi cenk günü geldiğinde birer hüyelâ gibi savaş meydanında dikilmeleri ve pars gibi çarpışmaları için eğitmeni istiyorum. Düşündüm ki böylece hem ülkeyi savunmak için daha kuvvetli birliklerimiz olacak hem de sen Ehl-i Salip'in belkemiğini oluşturan sapkın Tapınak Şövalyelerinden ağabeyinin intikamını alacaksın. Kabul etmek ya da etmemek senin elinde kardeşim, kendini buna zorunlu hissetmemelisin." dedi. Sancak, Sultan'ın gözlerine baktığında onun da gözlerinin bulutlu olduğunu gördü ve Sultanın Ağabeyi Mürsel Bey'i ne kadar sevdiğini hatırladı, kalbinde ince bir sızı duydu ve gırtlağına tıkanıp kalan hıçkırığı zor bastırarak "Sultan'ım bu görev ile beni şâd ettiniz, elbetteki ahî kardeşlerimizi eğiteceğim, hatta onları öyle eğiteceğim ki sizin Candarlarınızdan bile daha üstün savaşçılar olacaklar." diyerek görevi kabul ettiğini bildirdi. Sultan gülümseyerek Sancak Bey'i yeni görevi ve Rütbesi için tebrik etti,  Bursa, Bilecik, Bolu, Ankara ve İznik Ahî  Loncalarının Şeyhü'l Meşâyıhlarına ulaklar gönderdi, Bahadır Gazîyi ise Abbasî Halifesine, Fatimi Halifesine, Büyük Selçuklu Sultanına ve Danişmendoğulları Beyine elçi gidecek elçi heyetleri oluşturması için görevlendirdi. Daha sonra yemek vaktinin geldiğini belirten borunun sesini duyduklarında hep beraber arkalarında Emir-i Candar ve diğer Candarlar olduğu halde Yemek salonuna geçtiler....


Bölüm 5
Spoiler: Göster
Yemek Salonuna girdiklerinde Kulan Arslan gür bıyıklarının arasından gülerek " Sancak, kardeşim, hoşgeldin." dedi ve kollarını iki yana açarak Sancak Beğ'i kucakladı. İki savaşçı birbirlerinden ayrıldıklarında Sancak "Hoşbulduk Şehzadem, nasılsın iyisin ya?" diyerek hem Kulan Arslan'ın karşılamasını yanıtladı hem de sağlığını sordu, bunun üzerine Kulan Arslan "Şükür kardeşim, gerçi gözlerim eskisi kadar iyi değil ava çıktığımda farkediyorum bunu... Yaşlanıyoruz Sancak, bizim de devrimiz geçiyor..." diyerek gülümsedi. Sancak Beğ masaya otururken "Hüve'l Bâkî, Şehzadem Hüve'l Bâkî ( Sonsuz olan sadece Allahtır )." dedi Kulan Arslan'ın gülümsemesine karşılık verek.

Yemek boyunca pekçok sohbet ettiler, eskiyi andılar, gâh gözleri doldu, gâh masa kahkahalara boğuldu. Emr-i Candâr'ın Sultan'a yatsı vaktinin yaklaştığını hatırlatması ile masadakiler Candarların koruması altında Camii'nin yolunu tuttular ve abdestlerini aldılar. O esnada Peygamber'in soyundan bir Seyid camiinin şerefesinden tatlı bir nevâ makamı ile yatsı ezanını okumaya başlaması ile camiiye girdiler, Sultan cemaatin önüne geçtiğinde Kulan Arslan, Bahadır Gazî ve Sancak Beğ hemen arkasında saf tuttular.


( ... kendini Rum Agop'un Meyhanesine attı. Agop’un meyhanesinde birçok eski arkadaşı ile karşılaştı, )


Namazdan sonra Sancak Beğ izin isteyerek şehre çekildi ve kendini Rum Agop'un Meyhanesine attı. Agop’un meyhanesinde birçok eski arkadaşı ile karşılaştı, sabaha kadar testileri devirip pek çok muhabbet ettiler, eski savaşları konuştular, şehit olan arkadaşlarını yad ettiler, ülkenin şu anki durumunu konuştular, sohbet bir ara Melikşah’ın ve Nizamü’l Mülk’ün ölümüne değindi, oradan da Alamut Kalesinde olanlara döndü konu geldi. Demircibaşı Ahmed Efendi ürpererek “ Kardeşler kulağıma gelen kadarı ile Hasan Sabbah fedailerin eğitiminde  “Biz sadece bir kişiyi öldürmekle kalmayıp, bin kişinin kalbine de korku tohumları ekeceğiz.” deyip cinayeti işledikten sonra bir yere kaçmamalarını ölüme gözleri kapalı halde gittikleri takdirde onlara Cenneti sunacağını söylüyormuş.” dediğinde Sancak Beğ yarı ciddi bir tonla “Vallahi kardeşlerim bizim elimizde de bu Fedailer gibi yiğit ve gözüpek kişiler olsa çok rahat küffarın ve doğunun küstah ve kibirli Şahlarına ve Krallarına bir bir boyun eğdiririz.” dedi. Bu sırada Demircibaşı Ahmed Efendi karşısında oturan Oduncu Rıza'yı hafifçe eli ile işaret ederek “ Kardeşim ne yiğitliklerini gördün şu esrarkeş eşkıyaların. Onca afyonu ha bu Oduncu Rıza’nın eşeğine yedirsek, o bile arslan kesilir.”  diyerek Sancak ta dahil masadakileri kahkahaya boğdu. Bu tartışma kimi zaman şakalaşarak kimi zaman ciddiyetle sabah ezanına kadar sürerken Sancak Beğ Meyhaneci Agop'un sürekli tazelediği testi testi şarabın da etkisi ile iki masa arkasındaki kapşonlu Acemin kendisini dinleyip takip ettiğini farketmedi bile...



( Meyhaneci Agop'un sürekli tazelediği testi testi şarabın da etkisi ile )



 ( Arkadaşlar gecikme için kusurabakmayın. Bu bölüm biraz geçiş bölümü olduğu için kısa oldu. ) :)




Harbi fişeqsiniz haa ;)
Dağda Üç Beş Domuz Sürüsü
Tutturmuş Bir kürdistan Türküsü
Eline Almış Bayrak Diye Bir Masa Örtüsü
Satsan Beş Para Etmez Ne Dirisi Ne De Ölüsü
Soyu Soysuz Olan Sensin Toprak Senin Neyine
İte itlik Yapıp Kafa Tutma Beyine
Anlasa Dediğimi Sokaktaki Köpek Ağlar Haline
Duy Ulan Soysuz Ne Mutlu Türk'üm Diyene !