Haşhaşinlerden Selahaddin'e: Gündüz gözüyle hayal görüyorsun

  • 10 Yanıt
  • 7928 Gösterim
*

Çevrimdışı kanbey

  • *
  • 5
  • Tarafını seç!
    • Profili Görüntüle
Selahaddin Eyyubi, uğradığı ilk suikast girişiminden sonra kendisine bu suikastı düzenleyen Haşhaşinlerin lideri ve "Dağın İhtiyarı" olarak bilinen ve Hasan Sabbah'ın ilk öğrencilerinden biri olan Reşideddin Sinan'a bir mektup yazdı. Bu mektupta tehditkar bir dil kullanmış olmalıdır ki, Sinan'dan aşağıdaki cevabı aldı:

"Mektubunu çok dikkatle okudum. Şunu çıkardık ki mektuptan, sen izi tehdit ediyorsun. Allah bilir, bu gerçekten çok hayret verici, filin kulağında bir sinek vızıldıyor ve bir sivrisinek bir heykeli sokuyor. Senden önce de böyle şeyler söyleyenler oldu, onları mahvettik. Kimsede destek olmadı onlara. Sen hakka karşı batılı mı savunuyorsun? Yanlış yollara girenler, başlarına neler geleceğini fark etmeliler. Dağlarda kartal yuvaları gibi yerleşmiş kalelerimizi yıkmaları için komutanlarına, emirlerinde, emirnameler yazıp duruyorsun. Sen gündüz gözüyle hayal görüyorsun. Öz kalıcıdır, boşuna uğraşma. Araz özü yok edemez, bunu öğrenemedin mi? Hastalıklar ruha bir şey yapamaz, yoksa bunu da mı bilmiyorsun. Peygamber Efendimizi, aslında çok güzel bir örnek verir ve der ki 'Hiç bir peygamber benim gibi takibata uğramadı'. Onun ailesi ve destekçilerine neler olduğunu bilirsin. Şimdi de aynısı sürüp gitmektedir. Bizim nasıl ortaya çıktığımızı ve her biri şehadet dileyen adamlarımızın kimler olduğunu bilirsin. Atasözümüzdeki gibi, sen ördeği suyla mı korkutuyorsun? Zorluklara, tehlikelere hazırlan öyleyse ve ölüme karşı zırhlar kuşan. Sana, senden ölüm göndereceğim. Ölümün kendi ellerinden olacak.Allah için bu zor değildir elbette. Sözün kısası, sen kendini koru ve Nahl suresinin başı ile Sad suresinin sonunu mutlaka oku evladım.

Kaynak:Atlas Tarih-Aralık 2011-10.Sayı


*

Çevrimdışı -Assassin-

  • *
  • 588
  • Nothing is true, everything is permitted.
    • MSN Messenger - bozkurt_onurcan@hotmail.com
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
benim bundan anladiğim bu mektubu selehaddin o batil kafami yazmiş

*

Çevrimdışı Raziel

  • *
  • 446
  • Nine-Tailed Fox
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
"Sana, senden ölüm göndereceğim." Bu sözden sonra dört buçuk atmaya başladığına eminim.

*

Çevrimdışı GrayWolf

  • *
  • 496
  • Bozkurt Dirilişi
    • Profili Görüntüle
Beyler bilemiorum ama bence Hasan Sabbahi   Selahaddin Eyyubi nin yanında hiç bi şey dill belliki bi şeyde yapamamış .Selahaddin kudüs ü almış biri şimdiki yahudilerin olan ve ezanı yasaklama aşamasına getiren yer  hasan sabbah kendi ismini duyuyrmayı amaçlamış yoksa öldürtmek dışında bişeyler yapmışda benimmi haberim yok

*

Çevrimdışı kanbey

  • *
  • 5
  • Tarafını seç!
    • Profili Görüntüle
mektubu hasan sabbah yazmıyor.

Benim bildiğim 1 süikast var o da fedai çadırını giriyor hançerliyor ama bir şey olmuyor. Zırhına işlemiyor :D Göz göze geliyorlar... Sonu malum zaten. Bu olaydan sonra tahta kulede yatmaya başladı diye okumuştum bi yerde ama nerede okuduğumu hatırlamıyorum.

*

Çevrimdışı İbni Tahir

  • *
  • 14
  • Tarafını seç!
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
çok büyük cesaret
Nothing is true,everything is permitted

*

Çevrimdışı Ruknud-Dīn Khurshāh

  • *
  • 30
  • Gaz Maskesiyle Gül Koklamam!
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Sonuçta Selahaddin Eyyubi (Kudüs Fatihin rahmetle anıyorum) suikaste kurban gitmedi ve bu haşhaşinlerin bize çok zararı oldu:S
Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir; bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!

Sultan Alparslan

Öncelikle bu mektup, Hassan Sabbah'ın halifelerinden (talebelerinden) Raşidüddin Sinan el-İsmaili'nin, namı diğer Şeyh-ül Cebel Sinan'ın (Dağların Şeyhi Sinan'ın), Kudüs Fatihi büyük sultan ve kumandan cennet mekan Selahaddin Eyyübi'ye yazdığı mektuptur. Mektubun yazılma sebebi ise, Selahaddin Eyyübi'nin bu korkak herife yazdığı tehdit dolu mektuptur. Sonrası ve sözüm ona bu artist herifin başına gelenler özetle şöyledir:

"Hasan Sabbah ekolünün başında olan Şeyh-ül Cebel Sinan, kesin yok edilmesi için suikastçılarını Selâhaddin Eyyûbî’nin üzerine gönderdi. İsmaîlî devletini yok eden Selâhaddin Eyyûbî’den intikam almak, Sinan’ın en büyük amacı olmuştu.

Kudüs’ü fethetme hazırlıkları yapan Selâhaddin Eyyûbî kumandanlarından birinin odasındayken, “kendi adamlarından sandığı” Haşhaşî fedaîlerinden biri elindeki bıçağı başına sapladı. Selâhaddin Eyyûbî, başındaki miğfer sayesinde ölümden kurtuldu. Suikastçı öldürüldü ama yine “kendi adamlarından sandığı” ikinci bir fedaî, ardından üçüncü bir fedaî daha saldırıya geçti, onlar da başarılı olamadı. Sinan, Selâhaddin Eyyûbî’nin gazabını üzerine çekmişti.

Kudüs’ü fethettikten sonra askerlerini toplayan Selâhaddin Eyyûbî, Sinan’ın kalesinin giriş ve çıkışını iyi bilen iki kardeş Zeydun ile Haldun’u komutan tayin ederek, iki ayrı ordu ile Sinan’ın kalesini başına geçirmesi için görevlendirdi. Ordunun biri Beyrut, diğeri Humus yolundan Sinan’ın bulunduğu Masyaf kalesine gidecekti. Selâhaddin Eyyûbî, komutanlarına yaptığı konuşmada, bu konunun çok önemli olduğunu belirtti.

“Bu memleketin içinde bir katil ve mücrim ini var. İnsanların başına belâ kesilen ve herkesin emniyetini tehdit eden bu katiller, bugün kuvvetli olduğumuz için inlerine çekileceklerdir, yeryüzünde izleri yokmuş gibi hareket edeceklerdir. Ama bizim zayıf anımızı da bekleyip, cinayetlerini sürdürmek isteyeceklerdir. Biz insanları bu hunhar insanlardan kurtarmaya karar verdik. Masyaf kalesini Sinan’ın başına yıkmak, insanlığa ve dinimize en büyük hizmettir.”

Kudüs’ün fethinden bir ay sonra on bin kişilik asker, iki ayrı ordu halinde Sinan’ın Masyaf kalesine doğru yola çıktılar. Şeyh-ül Cebel Sinan, bu ordudan çok korktu. Önce tehditler savurdu, ardından yumuşadı. Selâhaddin Eyyûbî’nin kumandanlarını rüşvetle, hediyelerle, çeşitli vaatlerle kandırmaya çalıştı. Fakat onu ve yaptıklarını çok iyi bilen kumandanlar, Sinan’ın aldatıcı vaatlerine kanmadılar. Ya teslim olmalarını, ya da savaşmalarını söylediler. Şeyh zavallı ve bitkin bir hale gelmişti. O zamana kadar hep kendini gizleyen adamlarıyla, sinsi suikastlerle, fedailerin hançerleriyle iş görmeye alışkındılar, karşı karşıya savaşmalarının yenilgiyi getireceği belliydi.

Bu arada iki baş Dai, gizli bir operasyonla Sinan’ı öldürüp uçuruma attılar ve Baş Daî Tavus yeni Haşhaşi lideri oldu. Selahaddin Eyyübi’nin komutanlarına mektup gönderdi. Sinan’ın öldüğünü, kendilerinin de artık bir daha kimseye zarar vermeyeceklerini belirtti. Selâhaddin Eyyûbî’nin kumandanı Emir Zeydun bir süre düşündü. Bu haşhaşiler şimdi böyle diyorlardı ama fırsatını buldular mı, cinayetlerini en acımasız biçimde sürdürmekten geri kalmıyorlardı. Yine de Tavus’un tekliflerini kabul edecekti ama Masyaf kalesini de yıkacaklardı. Tavus’a bu tekliflerini mektupla iletti. Tavus bir süre düşündü. Kalenin yıkılması çok kötü olacaktı. Başka bir teklif sundu. “Kaleyi yıkmayın ama işgal edin.”

Zeydun kabul etmedi. Ona göre bu teklif, onların iyi niyetli olmadıklarını gösteriyordu. Çünkü Selâhaddin ordusunun sürekli işgal edecek zamanı yoktu, zaten Selâhaddin Eyyûbî, şu anda bile haçlılarla uğraştığından, kendileri de ona katılacaklardı. Ayrıca kalenin yıkılmamasını istemek, fırsat kollamak anlamındaydı. Bu görüşte iletildi; ya kale yıkılacak, ya da savaş yapılacaktı. Tavus için savaşmaktan başka çare kalmadı. O sabah büyük bir fedaî ordusu kaleden çıkıp saldırıya geçti. Kanlı bir savaş olmasına rağmen çabuk eridiler. Üç gün üç gece fedailer kuşatmayı kaldırmak için kale dışına çıkmışlar ama başaramamışlardı. Tavus, kale kapısı ile bütün kaleyi çeviren müthiş uçurumu birleştiren köprüyü yıktırdı. Şeyh-ül Cebel’e ait bütün hazineler, kıymetli eşyalar uçuruma atıldı. Ama, Selâhaddin Eyyûbî’nin askerleri bir kaç gün içinde uçurumun üstüne bir köprü yaptı. Bunun üzerine Tavus kalan adamlarını taraçanın kenarına topladı ve uçuruma atlamalarını emretti. Onlar uçuruma atladıktan sonra geriye kendisi, baş daîsi ve haremdeki kadınlar kalmıştı. Selâhaddin Eyyûbî’nin askerleri köşke doğru geliyorlardı. “Haydi biz de cennete!” diye bağırdı Tavus ve hep birlikte uçurumdan aşağıya atladılar. Bir kaç saat geçmeden Masyaf kalesinin her tarafı Selâhaddin Eyyûbî’nin orduları tarafından ele geçirildi. Yüzyıllar boyu İslam dünyasını dehşete saçan Haşhaşilerin beli kırılmıştı. Daha sonra İlhanlı hükümdarı Hülagü tarafından tamamen ortadan kaldırıldılar."


*

Çevrimdışı Night Stalker

  • *
  • 449
  • Ne Mutlu Türk'üm Diyene !
    • Profili Görüntüle
Öncelikle bu mektup, Hassan Sabbah'ın halifelerinden (talebelerinden) Raşidüddin Sinan el-İsmaili'nin, namı diğer Şeyh-ül Cebel Sinan'ın (Dağların Şeyhi Sinan'ın), Kudüs Fatihi büyük sultan ve kumandan cennet mekan Selahaddin Eyyübi'ye yazdığı mektuptur. Mektubun yazılma sebebi ise, Selahaddin Eyyübi'nin bu korkak herife yazdığı tehdit dolu mektuptur. Sonrası ve sözüm ona bu artist herifin başına gelenler özetle şöyledir:

"Hasan Sabbah ekolünün başında olan Şeyh-ül Cebel Sinan, kesin yok edilmesi için suikastçılarını Selâhaddin Eyyûbî’nin üzerine gönderdi. İsmaîlî devletini yok eden Selâhaddin Eyyûbî’den intikam almak, Sinan’ın en büyük amacı olmuştu.

Kudüs’ü fethetme hazırlıkları yapan Selâhaddin Eyyûbî kumandanlarından birinin odasındayken, “kendi adamlarından sandığı” Haşhaşî fedaîlerinden biri elindeki bıçağı başına sapladı. Selâhaddin Eyyûbî, başındaki miğfer sayesinde ölümden kurtuldu. Suikastçı öldürüldü ama yine “kendi adamlarından sandığı” ikinci bir fedaî, ardından üçüncü bir fedaî daha saldırıya geçti, onlar da başarılı olamadı. Sinan, Selâhaddin Eyyûbî’nin gazabını üzerine çekmişti.

Kudüs’ü fethettikten sonra askerlerini toplayan Selâhaddin Eyyûbî, Sinan’ın kalesinin giriş ve çıkışını iyi bilen iki kardeş Zeydun ile Haldun’u komutan tayin ederek, iki ayrı ordu ile Sinan’ın kalesini başına geçirmesi için görevlendirdi. Ordunun biri Beyrut, diğeri Humus yolundan Sinan’ın bulunduğu Masyaf kalesine gidecekti. Selâhaddin Eyyûbî, komutanlarına yaptığı konuşmada, bu konunun çok önemli olduğunu belirtti.

“Bu memleketin içinde bir katil ve mücrim ini var. İnsanların başına belâ kesilen ve herkesin emniyetini tehdit eden bu katiller, bugün kuvvetli olduğumuz için inlerine çekileceklerdir, yeryüzünde izleri yokmuş gibi hareket edeceklerdir. Ama bizim zayıf anımızı da bekleyip, cinayetlerini sürdürmek isteyeceklerdir. Biz insanları bu hunhar insanlardan kurtarmaya karar verdik. Masyaf kalesini Sinan’ın başına yıkmak, insanlığa ve dinimize en büyük hizmettir.”

Kudüs’ün fethinden bir ay sonra on bin kişilik asker, iki ayrı ordu halinde Sinan’ın Masyaf kalesine doğru yola çıktılar. Şeyh-ül Cebel Sinan, bu ordudan çok korktu. Önce tehditler savurdu, ardından yumuşadı. Selâhaddin Eyyûbî’nin kumandanlarını rüşvetle, hediyelerle, çeşitli vaatlerle kandırmaya çalıştı. Fakat onu ve yaptıklarını çok iyi bilen kumandanlar, Sinan’ın aldatıcı vaatlerine kanmadılar. Ya teslim olmalarını, ya da savaşmalarını söylediler. Şeyh zavallı ve bitkin bir hale gelmişti. O zamana kadar hep kendini gizleyen adamlarıyla, sinsi suikastlerle, fedailerin hançerleriyle iş görmeye alışkındılar, karşı karşıya savaşmalarının yenilgiyi getireceği belliydi.

Bu arada iki baş Dai, gizli bir operasyonla Sinan’ı öldürüp uçuruma attılar ve Baş Daî Tavus yeni Haşhaşi lideri oldu. Selahaddin Eyyübi’nin komutanlarına mektup gönderdi. Sinan’ın öldüğünü, kendilerinin de artık bir daha kimseye zarar vermeyeceklerini belirtti. Selâhaddin Eyyûbî’nin kumandanı Emir Zeydun bir süre düşündü. Bu haşhaşiler şimdi böyle diyorlardı ama fırsatını buldular mı, cinayetlerini en acımasız biçimde sürdürmekten geri kalmıyorlardı. Yine de Tavus’un tekliflerini kabul edecekti ama Masyaf kalesini de yıkacaklardı. Tavus’a bu tekliflerini mektupla iletti. Tavus bir süre düşündü. Kalenin yıkılması çok kötü olacaktı. Başka bir teklif sundu. “Kaleyi yıkmayın ama işgal edin.”

Zeydun kabul etmedi. Ona göre bu teklif, onların iyi niyetli olmadıklarını gösteriyordu. Çünkü Selâhaddin ordusunun sürekli işgal edecek zamanı yoktu, zaten Selâhaddin Eyyûbî, şu anda bile haçlılarla uğraştığından, kendileri de ona katılacaklardı. Ayrıca kalenin yıkılmamasını istemek, fırsat kollamak anlamındaydı. Bu görüşte iletildi; ya kale yıkılacak, ya da savaş yapılacaktı. Tavus için savaşmaktan başka çare kalmadı. O sabah büyük bir fedaî ordusu kaleden çıkıp saldırıya geçti. Kanlı bir savaş olmasına rağmen çabuk eridiler. Üç gün üç gece fedailer kuşatmayı kaldırmak için kale dışına çıkmışlar ama başaramamışlardı. Tavus, kale kapısı ile bütün kaleyi çeviren müthiş uçurumu birleştiren köprüyü yıktırdı. Şeyh-ül Cebel’e ait bütün hazineler, kıymetli eşyalar uçuruma atıldı. Ama, Selâhaddin Eyyûbî’nin askerleri bir kaç gün içinde uçurumun üstüne bir köprü yaptı. Bunun üzerine Tavus kalan adamlarını taraçanın kenarına topladı ve uçuruma atlamalarını emretti. Onlar uçuruma atladıktan sonra geriye kendisi, baş daîsi ve haremdeki kadınlar kalmıştı. Selâhaddin Eyyûbî’nin askerleri köşke doğru geliyorlardı. “Haydi biz de cennete!” diye bağırdı Tavus ve hep birlikte uçurumdan aşağıya atladılar. Bir kaç saat geçmeden Masyaf kalesinin her tarafı Selâhaddin Eyyûbî’nin orduları tarafından ele geçirildi. Yüzyıllar boyu İslam dünyasını dehşete saçan Haşhaşilerin beli kırılmıştı. Daha sonra İlhanlı hükümdarı Hülagü tarafından tamamen ortadan kaldırıldılar."


Çok uzun okuyamadım ama iyi bişi anlatıyosun herhalde +rep
Dağda Üç Beş Domuz Sürüsü
Tutturmuş Bir kürdistan Türküsü
Eline Almış Bayrak Diye Bir Masa Örtüsü
Satsan Beş Para Etmez Ne Dirisi Ne De Ölüsü
Soyu Soysuz Olan Sensin Toprak Senin Neyine
İte itlik Yapıp Kafa Tutma Beyine
Anlasa Dediğimi Sokaktaki Köpek Ağlar Haline
Duy Ulan Soysuz Ne Mutlu Türk'üm Diyene !

*

Çevrimdışı assassin_alper

  • *
  • 1066
  • Nowhere left to run now
    • Profili Görüntüle
    • Facebook adresim budur.
    • E-Posta
Öncelikle bu mektup, Hassan Sabbah'ın halifelerinden (talebelerinden) Raşidüddin Sinan el-İsmaili'nin, namı diğer Şeyh-ül Cebel Sinan'ın (Dağların Şeyhi Sinan'ın), Kudüs Fatihi büyük sultan ve kumandan cennet mekan Selahaddin Eyyübi'ye yazdığı mektuptur. Mektubun yazılma sebebi ise, Selahaddin Eyyübi'nin bu korkak herife yazdığı tehdit dolu mektuptur. Sonrası ve sözüm ona bu artist herifin başına gelenler özetle şöyledir:

"Hasan Sabbah ekolünün başında olan Şeyh-ül Cebel Sinan, kesin yok edilmesi için suikastçılarını Selâhaddin Eyyûbî’nin üzerine gönderdi. İsmaîlî devletini yok eden Selâhaddin Eyyûbî’den intikam almak, Sinan’ın en büyük amacı olmuştu.

Kudüs’ü fethetme hazırlıkları yapan Selâhaddin Eyyûbî kumandanlarından birinin odasındayken, “kendi adamlarından sandığı” Haşhaşî fedaîlerinden biri elindeki bıçağı başına sapladı. Selâhaddin Eyyûbî, başındaki miğfer sayesinde ölümden kurtuldu. Suikastçı öldürüldü ama yine “kendi adamlarından sandığı” ikinci bir fedaî, ardından üçüncü bir fedaî daha saldırıya geçti, onlar da başarılı olamadı. Sinan, Selâhaddin Eyyûbî’nin gazabını üzerine çekmişti.

Kudüs’ü fethettikten sonra askerlerini toplayan Selâhaddin Eyyûbî, Sinan’ın kalesinin giriş ve çıkışını iyi bilen iki kardeş Zeydun ile Haldun’u komutan tayin ederek, iki ayrı ordu ile Sinan’ın kalesini başına geçirmesi için görevlendirdi. Ordunun biri Beyrut, diğeri Humus yolundan Sinan’ın bulunduğu Masyaf kalesine gidecekti. Selâhaddin Eyyûbî, komutanlarına yaptığı konuşmada, bu konunun çok önemli olduğunu belirtti.

“Bu memleketin içinde bir katil ve mücrim ini var. İnsanların başına belâ kesilen ve herkesin emniyetini tehdit eden bu katiller, bugün kuvvetli olduğumuz için inlerine çekileceklerdir, yeryüzünde izleri yokmuş gibi hareket edeceklerdir. Ama bizim zayıf anımızı da bekleyip, cinayetlerini sürdürmek isteyeceklerdir. Biz insanları bu hunhar insanlardan kurtarmaya karar verdik. Masyaf kalesini Sinan’ın başına yıkmak, insanlığa ve dinimize en büyük hizmettir.”

Kudüs’ün fethinden bir ay sonra on bin kişilik asker, iki ayrı ordu halinde Sinan’ın Masyaf kalesine doğru yola çıktılar. Şeyh-ül Cebel Sinan, bu ordudan çok korktu. Önce tehditler savurdu, ardından yumuşadı. Selâhaddin Eyyûbî’nin kumandanlarını rüşvetle, hediyelerle, çeşitli vaatlerle kandırmaya çalıştı. Fakat onu ve yaptıklarını çok iyi bilen kumandanlar, Sinan’ın aldatıcı vaatlerine kanmadılar. Ya teslim olmalarını, ya da savaşmalarını söylediler. Şeyh zavallı ve bitkin bir hale gelmişti. O zamana kadar hep kendini gizleyen adamlarıyla, sinsi suikastlerle, fedailerin hançerleriyle iş görmeye alışkındılar, karşı karşıya savaşmalarının yenilgiyi getireceği belliydi.

Bu arada iki baş Dai, gizli bir operasyonla Sinan’ı öldürüp uçuruma attılar ve Baş Daî Tavus yeni Haşhaşi lideri oldu. Selahaddin Eyyübi’nin komutanlarına mektup gönderdi. Sinan’ın öldüğünü, kendilerinin de artık bir daha kimseye zarar vermeyeceklerini belirtti. Selâhaddin Eyyûbî’nin kumandanı Emir Zeydun bir süre düşündü. Bu haşhaşiler şimdi böyle diyorlardı ama fırsatını buldular mı, cinayetlerini en acımasız biçimde sürdürmekten geri kalmıyorlardı. Yine de Tavus’un tekliflerini kabul edecekti ama Masyaf kalesini de yıkacaklardı. Tavus’a bu tekliflerini mektupla iletti. Tavus bir süre düşündü. Kalenin yıkılması çok kötü olacaktı. Başka bir teklif sundu. “Kaleyi yıkmayın ama işgal edin.”

Zeydun kabul etmedi. Ona göre bu teklif, onların iyi niyetli olmadıklarını gösteriyordu. Çünkü Selâhaddin ordusunun sürekli işgal edecek zamanı yoktu, zaten Selâhaddin Eyyûbî, şu anda bile haçlılarla uğraştığından, kendileri de ona katılacaklardı. Ayrıca kalenin yıkılmamasını istemek, fırsat kollamak anlamındaydı. Bu görüşte iletildi; ya kale yıkılacak, ya da savaş yapılacaktı. Tavus için savaşmaktan başka çare kalmadı. O sabah büyük bir fedaî ordusu kaleden çıkıp saldırıya geçti. Kanlı bir savaş olmasına rağmen çabuk eridiler. Üç gün üç gece fedailer kuşatmayı kaldırmak için kale dışına çıkmışlar ama başaramamışlardı. Tavus, kale kapısı ile bütün kaleyi çeviren müthiş uçurumu birleştiren köprüyü yıktırdı. Şeyh-ül Cebel’e ait bütün hazineler, kıymetli eşyalar uçuruma atıldı. Ama, Selâhaddin Eyyûbî’nin askerleri bir kaç gün içinde uçurumun üstüne bir köprü yaptı. Bunun üzerine Tavus kalan adamlarını taraçanın kenarına topladı ve uçuruma atlamalarını emretti. Onlar uçuruma atladıktan sonra geriye kendisi, baş daîsi ve haremdeki kadınlar kalmıştı. Selâhaddin Eyyûbî’nin askerleri köşke doğru geliyorlardı. “Haydi biz de cennete!” diye bağırdı Tavus ve hep birlikte uçurumdan aşağıya atladılar. Bir kaç saat geçmeden Masyaf kalesinin her tarafı Selâhaddin Eyyûbî’nin orduları tarafından ele geçirildi. Yüzyıllar boyu İslam dünyasını dehşete saçan Haşhaşilerin beli kırılmıştı. Daha sonra İlhanlı hükümdarı Hülagü tarafından tamamen ortadan kaldırıldılar."

Vay be iyi yazmışsın aga :o Hangi kitapta anlatılıyor bu

"Rien n'est vrai, tout est permis."

"Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf krallarına,

Yedisi taştan saraylarındaki Cüce hükümdarlara,

Dokuzu ölümlü insanlara, ölecekler ne yazık;

Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı'nda,

Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi'ne.

Hepsine hükmedecek bir yüzük,Hepsini o bulacak,

Hepsini bir araya getirip, karanlıkta birbirine bağlayacak

Gölgeler içindeki Mordor Diyarı'nda."

---------------------------------------------------

Bin ork akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin ork dev gibi bir orduyu yendik
                         

------------------------------------------------