İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Ruknud-Dīn Khurshāh

Sayfa: [1] 2 3
1
Yakın tarihin belkide en büyük ve en gizemli yapılanmalarından biri Kontrgerilla diğer adıyla Gladio'nun Tarihini bu yazıda okuyacaksınız.Emin olun ki okumakta pişman olmayacak ve çok şey öğreneceksiniz.


Hitler'i tasfiye edince rahat bir nefes alabileceğini sanan ABD ve Batı, faşistlerden sonra komünist tehditle karşı karşıya kaldığını gördü. Bir taraftan Rusya'nın yayılmacı eğilimi, diğer taraftan ABD ve Batı ülke halkları arasında 1917 devriminden beri sürekli yayılan komünist ideoloji, kapitalist dünyada yaygın bir korku oldu. Örneğin, İtalya'da komünistlerden duyulan korku sebebiyle Rusların geleceği beklentisi içindeydi herkes. Bir Rus işgalinde komünist sempatizanların Rus ordularına yardım edeceğine inanılıyordu.

Sınırlı Savaş ve Kontrgerilla'nın Doğuşu
Soğuk savaşın ilk yıllarında ABD'nin savaş stratejisi, nükleer silahların da kullanıldığı topyekün bir savaş esasına göre oluşturulmuştu. Fakat Kore, Vietnam, Kamboçya yenilgileri ile Küba'daki sosyalist devrim bu stratejinin bir işe yaramadığını gösterdi. Bu durum Amerika'yı yeni stratejiler arayışına itti. "Sınırlı Savaş" teorisi ve "Dolaylı Saldırı" kavramı gündeme geldi. Bu sıralarda hazırlanan Rockefeller Raporu'nda şöyle denilmektedir:

"Bizim güvenliğimizi sadece açık saldırılar tehdit etmiyor. Bu açık saldırılar yanında ondan daha tehlikeli, fakat saldırı görünüşünde olmayan başka cins tehditler de vardır. Bu tehditler; içerden yapılmak istenen değişme ve dönüşümlerdir. Bu maskeli saldırılar bazen iç savaş şeklinde, bazen demokratik akımlar ve reformlar biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda Yunanistan bize birinci örneği, Vietnam ikinci ve Ortadoğu olayları da üçüncü örneği verdi. Bizim amacımız bu ve buna benzer akımları önlemek olmalıdır. Bu akımlar, dikkatleri üzerlerine çekecek noktaya geldiklerinde, izlememiz gereken iki yol vardır. Gerek bizim, gerekse komünist olmayan diğer dünya devletlerinin güvenliğini sağlamak için; mahalli kuvvetler ve akımlar tarafından sıkışık durumda bırakılmış olan dost hükümet ve rejimlere silahlı yardımlar yapmak zorunluluğunu duymalıyız. Bu zorunlulukla yapılacak askeri müdahale, ne klasik askeri stratejiye uymakta, ne de geleneksel diplomatik müdahaleye benzemektedir. Bu askeri müdahalenin kendine özgü bir biçimi ve niteliği vardır." (1)

Finletter ise Sınırlı Savaş'ın gerekliliğini şöyle savunmaktadır:

"Amerika'yı hem intihar harbinden hem de içine düştüğü çıkmazdan ancak ve ancak sınırlı savaşlar kurtarabilir. Amerika'nın hür dünya liderliği ancak bu yolla devam ettirilebilir ve nihayet mevcut milletlerarası düzen ve ilişkiler gene bu cins savaşlar yardımıyla devam ettirilebilir. Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki, komünistlerin kışkırttığı ayaklanma ve statükoyu bozma hareketleri ancak sınırlı savaşlar yoluyla bastırılabilir." (2)

Kennedy'nin politik danışmanı Samuel P. Huntington'un sözleri de şöyledir:

"Önümüzdeki on yıl içinde doğrudan doğruya saldırılarla devletlerin sınırlarına tecavüz etmenin imkanları gittikçe azalmaktadır. Bu cinsten saldırıların yerini, devletlerin kendi sınırları içindeki hükümet darbeleri, gerilla hareketleri ve iç savaşların alması imkanları ise artmaktadır. Böyle bir durumda Amerikan dostu hükümetler için ABD silahlı kuvvetlerinin, hükümetlere veya hareketlere yardım maksadıyla kullanılmasıyla; ister istemez bu devletlerin içişlerine karışma ve müdahale etme sonucunu verecektir. Bu kaçınılmaz zorunlu müdahaleler; kullanılacak silahlı kuvvetlerle diplomatik amaçların iyice incelenmesini, değerlendirilmesini ve bunlar arasındaki sıkı ilişkilerin daima göz önünde bulundurulmasını gerektirmektedir. Bu bakımdan yeni bir stratejik kavrama ihtiyaç vardır. Kullanılacak silah ve taktiklerden, yapılacak siyasi ve askeri işbirliği için gerekli araçlara kadar, herşeyi hesaplayan bir strateji tespiti zorunlu olmuştur." (3)

Sınırlı savaş teorisyenlerinden Reterparet ve Sohnwshy'nin sözleri ise daha açık:

"Birleşik Amerika, hoşuna gitmeyen solcu veya solcu olmayan hükümetleri devirmek için gerilla taktiğini kullanabilir ve kullanmalıdır. Bu tip hükümetlerin en belirgin örnekleri, özellikle sosyalist ülkelere komşu veya yakın olan bölgelerde bulunmaktadır." (4)

Kissinger'in Türkiye'den bahseden sözleri
Kissinger şöyle diyordu: "Sınırlı savaş stratejisinin başlıca amaçları arasında en önemli bir yer işgal eden nokta, komünist ülkelere komşu olan ülkelerden başlayarak Latin Amerika ülkelerine kadar yayılmakta olduğunu gördüğümüz komünist kışkırtmalarını bastırmaktır. Komünist ülkelere komşu olan bölge Türkiye'den başlamakta ve Uzak Doğu Asya'ya kadar uzanmaktadır. Sınırlı savaşların yürütülmesi ihtimalinin en fazla olduğu yerler bu bölgedeki ülkelerdir. (5)

Dolaylı Saldırı Anlaşmalarının imzalanması
İkna faaliyetlerine girişilerek ABD'nin etki alanındaki ülkelerin yöneticileriyle ve tabi Türkiye ile de "Dolaylı Saldırı" anlaşmaları imzalanır. (6) ABD, ülkelerin sivil yöneticileri ile de anlaşma yapmayı denemiş, asıl anlaşmaları ise o ülkelerin askeri ya da istihbarat servisi yöneticileriyle yapmıştır. Bu anlaşmalar gizliydi, o kadar ki, en üst düzeydeki çoğu yöneticiler ve parlamentolar bile haberdar olmamışlardır. İtalya'daki Gladio skandalında ortaya çıkan bilgilere göre, Gladio örgütü, ABD ve İtalya istihbaratları arasındaki anlaşmayla kurulmuş olup kamuoyu ve parlamentonun haberi olmamıştır. (7)

NATO'nun kanatları altına gizlenen Kontrgerilla
Sınırlı savaş teorisyenlerinin önem verdikleri bir konu, NATO stratejisinin yeniden ele alınıp iyice gözden geçirilmesi ve Sınırlı Savaş stratejisine uygun düşen bir savaş hazırlığına NATO ortaklarının ikna edilmesiydi. (8) Bunun başarıldığı Gladio skandalı ile açığa çıkmıştır. NATO bünyesinde kurulan ACC (Allied Coordination Committee - Müttefik Koordinasyon Komitesi)'nin aralarındaki koordinasyonu sağladığı, yani komuta ettiği, NATO ülkelerinde kurulan antikomünist karakterli gizli yeraltı teşkilatlarının varlığı birçok NATO ülkesinin yetkilileri tarafından itiraf edildi. (9)

Bu arada Türkiye'deki durum
50'li yılların sonunda Türkiye'de sol akımlar gittikçe gelişmekte diğer taraftan da ABD ile peşpeşe ikili anlaşmalar imzalanmaktadır. Bu dönemde Türkiye, Amerika'nın en sadık müttefikidir. Bu durum 1964 yılı sonlarına kadar devam eder. Türkiye'de tıpkı Batı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi geniş bir anti-Amerikancılık akımı oluşmuş, Amerikan üslerinin, ikili anlaşmaların ve NATO'nun Türkiye'nin çıkarlarına aykırı olduğu söylenmeye, yazılmaya ve kamuoyu uyarılmaya başlanmıştır. Bu durum ABD'yi açık bir soğukluğa götürür ve ardından da sosyal uyanışı körletmek, boğmak için CIA'nın da yardım ve tertipleriyle örtülü faaliyetlere girişir.

Sınırlı Savaş taktiklerine ne zaman başvurulacaktı?
Amerikalı teorisyenlere göre Sınırlı Savaş taktiklerine başvurulacak iki durum sözkonusudur: 1. Hükümet ABD taraftarıdır, ayaklanma sözkonusudur. Ayaklanma bastırılmaya, pasifize edilmeye çalışılacaktır. 2. Ayaklanma ile ya da başka bir şekilde hükümet, ABD aleyhtarı bir değişime uğramıştır. Bu durumda askeri darbe ile ya da suikastlerle aleyhteki yönetici unsurlar bertaraf edilecek ve yerlerine dost unsurlar getirileceklerdir. Yani iki durumda da Sınırlı Savaş'a başvurularak ABD aleyhtarı akım ya da hükümetler safdışı edileceklerdir. Washington, bu politikanın gerçekleştirilmesini özellikle CIA eliyle yürütmektedir. Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde milli nitelik taşıyan, Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen hükümetlerin CIA tertipleriyle düşürüldükleri, örneğin, Musaddık, Peron, Betancourt, Goulart, Nukrumah, Lumumba ve benzerleri hatırlanırsa, Amerikan çevrelerinin bu ikinci meseleye ne kadar önem verdikleri kendiliğinden anlaşılır. (10)

Pentagon'un gerilla savaşı uzmanları bu tip savaşları üçe ayırmaktaydılar: Birincisi, sıcak savaşta orduya yardımcı olarak düşman işgali altındaki bölgede yürütülen gerilla savaşı, ikincisi, sömürgeci rejimlere karşı silahla ayaklanan gerillaların yürüttüğü gerilla savaşı, üçüncüsü ise, ABD aleyhtarı yönetimleri devirmek için Amerika'nın finanse ve teçhiz ettiği bazı sivillerce yürütülen gerilla savaşıdır.

"Ayaklanmaya Karşı Koyma" ya da Kontrgerilla taktikleri
"Dolaylı Saldırı" anlaşmaları çerçevesinde, Vietnam, Kamboçya ve benzerlerine yapılan Amerikan müdahalelerinin başarısızlığa uğraması ile yukarıda anlatılan taktikleri geliştiren ABD, bunlara "Ayaklanmaya Karşı Koyma" ya da kontrgerilla adını vermiştir. Operasyonlarda yerel kuvvet kullanımına ağırlık verilecek, bu kuvvetlere ABD lojistik desteği ve genel talimatları verilecektir. "Ayaklanmaya Karşı Koyma" ile amaçlanan hedeflerden biri de, ABD ve Batı aleyhtarı akımların mümkün olduğunca, gerilla savaşına girişebilecek güce ulaşamadan raydan çıkarılması, pasifize edilmesiydi.

Sonuç: Kontrgerilla ağları tüm Batı Avrupa'da örüldü
NATO kullanılarak uygulamaya geçildi. Üye olan her ülkede, az sayıda ve çok seçkin subaylardan oluşan anti-komünist direniş grupları kuruldu. Yunanistan eski Başbakanı Andreas Papendreu'nun açıklamasına göre, bu direniş grupları her yeni katılan NATO üyesine imzalatılan anlaşmalar çerçevesinde kurulmuş, böylece bu karanlık şebekeye her türlü eylem için açık çek verilmiştir. (11) Bu seçkin gruplara mensup subaylar, halkın anti-komünist kısmını örgütleyecek ve direniş ağı o ülkenin tümüne yayılacaktı. Amaç bir Rus işgali durumunda cephe gerisinde aktif hale gelerek halkı direnişçilere karşı ayaklandırmak, Rus ordularına karşı sabotaj, suikast ve benzeri yıpratma eylemleri ile direnişe geçmektir. Bu durumda gereksinim duyacakları silahlar da o ülkenin belirli yerlerine gömüldü. Genel bir askeri strateji çerçevesinde ağlar, bağlantılar, depolar ve gereçler hazırlanmış, ilgili ülkelerin savunma anlaşmalarıyla silahlı kuvvetlerinin devreye girmesi de kayıt altına alınmıştır. Sınırların ötesinde işbirliği yapacak ve ortak savunmaya gireceklerdir. (12) Ve artık kontrgerillalar hizmete hazırdırlar...

Dipnotlar:

1 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 297
2 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 260
3 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 296
4 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 301
5 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 261
6 Milliyet, 14 Kasım 1990, Ecevit'in açıklaması
7 Milliyet, 13 Kasım 1990, "Gladio, devlet çetesi"
8 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 264
9 Cumhuriyet, 15 Kasım 1990, "Süper NATO her taşın altında"
10 Amerikan Harp Doktrinleri, M. Fahri, s. 300
11 Yüzyıl gazetesi, 11 Kasım 1990
12 Gladio, Leo A. Müller, s. 36

ALINTI

2
Theodor Herzl, dönemin sultanı II. Abdülhamid'e Kont Nevlinski (bir Leh soylusu, II. Abdülhamit'in şahsi dostu) aracılığla Filistin'e özerklik ve Musevi ikametliği ister. Buna karşılık şu taahhütlerde bulunur:
Osmanlı Devleti’nin 33 milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamını ödeyelim.
İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın Frank’a mal olacak deniz filosu yaptıralım.
Devletin mali durumunu canlandırmak için 35 milyon altın lira faizsiz borç verelim.
Ancak, II. Abdülhamit teklifi kabul etmez ve şu yanıtı verir:
"...Bu meselede (Theodor Herzl) ikinci bir adım daha atmasın. Ben bir karış toprağı dahi satmam. Zira bu vatan bana ait değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsûldar kılmıştır. O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz..."
Kaynak:www.vikipedia.com

3
1947 ve Günümüz / 1980 Türkmen Liderlerinin Katliamı!
« : 22 Aralık 2012, 09:35:44 »
Irak'taki Baas rejiminin Türkler üzerindeki baskıları, 1979 yılında iyice arttı. Irak Türklerin lider durumunda olan önemli şahsiyetleri, 1979 yılında göz altına alınarak, ağır işkencelere maruz kaldı. Bunların arasında, Türkmen Kardeşlik Ocağı'nın uzun yıllar başkanlığını yapmış Emekli Albay Abdullah Abdurrahman ile Bağdat Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Necdet KOÇAK başta geliyordu. Ayrıca Abdullah Abdurrahman'ın yakın çalışma arkadaşı Dr. Rıza DEMİRCİ ve Müteahhit Adil Şerif de tutuklanarak, işkencelere tabi tutulmuşlardı. Bu tutuklamalar Türk halkı üzerinde büyük tepki ve üzüntü yaratmıştı.


Emekli Albay A. Abdurrahman, Irak ordusunda önemli hizmetler görmüş değerli bir subaydı. Ordudaki görevinden ayrıldıktan soma, Bağdat'ta açılan Türkmen Kardeşlik Ocağı'nın yıllarca başkanlığını yapmış ve hizmetlerinden dolayı, Irak'taki Türklerin büyük sevgisini kazanmıştı.

Doç. Dr. Necdet Koçak ise, Ziraat Makineleri alanında yetişmiş değerli bir uzman ve bilim adamı idi. Bağdat Üniversitesi'nde, Ziraat Makineleri Bölümünü kurarak, bu dalda yüzlerce öğrenci yetiştirmişti. Bunun ötesinde, insan sevgisi ve geniş hoşgörüsü sayesinde Türk toplumu arasında gerçekten çok sevilen ve sayılan kişiliğe sahipti.


Dr. Rıza Demirci; Orman Bakanlığı'nda Müsteşar, Ocağın çalışkan elemanı, öğrenci yurdunu kuran, gençlerin yetiştirmesinde büyük katkısından dolayı özellikle sevilen ve sayılan, sözü dinlenen bir kişi.Ayrıca, Kardaşlık Dergisi’nin çıkarılmasında, Irak Türkleri hakkında gerek coğrafik gerekse tarihi araştırmalar yapmasında, Irak’ta bulunan Türk nüfusunun yerleşim sahalarının tespitinde büyük çabalar harcamıştır.Dr. Rıza Demirci, Irak Ormancılık ihtisasındaki gelişmelere büyük katkılar sağlayıp, başarılı bir bilim adamı olduğunu da ispatlamıştır. Bununla birlikte milli şuuru yüksek, mütevazı, yardım sever, milli davasını her şeyin üstünde tutan, görevine bağlı ve cesur bir kişili-ğe sahipti.

Adil Şerif: Kerkük'te esnaf arasında, yardımlaşmayı, birleşmeyi, örgütleşmeyi isteyen, bu uğurda çalışır, maddi destek sağlardı. Baas yönetimi günlerce baskı ve insanlık dışı işkence ederek, Türklerin sevilen liderlerini suçlu göstermeğe gayret sarf etmesine rağmen, hiçbir sonuç alamamıştı. Özellikle şeker hastası olan A. Abdurrahman'a aldığı ilaçlar verilmeyince, gözlerini kaybetmesine ve karanlık bir dünyaya mahkûm edilmesine sebebiyet verilmişti.


Sonunda Bağdat yönetimi, Türk toplumuna korku vermek gayesiyle, Abdullah Abdurrahman, Necdet Koçak ve Adil Şerif 'i, 16 Ocak 1980 tarihinde idam etti. Ağır işkence altında can verdiği için, Rıza Demirci'nin akıbeti hakkında uzun yıllar cevap alınamadı. Ancak, 1998 yılında ailesine gönderilen bir yazıda; Rıza Demirci idam edilmiş. O'nu bir daha aramayın. Mezarı bulunulamadı. Türk toplumunun bu gözde ve değerli şahsiyetlerinin haksız yere idam edilmeleri, Irak Türkleri arasında büyük tepki ve nefrete yol açtı. Tek amaçları, ülkede insanca yaşama isteği gibi, Türk toplumunu en doğal hakkını savunan bu liderlerin idamları, Türk halkını yönetime karşı küstürdü.

Kaynak : http://www.haberkultur.net/

4
Burdan Çıkıcak Sonuç : Kızıllara Güven Olmaz ;D

Haha güzel oturmuş laf ;D ;D

5
Seninmi ingilizcen yeterli değil yoksa google translate inmi ?

siteye girip yazıyı oku istersen en alt seviye ingilizcesi olan bile orda adamın son cümlede ne dediğini anlayabilir

6
beyle osmanlı hareminde ne olduğuna dair çok çok az şey biliniyor bu günlerde yazılıp çizilenler ise çoğunlukla yalan dolan bi örnek vereyim siz çankaya köşkünde cumhurbaşkanımızın ne yaptığını biliomusunuz bilmiosunuz bu olayda öle ve yeni Türk neslinin ecdadını kötü bilmesini istiyor bazı güçler oyuna gelmeyelim.

7
beyler orada böyle bir cümlede geçiyor

Teşekkür Ederim,
Marco Lorenzo Auditore II

Bu site üstte yazan şahsa teşekkür ediyorsa o kişinin hala yaşaması gerekmez mi ? İnanmayanda siteye girip bakabilir.

8
Bence yoktur tarikat ozamana kadar ohoo .....

hayır arkadaşım sandığının aksine var fransız ihtilalinde kral idam edilirken kalabalığın arasından birisi çıkıp Jacques de molayın intikamını aldık diyor Jacques De Molay ise son tapınak lideri ve fransa kralı tarafından yakılarak öldürülüyor

9
bana bakın veletler sakın bunu yapmaya kalkışmayın yoksa pokemon gibi yasaklarlar oyunu bizde sizi değil hidden blade testere ile doğrarız bak adam olun

10
oyunu biterse sinema filmi çevrilebilir ;D ;D ;D

Belki Tiyatrolarıda Çıkar :D

Olabilir neden olmasın:D

Sayfa: [1] 2 3