Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
2
PC açıyorsun, oyunu açıyorsun, oyunu kapatıyorsun, PC açık, aradan vakit geçiyor, tekrar oyunu açıyorsun ama bu sefer oyun çalışmıyor?

Döngü bu mudur?
3
PC yi sabah kalkıp açtıgımda direk oyunu açıyorum ve oyun açılıyor ama daha sonra oyunu kapatıp tekrar açınca açılmıyor bu oyunu ne engelliyor olabilir ? Bunun sebebi nedir ?
4
Assassin's Creed Rogue / Ynt: Blueprint sorunu
« Son İleti Gönderen: Nizamülmülk 05 Kasım 2018, 16:25:47 »
Evet onu demek istemiştim. Üzgünüm bunun bir çözümü yok oyunu temi ettiğin yerdekilere sorman lazım.
5
Assassin's Creed Revelations / Piri Reis'in Haritası Üzerine bir Oturum
« Son İleti Gönderen: Nizamülmülk 05 Kasım 2018, 16:23:52 »
Ertan Özyiğit ve Beyza Hakan ile Kayıt Dışı (27.10.2018) program dikkatimi çekti sizlerle paylaşmak istedim.

6
Assassin's Creed Rogue / Ynt: Blueprint sorunu
« Son İleti Gönderen: Whale 03 Kasım 2018, 15:48:29 »
spot derken kopya demek istiyorsan evet bu kopya.
Bende araştırdım hiç bir yerde benzer bir sorun okumadım.

7
Assassin's Creed Rogue / Ynt: Blueprint sorunu
« Son İleti Gönderen: Nizamülmülk 02 Kasım 2018, 16:17:12 »
bu açık olmaları konusu sıkıntı, oyun spot mu?

zira biraz araştırma yaptım benzer sorun yaşayan yok
8
Assassin's Creed Rogue / Blueprint sorunu
« Son İleti Gönderen: Whale 02 Kasım 2018, 11:51:13 »
Merhaba arkadaşlar
Oyunda son görevlere gelmek üzereyim gemimi full geliştirdim.
ama blueprintler haritada görünmüyor. Hatta yerini internetten öğrendiğim bir kaç tanesini ziyaret edip buldum. ama sandıklar açık görünüyor ve etkileşime giremiyorum.
Haritada yada oyunda bunları alabilmem için yapmam gereken bir görevmi var?
Yardımcı olursanız sevinirim.
teşekkürler.
9
Assassin's Creed II / Venedik Sular Altında
« Son İleti Gönderen: Nizamülmülk 31 Ekim 2018, 14:30:55 »


"İtalya’nın kanallar şehri Venedik’te şiddetli yağışlar yüzünden yükselen sel suları nedeniyle şehrin yüzde 75’inin sular altında kaldığı belirtildi."
10
Assassin's Creed Odyssey / Assassin’s Creed Odyssey İnceleme
« Son İleti Gönderen: Nizamülmülk 31 Ekim 2018, 12:35:25 »


Assassin’s Creed serisinin en iyisi mi yoksa en kötüsü mü, Assassin’s Creed Odyssey nasıl bir oyun? Cevaplar incelememizde.
Serinin çekirdek kitlesinden olduğumu belirterek AC Origins incelemesinde yaptığım girizgahla Odyssey incelemesine başlamak istiyorum.

Assassin’s Creed oyuncuları olarak geri yaslanıp, sakin bir kafayla düşünüp, bir gerçeği kabul etmemiz gerekiyor. Assassin’s Creed oyunlarında hiçbir zaman gerçek bir suikastçı ile oynamadık. Karakterlerimizin hepsi birer savaşçı idi ancak işlerini gizlilikle yapmaya özen gösteriyorlardı. İlk oyunda Altair de böyle idi son oyunda Bayek de böyle. Neden direkt bu gerçekle giriş yapıyorum yazıya? Çünkü ortadaki sanat eseri birçok açıdan eleştiri yağmuruna tutulmuş, yahu “çöp” diyen dahi var.

Bu veryansına ek olarak Altair’in ağırlığını hala aradığımı belirtmek isterim, ama senaryo gereği, hikaye gereği Altair gibi diğer önemli şahsiyetlerin hepsinin aynı mizaçta olması beklenemez değil mi? İnsanlar klon değil, bir tuğla fabrikasından üretilen tuğlalar değiliz değil mi? İşte bu devasa ailede çeşitlilik arz eden karakterler var. Gerek geçmiş tarihte gerek günümüzde varlık gösteren farklı profillerle Assassin’s Creed evrenini anlamaya, anlarken eğlenmeye ya da sadece eğlenmeye çalışıyoruz. Artık şu “Seri öldü”, “Nerede o eski Assassin’s Creed’ler”, “Ezio reyiizzz” isyanlarını bir tarafa bırakalım. Bardağın boş tarafından bakmakta ısrarcı olanlar ortaya çıkan sanat eserlerinin tadını alamıyor, büyük kayıp içerisindeler. Yavaş yavaş artık incelemeye geçelim. Assassin’s Creed Origins’in yenilikçi adımları Assassin’s Creed Odyssey ciddi anlamda bir koşuya dönüştüğünü gözlemledim.



Hikaye ile başlayalım. Oyun karakter ve genel olmak üzere birbirine bağlı hikaye sarmalından oluşuyor. Yani siz karakterinizin kişisel hikayesini bitirdiğinizde aslında oyun bitmiş olmuyor daha genel hikaye, Assassin’s Creed evrenini ilgilendiren hikaye varlığını sürdürüyor. Büyük ve küçük yan görevlerin de yine bu iki ağaçla ilişkili olduğu gibi bağımsız bölgesel ya da bir NPC’ye özgün de olabiliyor. Peki hikayemiz ne, ana karakter kim? Assassin’s Creed Odyssey’nin ilk yeniliği burada kendini gösteriyor. Bir karakter değil Alexios ve Kassandra olmak üzere iki karakterden birini seçerek oyuna başlıyoruz. Ama belirtmeden geçmeyelim, evrene ait yazılı kaynak cephesinde Kassandra’nın hikayenin asıl karakteri olduğu doğrulanmış durumda. Yani benim gibi Alexios ile oyuna başlarsanız alternatif bir karakterler oynamış oluyorsunuz. Kassandra ise doğru seçim. Ama Ubisoft öyle bir ayarlamış ki hikaye aynen ilerliyor, değişen sadece beden. Valla oyun o kadar güzel ki ben oyunu Kassandra ile de bitiririm, zaten en az 2 sene boyunca Assassin’s Creed oyunu çıkmayacak, hatta incelemeden sonra yeni oyuna başlayayım ben.

Oyun başladığında diğer bir yeni özellikle karşılaşıyoruz. Diyaloglar ya da vakalarda karşınıza birden fazla seçenek çıkıyor. Şüphesiz bazıları yine aynı sonuca çıkarken bazıları da oyununuzda geri dönüşü olmayacak şekilde hikaye gidişatına yansıyor. İlk seçiminize, eğer oyunu alırsanız, yardımcı olayım, iki haydut size musallat oluyor. Haliyle tokatlıyorsunuz. Ve sonuç olarak size iki seçenek sunuluyor. Ya canlarını alacaksınız ya da salacaksınız. Merhamet ederseniz ilerleyen saatlerde karşınıza adam toplayarak çıkan bu ahmakları Hades’in yanına gönderiyorsunuz. Diyalogların en güzelleri Yunan filozofları ve devlet adamlarıyla karşılaştığınızda girdiğiniz zaman açığa çıkanlar. Şu satırları yazarken Alexios’un Sokrates’e ile girdiği diyaloglar hala aklımda.



Peki karakter seçimini yaptık, oyuna başladık, neyiz, neciyiz? Yunanistan, kısmen Makedonya, Adalar ve Girit’ten oluşan devasa dünyada bir kader mahkumuyuz. Oyuna Kefalonya’da başlıyoruz. O zamanki inançların parçaladığı bir ailenin üyesiyiz. Kader bize en zor zamanımızda gülümsüyor, pek zararlı olmayan ama paraya düşkün bir şahsiyet olan Markos’un ekibinde yeniden hayata tutunuyoruz. Ömrümüz misthios, yani mercenary, Türkçesi paralı asker olarak sürüp gelmiş bu ana kadar. Markos’un işlerini görüyor ve onu koruyoruz. Ancak elimizde olmayan, kaderin bizi sürüklediği bir görevimiz var, oyunun başında saatler geçirdikçe kader sizi aslına çağırıyor. Olmamız gereken kişi olma yolunda ilerliyoruz. Kefalonya’dan çıkıp, oynayış tarzınıza bağlı olarak 20 ile 100 saat arasında gidip gelen harika bir serüvene atılıyoruz.

Yetenek ağacında değişimler olmuş. Ama konsept aynı diyebiliriz. Assassin, Warrior ve Hunter olmak üzere üçe ayrılan bir yetenek ağacımız var. Yeri gelince sessiz işlerimi halletim, yeri gelince göğüs göğüse mücadele ettim. Paşa gönlümün keyfine göre üç yetimin getirilerini aynı anda kullandığım da oldu. Bu özgürlüğün sunulmasına asla hayır demiyorum. Origins’e nazaran bazı yetilerimiz bize bol bol fatality yapma imkanı da sunuyor. Çünkü sadece istatistiki açıdan geliştirme sağlamıyor direkt animasyonları, oyun tarzımızı güçlendirecek saldırı tiplerini de içeriyor. Ayrıca bu özellikleri de 3. seviyeye kadar geliştirebiliyorsunuz. Origins’in yetenek ağacına göre daha az seçenek olsa da kesinlikle daha oturaklı ve dolgun olduğu bir gerçek. Tek eleştirdiğim nokta bir süreliğine silahlarınız ateş ve zehir saçan aletlere dönüştürüyor olabilmeniz ve bu anlarda silahınızı cayır cayır yanıyor oluşu ya da sis bombası atmış gibi yeşil zehir dumanı saçıyor oluşu, bu ciddiyeti düşürmüş. Efektlerin daha az ve kısık olmasını yeğlerdim. Ben gerçekçiliğin baltalandığını düşündüğüm için bir hançerim dışında (zehirli) ne bu yetileri aldım ne de kullandım, eksikliğini de aramadım.



Assassin’s Creed iyi bir rol yapma oyunu olma yolunda ilerliyor. Odyssey’de kaynak yönetimi önem kazanmış durumda. Gerek gemimiz gerek karakterin kıyafeti ve silahlarını çeşitli kaynaklarla daha güçlü hale getiriyoruz. Seviye atlatma ve karakter etki eden statlarını oynayış tarzımıza göre değiştirme (gem takma gibi düşünün) seçeneklerimiz var. İstatistik olarak değişim gibi görsel çeşitlilik de yeterli seviyede. Oyunda bir sürü set ve silah var, kendi içinde epic, rare, generic ve legendary olmak üzere 4’e ayrılmış durumdalar. Türlerine göre görünümlerinde de farklılık söz konusu. Bazı zırh setlerinin her parçasını giyince ek özellikleri de aktif oluyor. İster tüm seti giyin ister gözünüze hitap edecek şekilde zırh silah kombinasyonu oluşturun. Tamamıyla keyfinize kalmış. Ben warrior ve tüm hasarıma etki eden, çoklu düşman mücadelelerini hızlı atlatmaya ve özel düşmanları da birebir de sindire sindire bertaraf etme üzerine kurulu bir düzenleme yaptım. Zehirli hançerler ve ağır hasar veren bir balyoz kullanıyorum. Oyun sonunda da zevkine avcı, suikastçı ve savaşçı olmak üzere üç farklı set dizilimi de yaptım.



Grand Theft Auto: San Andreas’ı hatırlayın, oynamayan yoktur diye düşünüyorum, haritanın her bölgesi sokak çetelerinin mücadelelerine göre el değiştirirdi. Benzer bir sistemi hikaye gereği biz de Yunan Şehir Devletlerinin önde gelen ikisi, Atina ve Sparta, arasında görüyoruz. Hikaye MÖ 431’de başlıyor, tam da Peloponez Savaşı’nın patlak verdiği bir dönemdeyiz. İzole Kefalonya’dan çıktığımız andan itibaren bu savaşta yine paşa gönlümüze ve yer yer hikayeye göre taraf değiştiriyoruz. Savaşın tam yansıtılamadığı ve hissetirilemediğini düşünenlerdenim. Mesela Assassin’s Creed 3’teki iç savaş ve Assassin’s Creed 4’teki korsanlar ile devlet-i muazzamaların girdiği mücadelenin daha iyi anlatıldığını söyleyebilirim. Ama söylediklerim Assassin’s Creed Odyssey’nin bu işi kötü yaptığı anlamına gelmiyor. Peki savaş sistemi nasıl işliyor? Bölgelerde bulunan kaleler, garnizonlar, ordulara kaynaklık eden silah-tahıl merkezleri ve bölge yöneticilerine verdiğiniz zarar o bölgenin taraflar arasında kaçınılmaz fetih savaşının başlamasına sebebiyet veriyor. Kimi yerlerde deniz kimi yerlerde kara mücadeleleri aktif oluyor. Siz de iki taraftan birini seçerek savaşa girişiyorsunuz. Düşmana kayıp verdirdikçe savaşı yenme olasılığınız artıyor ve nihayetinde karşı taraf geri çekiliyor, bölge böylece taraf değiştirmiş oluyor. Şehirler siz etki etmeden de taraf değiştirebiliyor.

Oyun tasarım ve sunum açısından çok başarılı. Origins’teki tarihi atmosfer Odyssey’de kaliteyi artırarak beğeninize sunuluyor. Antik Yunan her yönüyle dijital ortamda karşınızda duruyor. Gece gündüz döngüsü, meditasyon, hava şartları, sizin dışınızda yaşayan doğa ve şehir hayatı… Her şey çok iyi diyebilirim. Güzel müziklerle de desteklenen bu atmosfer, oyunun saatlerce izlenebilecek bir portreye dönmesine vesile oluyor. Origins’te harita büyük olmasına rağmen birçok alanı aslında boştu. Odyssey’de ise gerek deniz gerek karadaki neredeyse her yer bir şekilde doldurulmaya çalışılmış. Denizde batıklar, karada gömüler ve mağaralar ya da ağaçların arasında varlık gösteren gizli garnizonlar… Gittiğiniz her yerde neredeyse bir şeyler bulabiliyorsunuz. Bundan bir tık sonrası The Witcher, Fallout falan demek… Umarım böyle bir yöne doğru evrilir seri, gidişat bu yönde diyebiliriz, zira her daim “şu koca haritayı neden yapıyor bu adamlar bari doldursunlar Skyrim’e çalsın oyun” veryansınlarını ben Assassin’s Creed 3’ten bu yana yapıyordum, hayallerim gerçek oluyor. Sonraki oyunu daha şimdiden beklemeye başladım diyebilirim.



Oyunun bildiğiniz üzere günümüz dünyasında geçen kısımları da var. Ben her zaman Assassin’s Creed oyunlarında bu kısımları anlatmadan incelemelerimi yayımlamışımdır, düzenimi bozmayacağım. Ama azcık değineyim. Arzu ettiğim şekilde oyunun çok küçük bir bölümünü oluşturuyor bu kısımlar. Ne yazık ki yine birçok soruya cevap bulacağız, gizemler daha da aralanacak derken yine sonraki serilere kalıyor cevaplar. Ek olarak daha fazla soru soracak evrene ait yeni şeyler öğreniyoruz, kuyu daha da dipsizleştiriyor. Daha fazla diyalog, daha açıklanabilir ve diğer serilerle bağlantıları daha iyi kuran söylemler görmek isterdim. Günümüz dünyasında geçen kısımlar bu doğrultuda ilerlerse Layla Hassan’ın yeni bir Desmond Miles olma potansiyeli var. Bakalım, göreceğiz…

Sözlerimi sonlandırmadan önce Ubisoft hakkında birkaç kelam etmem lazım. Öncelikle işini bilen oyuncularda etkisi ve edinme duygusu görülmeyen ama yine gerçek parayla oyunun içeriğini zenginleştiren ve kolaylaştıran mini paket seçeneklerinin var olduğunu belirtmem lazım. İşini bilen oyuncu olup, özellikle konsoldakilerin hareket alanı kısıtlı, hayat meşgaleleri yüzünden birçok kişi eğlence yarım kalmasın diye ana oyun dışında ekstra devasa paralar vererek bu paketleri almak zorunda kalıyorlar. Zaten oyun tek başına pahalı bir de bu yetmezmiş gibi paketler, DLC’ler derken oyuncuyu birer yolunacak kaz olarak gördüklerini rahatlıkla söyleyebilirim. Firmanın 3. parti oluşumlarla kurduğu çıkar ilişkisi yüzünden eski donanım sahipleri oyunu oynayamadı başta ama sonra baskılara dayanamayıp yama çıkardılar, o zillet süreci de hatırlatmamız lazım. Düşünsenize Origins’i oynayan sistemler Odyssey’i sırf 1-2 satır kod yüzünden başlangıçta oynayamadı, birkaç kişi değil on binlerce kişiden bahsediyorum, bunlardan birisi de benim (Bkz 1, 2). Ayrıca bu güzel oyunların yapımında çalışanların kaç saat çalıştırıldığı ise bir meçhul. Geçen Rockstar’ın işçilerinin haftalık çalışma saatleri açığa çıkmıştı. Çalışmasınlar diyenleriniz olabilir “senin yerinde olmak isteyen kapının 1 adım ötesinde binler var” sözünü o patronlar kaç kere söyledi acaba… Londra semalarını kara bulutlarla kaplayan o sanayileşme, o emperyalist acımasızlığı, o merkantalist eziciliği hızını hiç kesmeden yardıra yardıra ilerliyor. Ortada güzel bir oyun var ama bu güzel oyunun geliştirme evresinde ezilen işçiler, gözyaşı, buhran ve cebimizin içerisindeki parayı geçtim toza dahi göz diken bir düzen olduğu gerçeğini de aklınızdan çıkarmayın. Oyunun ve oyunların Ubisoft nezdinde arka planına da değindik, genelde AAA kalite yapımlarda düzen böyle, bu bilinçle oyunları edinin ve etiğin çiğnendiği anda sözlerinizi her platformda dile getirmekten geri çekinmeyin. Yukarıda link verdiğim 2. haber oyuncuların başarısının birer delili.



Yukarıdaki kara lekelerin dışında bir kötü durum daha mevcut. Firmanın politik doğruculuğuna da değinmem lazım. Ubisoft’un farklı karakter seçeneği sunması, politik doğruculuk ile alakalı. Biliyorsunuz son yıllarda ABD üzerinden esip gelen ve dünyayı kavuran cinsiyete dayalı etiğin çiğnendiği, fıtratın, biyolojinin ve pedagojinin hiçe sayıldığı bir akım var. Ubisoft zaten bu akıma Watch Dogs 2 ile katılmıştı. Aynı işi şimdi Assassin’s Creed Odyssey’de de yapmış. Seçilebilir erkek ya da kadın karakterden bahsetmiyorum ben. Bu seçeneğin sunulması güzel ama cinsellik içeren diyaloglarda kadın ve erkek karakter diyaloglarında eşcinsellik de mevcut. Antik Yunan’daki eğilimleri bilirim, antik olmasına da gerek yok bu dönemde de bu akımlar var, kendi özel hayatları çerçevesinde kaldığı sürece kimin neyi sevdiği, neye taptığı benim zerre umurumda değil ama RPG öğeleri ve özgünleştirmenin giderek daha iyileştiği oyunlarda neden bu konuda karakterim darlanıyor? Diyaloglarda bu eşcinsellik içerikleri geçebiliyoruz ama geçseniz dahi, mesela hikayedeki bir erkek karakter gelip sizin karakterinizi yanağından öpebiliyor. Bu kabul edilebilir değil. Politik doğruculuğun bu denli dayatılması oyunun, alenen oluşturulmak istenen, oyun jargonunu bilenlerin de yabancı olmadığı gerçek tapınakçı zihniyetinin işlerine alet edildiğini doğruluyor. Kaygı verici.

Şu karanlık yüzü bir tarafa bırakayım yoksa bitmeyecek yazı, benim kaygımı ve veryansınlarımı anladığınızdan hiçbir şüphem yok. Şimdi artık oyun hakkında son sözlerime geçebilirim. Tarihi ve dijital oyunları sevenlerin favori serisi Assassin’s Creed ailesi harika bir üyeye kavuşmuş durumda. Teknik açıdan ilerlemenin çıtası Assassin’s Creed Odyssey ile en yükseğe taşınmış. Ailenin teknik açından en iyi üyesi daha iyisi gelene kadar Assassin’s Creed Odyssey, net! Manevi olarak hala Assassin’s Creed ve Ezio’nun serüvenlerinin anlatıldığı Assassin’s Creed 2, Brotherhood ve Revelations ilk sıradalar. Assassin’s Creed evreninin Antik Yunan dönemlerini merak ediyor, rol yapma öğelerini de seviyorum diyorsanız Odyssey de zaten bunu vaat ediyor ve başarıyor da. Ben Ubisoft’a aşırı kızgınım ama ortaya çıkan eserin de hakkını vermek zorundayım. Assassin’s Creed Odyssey terapi gibi bir oyun, açığa çıkan görüntüler, foto moduyla kıyamete kadar hafızada kalacak cinsten. Harbi tadı damağımda kaldı. Bu övme, bu taltif tarihi sevmenin yanı sıra oyunun kendisinin kalitesiyle de alakalı. Yani sen bir tarih ve Assassin’s Creed fanboy’usun demeyin. Hadi ben kaçtım. Şu serüveni farklı tarzda bir de Kassandra ile bitireyim :)



ARTILAR

Artan RPG içeriği
Atmosfer
Müzikler
Bol bol görev
Hikayenin dallanıp budaklanması
Kaynak yönetimi
Antik Yunan Dünyası
Gelişen, daha kanlı dövüş dinamikleri

EKSİLERİ

Politik doğruculuğun yer yer oyuncuyu rahatsız etmesi
DLC-Season Pass-Microtransaction
Peloponez Savaşı'nın anlatımındaki sığlık
Hız/koşma dinamiğine karar verenin oyuncu değil oyun olması

PUANIM 90

İnceleme bana ait, ilk olarak burada yayımlandı http://www.oyunfest.com/assassins-creed-odyssey-inceleme.html
Sayfa: [1] 2 3 ... 10