İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - S. Dülger

Sayfa: [1] 2 3 ... 5
1
Assassin's Creed 1092 Sohbet / Altair Figürü
« : 30 Mart 2013, 00:26:53 »
Merhaba arkadaşlar.

Oyun serisinin tamamını elde etmemle birlikte içimde AC'ye özel bir köşe yapma isteği oluştu. Bu yüzden Altair, Ezio ve Connor figürleri alacağım.

Fakat şöyle bir durum var, Türkiye'de figürler gerçekten aşırı pahalı. Ebay gibi sitelerde ucuz fakat hangisi daha iyi olur tam olarak anlayamıyorum.

Bu konuda bilgili bir arkadaş varsa yardımcı olabilir mi?

2
Assassin's Creed / Videolu Senaryo Çevirisine Devam Edeceğim
« : 07 Şubat 2012, 00:31:45 »
Merhaba arkadaşlar.

Hepinizin bildiği gibi Assassin's Creed oyununa videolu olarak altyazı çevirisi yapıyordum.
Bu işte ilk başta Mr.CooL ile çalışmaya başladık. Ancak bir süre sonra kendisi devam edemeyeceğini bildirdi.
Bende forumda yardım konusu açtım ve yalovaboy bana ulaştı.
Çevirileri yollamaya devam ettiğim takdirde videoları hazırlayıp upload edebileceğini söyledi ve bende kaldığımız yerden devam etmek için son çevirimi kendisine yolladım.
Fakat kendisi bırakın çevirmeyi, mesajlarıma cevap bile atmadı.

Bende bu olaylar üzerine çeviriden uzaklaştım. Üstüne bir de vizeler, özel hayatımla ilgili sorunlar girince tamamen uzak kaldım.
Ama şimdi kaldığım yerden devam edeceğim.

Ama tabi ki tek başıma yetiştiremem. Bu işte yardım edecek bir kaç kişi lazım. Bu kişiler:

Yüksek kalitede videoları -eksiksiz olarak- partlar halinde bulacak,
çevirdiğim altyazıları görünümü güzel bir şekilde videoya gömecek,
hazırlanan videoları -terihen youtube sitesine- upload edecek,
açılan konu için video ve karakterlerle ilgili resimler hazırlayacak,
ve -eğer olur ki anlaşmaya varıp bu işe başlarsak- verdiği sözde durup zamanında ve özenle üstüne düşeni yapacak kişilerdir.


Oğuzhan ve Sultanhan arkadaşımız işin bu kısmını kabul edecekse lütfen benimle özel mesaj yoluyla iletişime geçsinler.

Ve ayrıca açtığım konuda ,konu başlangıcının üstünden uzun süre geçti, düzenleme yapamadığım için Site Yöneticilerinden beni Assassin's Creed Resimler ve Videolar bölümüne Moderatör olarak atamasını rica ediyorum.

Tekrar aranızda olmak güzel,
iyi forumlar!


3
Müzik / Ezio's Family Soundtrack'ine Rap Müzik Yapıldı
« : 31 Ekim 2011, 18:52:22 »
http://www.myspace.com/zeuskabadayi/music/songs/zeus-kabadayi-gulumse-77332314

Zeus Kabadayı'yı uzun zamandır dinliyordum. Myspace'ine gireyim dedim ilk şarkıyı bi' açtım... :)

(Zeus'un tarzı biraz farklıdır. Sevmeyenler olabilir.)

4
Müzik / Kampüste Senfonik Akşamlar turnede
« : 24 Ekim 2011, 01:33:23 »
Doğuş Grubu, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ana sponsorluğu kapsamındaki “Kampüste Senfonik Akşamlar” turnesinin üçüncüsünü İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu üniversitelerinde gerçekleştiriyor.



Doğuş Grubu, 2007 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile imzaladığı bir protokolle başlayan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) ana sponsorluğu kapsamında, CSO ile 2009 yılında ilkini gerçekleştirdiği “Kampüste Senfonik Akşamlar” projesini bu yıl farklı Anadolu şehirlerine taşıyor. CSO’yu bugüne kadar gitmediği Anadolu’daki illere götürerek, bu illerde bulunan üniversiteler aracılığıyla gençlere ve bölge halkına klasik müziği sevdirmeyi hedefleyen turne, bu yıl 5 ilde gerçekleştirilecek.

Geçtiğimiz yıllarda oldukça ilgi gören ve bu yıl 22-28 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek turnenin durakları; Kayseri Erciyes Üniversitesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Malatya İnönü Üniversitesi, Şanlıurfa Harran Üniversitesi, Mardin Artuklu Üniversitesi olarak belirlendi.

Çoksesli evrensel sanat müziğinin Türkiye’de yaygınlaştırılması için çeşitli projeler üreterek klasik müziğin daha fazla insan tarafından tanınıp sevilmesini hedefleyen Doğuş Grubu, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ana sponsorluğu kapsamındaki “Kampüste Senfonik Akşamlar” turnesinin üçüncüsünü İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu üniversitelerinde gerçekleştiriyor.


Dünyada bugüne kadar kesintisiz yaşamını sürdürebilmiş en eski senfoni orkestralarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), Doğuş Grubu ve üniversiteler işbirliği ile 22-28 Ekim tarihleri arasında 5 şehirde düzenleyeceği 6 konserle Anadolu üniversitelerindeki gençler ve bu üniversitelerin yer aldığı şehirlerdeki klasik müzik tutkunları ile buluşacak. Doğuş Grubu üçüncü yılına giren projeyle, klasik müziği Türkiye’deki tüm gençlere sevdirmeyi ve uzun vadede bu müzik türüne ülkemizde hak ettiği önemi kazandırmayı hedefliyor.

CSO bu yılki turneye İç Anadolu’dan başlıyor
22 Ekim’de Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde start alacak “Kampüste Senfonik Akşamlar” turnesi, 24 Ekim Pazartesi günü Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde, 25 Ekim Salı günü ise Malatya İnönü Üniversitesi’nde devam edecek. CSO, 27 Ekim tarihinde Şanlıurfa Harran Üniversitesi’nde ve 28 Ekim’de Mardin Artuklu Üniversitesi’nde vereceği 2 konser ile turneyi noktalayacak.

Ünlü solistler CSO ile sahnede
CSO; Şef Rengim Gökmen yönetiminde gerçekleştireceği konserlerin Sivas, Malatya, Urfa ve Mardin duraklarında dünyaca ünlü piyanistimiz İdil Biret’e ve Ankara Devlet Opera Solistleri Funda Ateşoğlu, Esin Talınlı ve Çiğdem Önol’dan oluşan 3 Soprano’ya eşlik edecek. Orkestra, Kayseri konserinde ise CSO keman solisti Çağıl Yücelen Akın ve yine 3 Soprano ile birlikte sahne alacak.

Hedef 5500’ün üzerinde öğrenciye ulaşmak
Konserlerin yapılacağı illerin seçiminde öncelikle ilde mevcut bir senfonik orkestranın olmaması ve o ili CSO’nun yakın geçmişte veya şu ana kadar hiç ziyaret etmemiş olması gibi kriterlerin dikkate alındığı “Kampüste Senfonik Akşamlar” projesi ile bu yıl 5500’ün üzerinde öğrenciye ulaşılması hedefleniyor.

Destek devam ediyor
Yürüttüğü sayısız projeyle Türkiye’de kültür-sanatın gelişiminin en önemli destekçilerinden biri olan Doğuş Grubu, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kasım 2007’de imzaladığı bir protokolle Aralık 2007’de “Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Teknik İyileştirme Projesi’ni başlatarak CSO’nun ana sponsoru oldu. Bir yıldan daha kısa bir sürede, Eylül 2008’de projenin tamamlanmasının ardından bina, 10 Ekim 2008 tarihinde sezon açılışı ile yeniden müzikseverlerle buluştu. İyileştirme projesi dâhilinde yürütülen çalışmalar, binanın içinden çevre düzenlemesine kadar pek çok alanı kapsadı ve yaklaşık 10 milyon TL bütçeyle tamamlandı.

CSO’ya verdiği fiziki iyileştirme desteğinin ardından kuruma olan desteğini sürekli hale getirmeye amaç edinen Doğuş Grubu, klasik müzik kültürünü büyük şehirlerden Anadolu’ya taşımak ve buradaki gençlere klasik müzik sevgisini aşılamak amacıyla “Kampüste Senfonik Akşamlar” projesini hayata geçirmeye karar verdi. 2009 yılında Konya, Niğde ve Gaziantep illerini kapsayan ilk turne ile 2200 kişiye; 2010’da Kars, Erzurum, Rize, Giresun ve Trabzon’daki konserlerle 5500 kişiye ulaşan Doğuş Grubu, bu sene de 5 ilde 6 konser ile daha çok gence ve klasik müziksevere ulaşmayı hedefliyor.

5
Müzik / Hank Williams'ın kayıp defteri
« : 24 Ekim 2011, 01:31:15 »
Bundan 6 yıl önce, iki koleksiyonere, Nashville’den bir telefon gelir. Arayan elinde Roy Orbison’a ait bir defter olduğunu söyler. Fakat defter Orbison’ın değildir, başka birine aittir. Koleksiyonerler, içgüdülerine güvenir ve sahibi bilinmeyen defteri 1500 dolara satın alır...



Hank Williams dinlemek, sonu belli olmayan bir tatile çıkmak gibidir. Oturduğunuz şezlongtan hiç kalkmayacak, ayağınızı soktuğunuz ılık deniz hiç soğumayacakmış gibi hissedersiniz. İçkiniz elinizde, Hank Williams’ın sesi kulaklarınızdayken huzur karşınızda diz çöküverir. Saçma romantik sözler yazmaya başlarsınız Hank Williams’dan etkilendiğinizi sanarak. Ama onun gibi diyemez kimse “I’m So Lonesome I Could Cry” diye.

Şarkıcı, söz yazarı, efsane Hank Williams 1953 senesinde öldüğünde henüz 29 yaşındaydı. Cadillac’ının arka koltuğunda polis memurları onu bulduğunda, aşırı dozda uyuşturucuyu vücuduna çoktan zerk etmişti. Ölü bulunduğu arka koltukta, boş bira kutularının yanında bir de defter vardı. Bu defterin esrarı, bu sene çözüldü.

Carl Perkins’den Elvis’e, adını yaşattığımız her ünlü adam onun şarkılarını dinleyip de esinlenmişti. Williams işte o hermetik defterine şarkı olsun diye, aklına gelen sözleri yazıyordu. 29 yaşında gelen zamansız ölümüyle yarıda kalan, hiç kaydedilmemiş bu sözleri tamamlamak da yine onun kadar efsane bir isme, Bob Dylan’a düştü.


Hikaye şöyle başlıyor...
Bundan 6 yıl önce, Stephen Shutts ve Robert Reynolds adındaki 2 koleksiyonere, Nashville’de yaşadığını söyleyen bir kadından telefon gelir. Bu kadının iddiasına göre elinde Roy Orbison’a ait bir defter vardır. Fakat defterdeki tarihlere bakıldığında, Roy Orbison’ın o sırada şarkıya söz bile yazmadığı ortaya çıkar. Bu defter başka birine aittir. 2 koleksiyoner, içgüdülerine güvenir ve sahibi bilinmeyen defteri 1500 dolara satın alır.

Derken 2001 yılında Lost Highway yayıncılık, Snapshots adında bir kitap piyasaya sürer. Bu kitapta ellerinde tuttukları kahverengi kaplı defterin renkli fotograflarını görürler. Böylece satın aldıkları defterin kime ait olduğunu da öğrenirler. Defter Hank Williams’a aittir.

Bunu öğrendikten sonra Reynolds, Chicago Sun-Times’la bir röportaj yapar. Reynolds röportajında, “Bob Dylan veya Alan Jackson gelse de bu tamamlanmamış sözleri şarkıya çevirse ne güzel olur” diye içinden geçenleri anlatır. Sonuçta bir ozanın ihtiyacı olan tek şey bu defter, bir gitar ve ilhamın gelip o kişiyi bulmasıdır. Bu röportajı okuyan Hank Williams’ın kataloğundan sorumlu Sony yetkilisi de önce şaşrkınlığının geçmesini bekler, sonra da olaya el koyar.

Kısa bir süre sonra Stephen Shutts hırsızlık suçlamasıyla tutuklanır. Ona bu hatırayı satan kadının (ki kadının eskiden Sony’de çalışan bir kapı görevlisi olduğu ortaya çıkar) adı da sanık olarak kayda geçer. Kadın defteri çöpte bulduğunu söyler. Dava düşer, efsane defter de Sony’nin kilitli deposuna geri döner.



2008 yılında paha biçilemeyen bu defter, Bob Dylan’a emanet edilir. 3 sene boyunca çalışılan Hank Williams şiirleri albüm olur, The Lost Notebooks of Hank Williams adıyla, Dylan’ın plak şirketi Egyptian Records’tan, 4 Ekim’de piyasaya çıkar. Şarkıları kaydetmek için Dylan yanında; Jack White, Norah Jones, Lucinda Williams, Alan Jackson ve Sheryl Crow’u da stüdyoya sokar.

Alan Jackson’ın sesinden You've Been Lonesome, Too ile açılan albümün en dokunaklı şarkısını, “Oh, Mama, Come Home”u Dylan oğluna vermiş söylemesi için. Jack White ise söylemek için “You Know That I Know”u seçmiş. White’ın yorumuyla Williams’ın yazdığı bu sözleri dinlemek hiç bıkmayacağınız bir kıymet.

Albümdeki şiirleri seslendirmesi için Dylan kadın sanatçılarla da anlaşmış. Norah Jones, Lucinda Williams’ı ve Hank’in torunu Holly Williams’ı atlamadan albümü dinleyin. Sonbahar çetin geçiyor, siz sonu belli olmayan bir tatile çıktığınızı farz edin. Oturduğunuz şezlongtan hiç kalkmayacak, ayağınızı soktuğunuz ılık deniz hiç soğumayacak gibi. Bir elinizde içkiniz, kulağınızda Hank Williams’ın sözleri.

Gülşah GÜRAY
ntvmsnbc

6
Müzik / The Stone Roses nihayet bir arada
« : 24 Ekim 2011, 01:29:24 »
Manchester çıkışlı efsane grup memleketlerinde iki konserle başlayacak.




Manchesterlı ünlü grup The Stone Roses üyeleri Ian Brown, gitarist John Squire, basçı Mani (Gary Mounfield) ve davulcu Reni (Alan Wren) Londra'daki Soho Otel'de bir basın toplantısı düzenleyerek grubun yeniden konserlere başlayacağını söyledi. Grup ilk konserini 29-30 Haziran'da Manchester'daki Heaton Park'ta verecek.

Britpop ve Madchester akımına yön veren Stone Roses konsere kadar olan sürede yeni şarkılar üzerinde de çalışacak. Reuters grubun daha sonra da dünya turnesine çıkacağını yazdı.

Efsane grubun dağıldığı son 15 senede tekrar bir araya geleceği her yıl konuşuluyor, daha sonra grup üyelerinden biri bu haberlerin gerçeği yansıtmadığını bildiriyordu. Bugünkü basın toplantısı öncesinde John Squire'ın bir araya gelen grupta yer almayacağı, yola başka biriyle devam edileceği de söyleniyordu. Ancak basın toplantısına grup tam kadro katılınca her şey açıklığa kavuşmuş oldu.


Müzik dünyasını sevindiren bu haber sosyal medyada da büyük yankı uyandırdı. Twitter'da prodüktör Mark Ronson "Stone Roses'ın dönüşü Zeppelin'den daha büyük bir olay. Hep imkansız görünürdü, ta ki bugüne kadar" şeklinde değerlendirirken eski Oasis'ten Liam Gallagher ise şöyle dedi "Çocuklarım dünyaya geldiğinden beri bu kadar sevinmemiştim."

ntvmsnbc

7
Müzik / Sezen Aksu: İlle de barış diyorum
« : 24 Ekim 2011, 01:26:40 »
Royal Albert Hall'da binlerce kişiye konser veren Sezen Aksu, barış mesajı verdi: "İlle de barış diyorum. Hiçbir amaç onurlu bir barıştan daha değerli değil"



Ünlü sanatçı Sezen Aksu, İngiltere'nin başkenti Londra'daki tarihi Royal Albert Hall'da unutulmaz bir konser verdi.

Londra'nın Kensington semtinde yer alan ve yaklaşık 6 bin kişi kapasiteli "Royal Albert Hall" konser salonunu dolduran binlerce kişi, Aksu'nun iki buçuk saat süren performansını izledi.

Mavi bir elbiseyle sahneye çıkan Aksu'ya konserinde ünlü piyanist ve besteci Fahir Atakoğlu eşlik etti. Sezen Aksu, çoğunluğu İngiltere'de yaşayan Türk toplumundan oluşan seyirciye en sevilen şarkılarının yer aldığı bir müzik ziyafeti sundu. Aksu, "Lal" şarkısıyla başladığı konserini "Rakkas" şarkısıyla sonlandırdı.


'İLLE DE BARIŞ'
Hakkari'de 24 askerin şehit olduğu saldırıya konserinde değinen Aksu, "İlle de barış diyorum. İnsanlığımızı kaybetmeden bir an önce barış diyorum. İnsanın hiçbir amacı onurlu bir barıştan daha değerli değil" dedi.

Zeki Müren'den sonra ikinci Türk sanatçı
Aksu, 1976 yılında Zeki Müren'den sonra Londra'daki Royal Albert Hall'da sahne alan ikinci Türk sanatçı. Sezen Aksu, 2007 yılında da Royal Albert Hall'da konser vermişti.



Yuvarlak mimarisi ve akustiğiyle İngiltere'deki dikkat çekici yapılar arasında yer alan Royal Albert Hall, 1871 yılında dönemin İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından açılmıştı.

Bu arada Sezen Aksu'nun son albümü "Öptüm" 5 Eylül'de İngiltere'de satışa sunulmuş böylece, bir Türk sanatçı ilk kez İngiltere'de albümünü piyasaya sürmüştü.



AA

8
Edebiyat / Çığrından çıkmış Boksör Böcek
« : 24 Ekim 2011, 01:05:09 »
'Boksör Böcek', okurken bir büyük yazarın ilk sahne aldığı ana tanık olduğunuzu hissettiren, dizginsiz, çığırından çıkmış bir roman.



Nazi eşyaları koleksiyoneri genç bir adam. Bir elli boyunda, dokuz ayak parmaklı, eşcinsel –ve yenilmez- bir Yahudi boksör. Üstün ırk yaratma çalışmaları saplantıya dönüşmüş bir aristokrat.

İngiltere’nin en iyi yeni yazarlarından Ned Beauman’ın şaheseri Boksör Böcek, Tarantino’nun henüz çekmediği bir filmin karakterlerini alıp onlara belki de tüm zamanların en ürkütücü olmaya aday karakterini ekliyor: Üzerinde gamalı haç işareti olan bir böcek, bir Anophthalmus Hitleri.

''Pijamalarımı çıkarıp aşağı indim. Oturduğum evin alt katındaki Kızarmış Şen Tavuk her zamanki gibi sarhoşlarla doluydu –buranın neden bu denli popüler olduğunu uzun süre anlamamıştım, ta ki aşçılardan birinin ot sattığını öğrenene kadar. Soğuk bir geceydi ve arabayla kanalın yakınlarındaki binalara doğru ilerlerken Londra’nın, sokak lambaları arasındaki fısır fısır bir konuşmaya benzediğini düşündüm. Radyo dinlemek istedim (Mit FM diye çok sevdiğim korsan bir istasyon var); ama derme çatma araba radyomdan parazit yağmurundan başka bir şey gelmiyordu. Londra havası parazitten kaskatı kesilmiş bir havadır bence; arabalardan, mikrodalga fırınlardan ve telefon kablolarından yükselen elektromanyetik dalgalar sayesinde pas, toz ve is gibi o incecik ölü artıkların arasına bir artık türü daha katılıyor –fareler, güvercinler ve hamamböceklerinin bunun içinde gezinmeyi öğrendiğine hiç şüphem yok...'' (Kitaptan)


'Boksör Böcek', okurken bir büyük yazarın ilk sahne aldığı ana tanık olduğunuzu hissettiren, dizginsiz, çığırından çıkmış bir roman.

“Bu yeni edebiyat gücü karşısında hayranlıktan nefesim kesiliyor ve bundan sonra ne yapacak diye merakla bekliyorum” ... Victoria Moore, Daily Mail

“Seth Roach gibi dokuz ayak parmaklı, bastıbacak bir alkolikten trajik bir kahraman çıkarabilmek ciddi bir hüner gerektirir. Bu sarsıcı zafer Beauman’ın 21. yüzyılın en iyi gerçekçi romancılarından beklenen o karmaşık paradoksal ustalığa sahip olduğunu gösteriyor: eski ve öngörülebilir bir yapıyı alıp onun yeni ve öngörülemeyen bağlantılar üretmesini sağlamak” ... Scarlett Thomas, Guardian

'Boksör Böcek' Domingo Yayınevi etiketiyle kitapçılarda.

ntvmsnbc

9
Edebiyat / Booker Julian Barnes'in
« : 24 Ekim 2011, 01:04:08 »
Edebiyat dünyasının önemli ödüllerinden Booker'ın yeni sahibi İngiliz yazar Julian Barnes oldu.



Booker Ödülü'nün yeni sahibi Julian Barnes oldu. Londra'da düzenlenen törende, Barnes'ın ''The Sense of an Ending'' romanıyla 50 bin poundluk (82 bin dolar) ödüle layık görüldüğü açıklandı.

Booker'a daha önce üç kez aday olan 65 yaşındaki Barnes, bu yıl diğer adaylar Stephen Kelman, Carol Birch, Esi Edugyan ve Patrick Dewitt'in arasından sıyrılarak ödülü kazandı.

Booker Ödülü'nün sahibi, İngiltere, İrlanda ve eski İngiliz kolonisi 54 ülkenin yazarları arasından seçiliyor.

ntvmsnbc ve Ajanslar

10
Edebiyat / Hep 'ama'sı olan biri: Gündüz Vassaf
« : 24 Ekim 2011, 01:02:47 »
Gündüz Vassaf’ın Türkiye ve dünya meseleleri hakkındaki düşüncelerinin yer aldığı 'Gündüz Feneri' kitapçılarda.



Gazeteci Kürşad Oğuz’un Gündüz Vassaf’la nehir söyleşisi 'Gündüz Feneri' raflardaki yerini aldı.

Kitapta yazar ve psikolog Gündüz Vassaf’ın hayat hikâyesiyle başlayan, bugünü irdeleyip geleceğe uzanan, belki de şimdiye kadar görmediğiniz bir dünyanın kapısını aralanıyor. Gündüz Vassaf’ın Türkiye ve dünya meseleleri hakkındaki düşünceleri gelecek kuşaklara ışık tutuyor.

Oğuz, Vassaf’la ’68 kuşağından Türkiye’nin kaderini değiştiren 12 Eylül’e, cemaat toplumundan Fethullah Gülen’e, CHP‘den Kürt sorununa, 'Sol'un Nazım Hikmet putperestliği'nden Türkiye aydınına, Adnan Menderes'ten Recep Tayyip Erdoğan'a, ABD, Wikileaks ve Arap Devrimi'ne kadar birçok konu üzerine konuşuyor. Ayrıca Vassaf'ın meslek olarak görmediği psikologluğu yaparken verdiği mücadeleyi, 1970'lerin başında hazırladığı Türkiye'nin ilk zekâ testinin başına gelenleri ilgiyle okuyacaksınız.


''Geceyi, ondan karanlık olmayan her şey aydınlatabilir. Önemli olan gündüzü aydınlatmak, her şeyin ortada olduğunu düşündüğünüz, o yanılsamayla yaşadığınız zamanlarda size görmediğiniz gerçeği gösterebilmek.

Gündüz Vassaf böyle biri. Belki birçok farklı ülkede uzun yıllar geçirmiş olmaktan, belki psikologluğundan, belki de gerçekten 'iyi' bir insan olmaktan kaynaklanan çok önemli bir meziyeti var: Müdanası yok. Kendi doğrusunu bildiği gibi söylüyor, genelgeçer kavramlara, akımlara kapılmıyor, çoğunlukla da görünmeyenin, söylenmeyenin yanında duruyor.

Gündüz Vassaf’a uygun bir yakıştırma da Don Kişot'luk olacaktır. Kaybedeceğini bile bile doğrusunu savunmaya devam eden, aforoz edileceğini bile bile dünya yuvarlaktır diyebilen biri o.

Yine de hep bir 'ama'sı var. Düşünen birinin kendi çelişkilerini kabullenmesine az rastlanan şu günlerde bu da önemli bir meziyet. Aydın, entelektüel gibi kavramları yakıştırmıyor kendisine. Her süreçte öğrenme peşinde olan biri. Hayatını böyle zenginleştiriyor, geleceği böyle görüyor.

Gündüz Feneri'nde şimdiye kadar görmediğiniz bir dünyaya dikkat çekebilirsek, bu isim de işlevini yerine getirmiş olacak...'' (Arka kapak)

'Gündüz Feneri' Alfa Yayınları’ndan çıktı.

ntvmsnbc

Sayfa: [1] 2 3 ... 5