İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - SüleymanEnes

Sayfa: [1] 2 3 ... 14
1
Arkadaşlar sizin için çevirdim. Hatam varsa kusura bakmayın :)


2

Daha önceden gösterilen Galino Varonina adlı suikastçı bayana benzeten tek ben değilimdir herhalde ?

4
Assassin's Creed Syndicate / Assassin's Creed Experience 2015
« : 01 Temmuz 2015, 19:20:27 »

5

Assassin's Creed Syndicate baş yapımcısı Marc Alexis Coté ile Theknow tarafından yapılan bir röportajda ilginç bilgiler elde edildi.

-Sir Arthur Conan Doyle AC:Syndicate de Korkunç Suçlar PS4 sürümünde karşımıza çıkacak. (Alexis Coté dediğine göre o tarihlerde çok genç biri olarak karşımıza çıkacak)

-Tanımayanlar için, Arthur Conan Doyle büyük bir yazar, romancı ve hekimdir fakat o en çok yazmış olduğu Sherlock Holmes serisiyle ün kazanmıştır.

-Ayrıca oyuncu, herhang bir araçla kaza yapıp havaya uçtuğunda, havada ateş edebilecek.

6
Genel Tarih Sohbetleri / Vermeyince Mabud, Neylesin Mahmud ?
« : 22 Kasım 2014, 00:23:56 »
Rivayete göre, Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
Tıkandı Baba, çay getir!..
Tıkandı Baba, kahve getir!..
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı Baba”ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.
Tıkandı Baba’nın anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına:
“Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş.
Sultan Mahmut’un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis.
– “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya.
Taze baklava, güzel baklava!
Bu esnada oradan geçen bir adam baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.
Müşteri baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış ki her dilimin altında altın var. Ertesi akşam adam acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş.
Müşteri hiçbir şey olmamış gibi: “Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş. Tıkandı Baba da “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam baklavalar gelmiş ve adam da her akşam Tıkandı Baba’dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut:
“Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım” deyip Tıkandı Baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan:
– “Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş.
– Geldi sultanım!
– Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
– Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.
Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
“Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel” deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.
“Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda, düştü düşecek. Sultan demiş;
“Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar” demiş ve askerlerden birini çağırmış.
“Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş.
Padişahın adamları ’peki’ deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.
Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler.
Baba, “niçin?” demiş. Askerler:
“Hele sen bir beğen bakalım” demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.
“Ne olacak şimdi” demiş.
“Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı” demiş.
Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişah’a haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş:

“VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN MAHMUD!”

7
Assassin's Creed Unity / Napoleon Bonaparte
« : 07 Kasım 2014, 22:59:58 »

Napoleon Bonaparte(15 Ağustos 1769-5 Mayıs 1821, 1804-1815 yılları arasında Fransa'nın imparatoru olan Korsikalı askeri ve siyasi liderdi. Fransız İhtilali'nin siyasi hengamesi ve kaosun ortasında iktidara yükseldi.

Napoleon, Haiti Devrimi'nin sonlarında Fransa'nın ilk konsolosu oldu. Toussaint Louverture'i bir tehdit olarak gördü ve iktidarını kaldırtmak için Charles Leclerc'i bölgeye yolladı. Aynı zamanda kolonideki köleleri eski durumuna getirmesi için emir verdi.

Bonaparte insanlık tarihindeki en büyük komutanlardan biri olarak kabul edilir, buna rağmen askeri kamplardaki başarıları eline geçen Apple of Eden'in sayesindeydi.

Kaynak: AC Wiki

8
Not a valid youtube URL

Arkadaşlar oyunun ilk aşaması olabilir. Yani bize vermek istedikleri gerçek AC3 budur belki.

Video İle İlgili Gözlemlerim:
 
Başlamadan önce kratos kardeşime yardımlarından dolayı teşekkür ederim :)

Grafikler:

  Grafikler ilk AC III'e göre oldukça gelişmiş farkettiyseniz. Yani oyun adeta sinematik gibi. Hareketlerdeki gerçekçilik olsun çevre olsun tam bir film havasında. Unity'nin grafiklerine benzemiyor değil. Belki oyunun son halindeki, yani oynadığımız AC III'ün grafiklerinin daha kötü olmasının nedeni de grafiklerin standartların çok üstüne olması ihtimaliydi. Yani grafiklerin düşmesi iyi olmuş ama oynanış veya açık dünya gibi şeyleri değiştirmeselermiş keşke.

Oynanış ve Açık Dünya:

  Aslında burada söylenecek çok şey var. İlk önce Connor'un koşmasından başlayalım. Aynı Ezio ve Altair değil mi? Keşke böyle kalsaydı. Değiştirmelerinin mantığını anlayamadım açıkçası. Ama oynadığımız AC III'te de çok kötü değildi. O yüzden pek sıkıntı değil. Parkura gelecek olursak, parkur gerçekten güzel. Yani görmeyi istediğimiz çoğu şey eklenmiş. Mesela nehirde yüzen kütüğe atlaması çok hoştu bence. Ve videonun en başında kayaya tırmanışı ardından da ağaçların arasından geçip kayanın üstünden atlaması da çok hoştu. Yani parkur böyle kalsaydı epey tatmin edebilirdi bizi. Unity'e yakın bir parkur vardı benim gözlemlediğim. Connor Ezio ve Altair'i andırmıyor değil. Hele hele vücut yapısı ve kıyafeti olarak tam bir Altair. Keşke böyle kalsaymış. Kapşönü de gizemli bir hava katmış.

  Şimdi bahsedeceğim kısım bence en önemli ve en etkileyici kısım, açık dünya kısmı. Gerçekten çok muhteşem bir açık dünya hazırlamışlar. Bunu oyuna ekleselerdi efsane olabilirdi. Mesela kampın en başında bizden yardım isteyen suikastçı benim kafamda epey soru işaretleri bırakmadı değil. (Burası biraz spoiler olacak, AC III'ü oynamayanlar okumasa iyi olur.) Çünkü Haytham ve ekibi Rogue döneminde neredeyse suikastçı tarikatını bitirmemişler miydi ? Bu yüzden oyunda hiç suikastçı yoktu malumunuz. Yani Rogue sonradan planlanmış ve hikaye de buna bağlı olarak değişmiş olabilir. Şimdi açık dünyayla bunun ne alakası var diyeceksiniz, 1.10'daki karakteri gördünüz değil mi? Aynı Haytham. Kostümü aynısı zaten. Benim teorim şu Haytham da planlanan oyunda bir suikastçıydı aslında. Ve Connor'a bir görev verdi farkettiyseniz. Kuzeye giden bir birliği durdurması. Ne alaka tapınakçı olsa da veremez mi diyeceksiniz belki, ama ne bileyim bana suikastçı gibi geldi. Üstelik babası da değil galiba. Çünkü davranışlarından anlaşılıyor. Sanki üst rütbeli bir suikastçı edası var. Yani bu oyun olsaydı, çok farklı bir hikaye görebilirdik.

  Bu kadar teori yeter asıl konumuza, yani açık dünya ya dönelim. Farkettiyseniz kamp çok güzel bir atmosfere sahip. Connor'a selam verenler, etrafta koşturan çocuklar, gezinen yorgun askerler. Ayrıca müzikte çok uyumlu seçilmiş. Yani dakikalarca durup ortamı seyredebilirsiniz. Öte yandan hayvanların birbirini kovalaması, insanlara saldırması da çok güzel olmuş. Karda yürüme de son halinden daha güzel. Yani daha farklı efektler var. Oyunun son halinde 2 veya 3 hareket yapıyordu karda yürürken. Öte yandan Connor ve askerlerin üzerindeki karları farkettiniz mi? Küçük olsa da hoş bir detay. Yazmayı unutmuşum, Connor'un koşan çocukların üzerinden ellerini kaçırması da çok hoş olmuş :) 

Hayvan avlamada da ufak farklılıklar var. Silahla avlama daha farklı farkettiyseniz. Öte yandan suda ve çimlerde yürüme efektleri aynı. Çok farklı değil açıkçası. Ağaçlara tırmanma efektleride aynı. Ufak farklılıklarda var ama genel olarak aynı. Rope Dart kullanışı da güzel olmuş açıkçası. Son halinde ağaçran direkt inmesi az sinir bozucu değildi :D

Dövüş Sistemi:

  Dövüş sistemi farkedebileceğiniz gibi aşırı kolay. Yani oyunun son halinden de daha kolay olmuş. Tomahawk ve hidden blade komboları çok fazla. Dövüş hareketleri kısıtlı sanki. Ve eklemeyi unuttum, en başta silahlardan Cüney Arkın gibi kaçması çok saçma olmuş. Yani o nedir yahu :D Ama tabanca ile kafalarını hedef alıp ateş etmesi iyi. Dövüş sistemi hakkında pek söylenecek birşey yok yani. Çok kolay. İyiki oyunda böyle değilmiş :D

Bu küçük yazı burada noktalandı arkadaşlar. Umarım beğenirsiniz. Ve ekleyeyim, sonunda suikastçı askerlerin arasına katılıp gitmesi tekrardan Rogue'yi aklıma getirdi benim. Keşke bu oyunun senaryosunu öğrenebilseydik.

9

Assassin's Creed filmi hakkında çıkan yeni söylentiler biraz şaşırtıcı gibi. Biraz geriye gidelim, bundan bir kaç hafta önce çıkan bir söylentide Robert Downey JR'nin filmde rol alması söz konusuydu. The Movie News Hound'un yazdığına göre Robert Downey filmde Leonardo Da Vinci'yi canlandıracak. Oyunda Leonardo, Ezio'nun yakın dostuydu.

Michael Fassbender, filmden ayrıldığına ilişkin söylentilere ise "Hala projedeyim, hiçbir şey değişmedi. Senaryo üzerinde çalışıyoruz. Avrupa'ya döndüğümde senaristler ile görüşeceğim." şeklinde cevap verdi.

Açıklamasına devam eden Fassbender, "Biliyorsunuz hala oyuna bağlı kalmaya çalışıyoruz, oyunda film için kullanabileceğimiz bir sürü malzeme var. Kullabileceklerimiz ve kullanamayacaklarımız arasında seçim yaptık. Ve de bir kaç küçük şey ekledik. Belki bizim kendi oluşturduğumuz senaryomuz oyunda bulunuyordur."

"Uzun metrajlı bir film yapmak istiyoruz. Ve bu filmi öyle hazırlıyoruz. Oyuna yakın bir film olmasını istiyoruz. Ubisoft çalışanları ile ilk konuştuğumda bana DNA'dan anılara ulaşma olayını anlattılar. Bunu uygulanabilir bilimsel bir teori olarak gördüm."

Çeşitli sitelerde kullanıcılar bu açıklamalardan filmde Ezio'nun hikayesini konu alacağını çıkartmışlar. En büyük etken ise Leonardo Da Vinci ve Robert Downey ilişkilendirmesi. Gerçi Fassbender açıklamalarında hep hikayeye bağlı kalmak istediklerini belirtmiş. Sizce filmde Ezio ve Desmond'u görür müyüz ?




10
Edebiyat / Teşkilat [Kitap Tanıtımı]
« : 19 Ekim 2014, 00:08:27 »

Yazar: Selman Kayabaşı
Yayınevi: Timaş Yayınevi
Tür: Politik Kurgu

Onlar; Oğuz Kağan'dan bugüne kadar, Türk'ün devlet-i ebed müddet fikrini devam ettiren gizli teşkilatın liderleriydi... Kimi, Gök-Türk Devleti'ni; kimi, Selçuklu Beyliği'ni; kimi, Osmanlı İmparatorluğu'nu; kimi de Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmakla görevlendirildi. Nizamülmülk'ten İmam-ı Gazali'ye, Selçuk Bey'den Mevlana Celaleddin-i Rûmi'ye, Osman Bey'den Dursun Fakih'e, Sultan Abdülhamit'ten Enver Paşa'ya ve Mustafa Kemal'den Turgut Özal'a kadar birçok isme; Teşkilat'ın gizli sancağı emanet edildi. Pakistan'da, Afganistan'da, Lübnan'da, Azerbaycan'da, Bosna'da; Osmanlı Devleti'nin bakiyesinde kurulan elliye yakın devletin harcında Onlar'ın gizli faaliyetleri vardı.

Ve bugün; Türk'le Kürt'ü, Türk'le Fars'ı savaştırmak isteyen Kaos Düzeni'nin mimarları, hesap etmedikleri bir gerçekle yüzleşmeye başladı: Teşkilat'ın askerleri, yeni bir düzen için geri dönüyorlardı...

Çam da bizim, kozalak da bizim!

Teşkilat-ı Mahsusa, Osmanlı Devleti'nin son istihbarat teşkilatı idi. Kurulduğu günlerde, kabinedeki bakanların birçoğu ve üst düzey komutanların büyük bir kısmı dahi böyle bir örgütün varlığından haberdar olmamıştı. Örgütün, Trablusgarp'tan Hindistan'a kadar yüzlerce hücresi ve bu hücrelere kayıtlı binlerce ajanı vardı. Üyeleri arasında Mustafa Kemal, Enver Paşa, Celal Bayar, Eşref Kuşçubaşı, Kazım Karabekir, Fuat Balkan, Süleyman Askeri ve Fevzi Çakmak gibi birçok ünlü sima da bulunuyordu.

Teşkilat-ı Mahsusa, Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında yaptığı gizli çalışmalarla, elliden fazla devletin kurulmasını sağladı. Teşkilat'ın gizli hücreleri, aradan yüz yıl geçmesine rağmen henüz ortaya çıkarılamadı.

Selman Kayabaşı, bu heyecan verici kitapta Kıbrıs'ta Türk Mukavemet Teşkilatı'nı kuran, Bosna Hersek'in bağımsızlığını kazanmasında büyük pay sahibi olan ve son olarak Kerkük'te ortaya çıkan Teşkilat'ın; Musul'dan Semerkand'a, Lübnan'dan Pakistan'a, Roma'dan Selanik'e ve Azerbaycan'dan Kafkasya'ya kadar, günümüzdeki faaliyetlerinin izini sürüyor.


Kitabın arka kapağına baktığınızda bu satırlar karşılıyor sizi, kitap tabii ki kurgu bir olay üzerine kurulu. Ama okuyunca size gerçekten farkı yok gibi geliyor. Kitap o kadar akıcı olmuş ki ben elime aldım ve bir daha bırakamadım, bitirdim.

Kitabın hikayesinden kısaca bahsedecek olursam bir teşkilat var, bu teşkilat ilk Türk devletlerinden beri süre gelen bir yapılanma. Kitaptaki rolü ise Kuzey Irakta'ki uyuşturucu ve silah ticaretini araştırmakla görevli olan Türk istihbarat subayı Feyzullah Yiğit'in, Kerkükte'ki evinde suikasta uğramasıyla başlıyor. İntihar gibi süslenen bu suikastın önemi ise, Feyzullah Yiğit'in hazırladığı, hilafetin yeniden tesisi, PKK'nın lider kadrosu, İran'ın bölgedeki gizli faaliyetleri, ordu içindeki ihanetler gibi Ankara için önem arz eden bir rapordu. Fakat MİT suikastın izini sürdüğünde çok daha büyük bir sonuçla yüzleşecektir. Amerikan ve Rus istihbaratının düzenlediği kirli bir oyunu keşfedecektir.

Kitap çok güzel bir kurguya sahip. Bölüm aralarındaki geçişler çok hoş ve yerinde. Okuduğunuzda göreceksiniz kitap sadece bu olayı konu almıyor. Kitap size bu Teşkilat'ın geçmişinden bahsederek ilerliyor. Eski dönemlere gitmek mümkün kısacası merakınızı kaçırmamak için açıklamıyorum. Kitap sizi araştırmaya sürüklüyor arkadaşlar, uzatmak istemiyorum kesinlikle okuyun pişman olmazsınız :)

Tarih:
"Mustafa Kemal, saltanatı yıkmak ve yerine Cumhuriyet rejimi kurmak istiyor. Şu halde nasıl olur da onu lider tayin ederiz Sultanım?"

İstihbarat
"Kurşunun hesabını üç kişi bilir: Bir kurşunu veren, bir kurşunu ateşleyen, bir de kurşunu yiyen..."

Siyaset
"Şehir'de şehir kanunu; it'le dalaşacağına, çalıyı dolaşacaksın. Dağ'da dağ kanunu; it'le dalaşacağına, it'le dolaşacaksın..."

ve Aşk...
"Galata göz gibi, Süleymaniye gönül gibi bakıyor Baba! Öyle ya, yüreğimde kor bir ateş, kor yüreğimde kör ateş; kör yüreğim kor ateş, kor yüreğim kör ateş..."

Okuyupta merak ederseniz, ki ben böyle olacağına eminim, seri olarak devam eden bir kitap. Muhafız ve Hanedan diğer 2 kitap :)

Sayfa: [1] 2 3 ... 14