Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Tüm Hayatı - Türkçe Çeviri

  • 20 Yanıt
  • 30974 Gösterim
*

Çevrimdışı Emrehan141

  • I serve, I win. Now I rest.
  • *
  • 4640
  • Work in the Dark to Serve the Light
    • Profili Görüntüle
                                                                      Mentor
                             Altaïr Ibn-La'Ahad
Aşağıda bulunan tüm Türkçe metinler Assassin's Creed 1092 - Çeviri Takımı tarafından yapılmıştır. Yazının bir kısmının veya tamamının izin alınmaksızın paylaşan kişiler hukuk karşısında hesap vermeyi kabul etmiş sayılır.

Kısaca bu çeviriden bahsetmek gerekirse; 27 Nisan 2012 tarihinde El Tahir ve Emrehan141'in yönetici olduğu ekip bu projeyi başlatmış ancak iki yöneticinin de "Üniversite" sınavları dolayısı ile askıya alınmıştı. Sınavların ardından takımın yenilenme süreci başlamış, Şahkulu ve Oğuzhan'ın da yönetici birçok üyeninde çevirmen olarak gruba katılmasıyla bu çeviri tekrar ele alınmıştır. Çeviri 1 Ağustos 2013 tarihinde bitsede kontrol düzenleme aşamasının ardından bugün (8 Eylül 2013) yayınlanmıştır.

1,5 yıla yakın süren bu çeviriyi size sunan takım üyelerimize teşekkürü borç biliriz.


Emrehan141
(Takım Lideri)

Oğuzhan
(Takım Lideri)
        El Tahir
(Takım Lideri)

Şahkulu
(Takım Lideri)
onrb
(Takım Üyesi)

İbn Tahir Arrani
(Takım Üyesi)

TheSensei
(Takım Üyesi)

-Ezio Auditore-
(Takım Üyesi)
    Kaya
(Takım Üyesi)

**Ahmet_Kenway
(Takım Üyesi)

**kotmilk
(Takım Üyesi)
** ile gösterilmiş üyeler bu çeviride aktif rol almamışlardır.

Takımda artık bulumayan ancak bu çeviride emeği geçenler:
assassinkubilay
Fedai_Yahya


Bölüm I
Bölüm II
Bölüm III



Assassin's Creed 1092 - Çeviri Takımı adına,
Emrehan141
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2013, 14:20:07 Gönderen: Emrehan141 »

*

Çevrimdışı Emrehan141

  • I serve, I win. Now I rest.
  • *
  • 4640
  • Work in the Dark to Serve the Light
    • Profili Görüntüle
Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Bölüm I
« Yanıtla #1 : 08 Eylül 2013, 12:56:14 »
Bölüm I
Dikkat! Aşağıda okuyacağınız metin Assassin's Creed serileri hakkında "spoiler" içermektedir!

Spoiler: Göster
     
"Henüz çok gençken, inancımızın tüm bu kavga ve çatışmalara son vereceğine inanacak kadar aptaldım. Eğer alçakgönüllü olmam gerekirse, tek bir yaşam için yeteri kadarını gördüm ve artık zamanım doldu. En nihayetinde gerçeği bulmak kadar onurlu bir şey yok..."
―1257 yılındaki Moğol İstilası esnasında, Altaïr'den oğlu Darim'e.

     Altaïr Ibn-La'Ahad (1165–1257), 1191'deki ölümüne dek tüm Doğu Akdeniz ülkelerinde Suikastçıların en yüksek mertebesi olan "Mentor" mevkiisinde bulunmuş Suriyeli suikastçıdır.

     Daha doğuştan suikastçi olan Altaïr, 24 yaşında Büyük Usta mertebesine erişmesine rağmen, 1191'de Cennet'in Elması'nı almak için gelmiş olan Robert de Sable karşısında yaşamış olduğu başarısızlıktan ve beraberinde Haçlıların Masyaf'a saldırmasına sebebiyet verdiğinden, bedelini son kuruşuna kadar ödemek üzere rütbesi acemiliğe indirgendi.

     Bedel olarak Altaïr'e hiç farkettirmeden, kendisinin Krallığın sıradan dokuz tehdidi olarak gördüğü fakat aslında Kutsal Toprakların ileri gelen Haçlılarından oluşan dokuz büyük düşmanı öldürmek üzere görevlendirildi. Hedeflerini tek tek temizlerken, aslında inandığının aksine büyük bir komplo ile karşılaşan Altaïr, kendisine aslında ihanet eden hocası Al Mualim'in önündeki engelleri temizledi. Son olarak Al Mualim ile hesabını kapatan Altaïr, Mürşit mertebesine yükselerek Suikastçileri yeni ve daha ketum bir yola yönlendirdi.

     Elinde bulunan Elma ile Altaïr, Yoldaşlığın vizyonunu ve misyonunu doğru yola soktu kendi yaşamında yaşananları Yoldaşlığın sonraki çağlarda da sağlam durabilmesi için “Kodeks”lere aktardı. Altaïr’in vizyonuna göre Suikastçi Yoldaşlığı, insanlara yaşanabilir bir dünya kılmak içindi ve Mürşitlik döneminde Suikastçi Loncaları kurmaya başladı. Geniş bir zaman dilimi içerisinde Altaïr, Yoldaşlığı (Emirliği) güçlendirerek Tapınakçıların ilerleyişine son verdi. Bu sayede Cengiz Han’ın yükselişini engellemiş oldu.

     Altaïr’in ismi çağlar boyunca özellikle kendi soyundan gelen suikastçiler başta olmak üzere, tüm Suikastçilerde yankı uyandırdı ve onları kendi yaşamıyla büyük ölçüde etkiledi. Altaïr’in kanı Suikastçi Emirliğine bağlı çok önemli bir insana kadar uzanıyordu, Desmond Miles’a kadar...

Biyografi
Önceleri Yaşamı
Bir Suikastçi olarak Yetiştirilmesi

     Altaïr, kendisi gibi suikastçi olan anne-babadan dünyaya geldi... Hristiyan bir anne, ve Müslüman bir baba olan Ömer (Umar)...

     Doğum esnasında annesini kaybeden Altaïr, 11 yaşındayken Masyaf Kuşatması’nda bir soyluyu öldüren babasının idamla cezalandırılmasıyla yüzleşti. İdam anından saniyeler önce Altaïr, keder dolu bir sesle çılgınca babasına seslendi. İşkence altında Sarazenler’e Ömer’in ismini ifşa eden arkadaşı Ahmed Sufyan (Ahmed Sofian), doğal olarak Ömer’in ölümünden kendini sorumlu tuttu ve işkence altında dahi olsa direnemediği için üzgün olduğunu söylemek için Altaïr’in kaldığı yere gizlice sızdı. Özür diledikten sonra Altaïr’in gözleri önünde kendi hançeriyle intihar etti...

     Yaşadığı bu olayla birlikte doğruca Al Mualim’in yanına giden Altaïr, hocasını durumdan haberdar etti. Al Mualim Altaïr’e bu konu ile ilgili birdaha konuşmamasını –özellikle Ahmed’in oğlu Abbas çevresindeyken– tembihledi, kısa süre sonra ise Altaïr ve Abbas birlikte eğitime başlayacaklardı. Altaïr, her ne kadar gösterdiği sevginin zayıf ve aldatıcı olduğunu hissetse de, Al Mualim’i gerçek babası olarak görüyordu.

     Bir gün babası hakkında kederlenmeye devam eden Abbas’ı görmekten vicdan azabı çekmeye başlamış olan Altaïr, babasının intiharını ve sebebini, yani gerçeği Abbas’a anlatmaya düşündü. O gece yatakhanede cesaretini toplayarak Abbas’a olan biteni anlattıktan sonra, Abbas hiçbir cevap vermedi yatağında öteki tarafa doğru döndü. Sadece O gece değil, ondan sonraki gün, ve ondan sonraki günlerde hiç konuşmamışlardı... Taâ ki Abbas, eğitmenleri olan Labib’e gerçek kılıçlarla dövüşme isteğini söyleyip, Altaïr’in büyük bir yalancı olduğu düşüncesini beynine yerleştirdiğini ve ondan nefret ettiğini açığa vurarak, gerçek bir kılıçla çılgıncasına ve öfke dolu bir şekilde Altaïr’in üzerine çullanana kadar...

     Aralarında geçen çılgınca dövüş, ikisinin de çamura düşmesiyle ve Abbas’ın elindeki hançerle Altaïr’in boğazına dayanıp, babası hakkında yalan söylediği için ona bağırmasıyla sona erdi. Bu bağırış çığırışlar tüm dikkatler ikili üzerine toplanmış, yaşanan olay diğer suikastçiler, köylüler ve Al Mualim’in bizzat dikkatini çekmişti. Apar topar sorguya çekilen ikiliden Abbas, öfkesini bastırmaya çalışırken, Altaïr Abbas’ın kendisini yalancılıkla suçlayıp boğazlamasından yakınıyordu. En nihayetinde soluğu Masyaf zindanlarında aldılar... Bir ay boyunca orada kalarak akılları başlarına geldikten sonra eğitime devam ettiler... Suçu daha ağır olan Abbas 1 yıl daha fazladan suikastçi eğitimine Al Mualim tarafından dahil edilmişken, Altaïr suikastçi olmuştu...

Usta Suikastçiliğe Yükseliş

     “Kısa zamanda çocukluğundan adamlığa geçişini izledim. Bu durum bana gurur verdiği kadar hüzün de veriyor. Ayakların babanın ayakkabılarına uyuyorlar, sanki senin için dikilmişler gibi..."
―Al Mualim, kendisini kurtardıktan sonra Altaïr ile konuşurken.

     Altaïr 24 yaşında iken, müttefiki bildikleri ama aslen Tapınakçı ajanı olan bir hainin yardım etmesiyle, Şövalyeler Masyaf’ı istila etti. Tapınakçılara karşı mücadele verip bir grup Suikastçiyi ölümden kurtardıktan ve bacağı sakatlanan arkadaşını yakındaki oturağa kadar taşıdıktan sonra Altaïr, Abbas ile buluştu. Abbas, kalede esir düşmüş Al Mualim ve diğer birkaç suikastçi için yapılacak bir şey olmadığını, geri çekilmek gerektiğini söylese de Altaïr kulak asmamış, Abbas’a diğer Suikastçilere kanyona kadar eşlik etmesini emretmiş, “hata istemiyorum!” diye eklemeyi unutmamıştı. Kendisi ise kaleye gidip Al Mualim’i kurtarma görevi ile bizzat ilgilenecekti.

     Doğruca Kale’nin yolunu tutan Altaïr, önüne çıkan Tapınakçıları defettikten ve köylüleri kurtardıktan sonra Kale’nin girişine vardı ve hain tarafından karşılandı. Altaïr ile dalga geçen hain, kale kapılarını kapatarak, Al Mualim’in de içinde bulunduğu esirleri Tatar Yayı ile idam etmek üzere işe koyuldu. Kale kapısının kilitli olmasıyla Altaïr, dışarıdaki iskelelerin de yardımıyla surlara kadar tırmandı. İyi bir koşuşturmacanın ardından Altaïr, Al Mualim öldürmeden önce son hamlesini yaptı ve hain tek bir bıçak darbesiyle öldürdü.

     Bu olay ile birlikte Al Mualim’in saygısını kazanan Altaïr, Usta Suikastçi rütbesine yükseldi. Bu durumu işiten Abbas, Altaïr’e doğru bir tükürük savurdu. Fakat Altaïr sadece alay etmekle yetindi… Altaïr ‘in ilk kez burada gösterdiği kibir, ileriki yıllarda düşüşüne neden oldu… 

Kadehi Arayış
Halep’e Dönüş

     1190 yılında yolculuktan dönerken, Altaïr Halep yakınlarındaki bir köye saldırı olduğunu gördü. Aceleyle köye varan Altaïr yaralı muhafızlardan biriyle karşılaştı ve Tapınakçıların köye saldırdığını öğrendi. Muhafız ölmeden önce kendini savunması için Altaïr’e kılıcını verdi. Yol üzerinde birçok Tapınakçının icabına bakan Altaïr, saldırıdaki okçulardan biriyle karşılaştı. Altaïr’den korkmuş olan Tapınakçı, bu saldırının çok önceden planlanmış olduğunu ve Tapınakçıların üstadı Lord Basilisk ile saldırdıklarını, amaçlarının ise köyde bulunan bir Suikastçıdan değerli bir bilgi almak olduğunu itiraf etti. Tapınakçının icabına bakan Altaïr, yoluna devam ederken karşısına çıkan Tapınakçı Komutanını defetti. Kardeşlik üyelerinden birisi Altaïr’in yanına vardı ve Al Mualim tarafından çağrıldığını kendisine iletti.

     Al Mualim’in yanına vardığında, Altaïr kutsal bir eşya olan Kadeh’i ele geçirmek üzere Al Mualim tarafından görevlendirildi. Hazırlıklarını tamamlayan Altaïr, Tamer (Tamir) isimli şahsı öldürmek üzere Şam’a doğru yola çıktı.

Şam’da Arayış

     Tamer: Benim güzel halılarım! Venedik’ten çıkma gümüş takımlarım! Hepsi gitti!!!
     Altaïr: Emin ol, onları tekrardan satın alabileceksin…
     Tamer: Ne? Kim var orada!!

   —Altaïr ve Tamer’in ilk görüşmeleri.

     Şam’a vardığında ilk olarak elbise ve öteberi satan Refik’in yerini tespit ederek yanına vardı, Altaïr düşüncesizce, uygun bir zamanda Suikastçilerin ortak parolasını ağzından kaçırdı. Gözlerden ırak bir alanda Refik Altaïr’in yeteneklerini sorgulamaya başladı ve Altaïr’e açık açık, aptalca hareket ettiğini söyledi. Refik, Altaïr’e istediği bilgiyi vermeden önce düşmanlarından birini öldürmesini istedi… Refik’in şartını uygun görüp kabul eden Altaïr, gizli bıçağıyla hedefinin yaşamına bir çırpıda son verdi.

     Ardından Altaïr, Refik’e Kadehle ilgili durumunu anlattı ve ona ulaşabilmek için tam olarak ne yapması gerektiği konusunda bilgi istedi. Verilen istihbarat doğrusunda Altaïr, Tamer ile bağlantısı olan Misbah isimli şahsın yanına gitmek üzere yola çıktı. Altaïr Misbah’ı bulduğu gibi kendine has teknikleri ile sorguya çekti, fakat teknikleri çok ses çıkarmış olacak ki neden sonra bunu duyan muhafızlar bir anda olay yerinde bitiverdi. Olay anında aradan sıvışan Misbah’ın aksine Altaïr, muhafızlarla kısa bir süreliğine ilgilendi.

     Kısa süre sonra, Altaïr Misbah’ı tekrardan bulduğunda, Misbah adeta kendi bacağından asılmış, bir direğin ucundan boğazına ip dolanmış halde sallanıyordu. Altaïr istediği bilgiyi vermesi halinde onu serbest bırakacağını söyledi. İsteksizce de olsa kabul eden Misbah, her şeyi anlattı. Fakat buna rağmen, Altaïr onu ölüme terk etti…

     Rotasını Tamer’e çeviren Altaïr, bulduğu meşalelerle Tamer’in dışarı çıkmasını sağlamak için, evini ateşe verdi. Eşyalarını kaybetmesinin verdiği acıyla bildiği her şeyi öten Tamer, Altaïr’e Kadehi hangi tapınakta bulabileceğini söyledi ve tapınağın anahtarının Fajera isminde bir dansözde olduğunu ekledi. İstediği bilgiyi alan Altaïr, tüccarın hayatına son verdi…

İlk Anahtarı Ele Geçirme

     Büroyu terk ettikten sonra Altaïr, Tamer’in onayladığı üç anahtardan birini bulmak için Sirk’e gitti.  Sirkte Fajera ile karşılaşan Altaïr, anahtarın onda olup olmadığını sordu fakat Fajera, Altaïr’in sunduğu işbirliği teklifini büyük bir nezaketsizlikle reddetti. Beraberinde Fajera, sirkte bulunan ve adeta yırtıcı bir hayvana benzeyen Bedir’i (Badr) Altaïr’in başına saldı. Bedir ile dövüşmek zorunda kalan Altaïr, mücadele esnasında Fajera’nın kaçtığını fark etti. Saniyeler sonra çadır çökmeye başladı fakat Altaïr tam zamanında rakibini alt ederek çadırdan kurtulmayı başardı.

     Fajera’nın peşine düşen Altaïr, sivillere ve muhafızlara çarpa çarpa koşmaya devam ediyordu… Ve en nihayetinde Fajera, karşıya geçtikten sonra yıkılan köprüyü arkasında bırakarak ortadan kayboldu…

     Altaïr Fajera’yı bir kuyunun başında yakaladı. Fajera, Altaïr’in hareketlerine hayran kaldığını söyleyerek anahtarları onurlu bir şekilde uzattı. Fajera’nın yaptığı hareketlerden dolayı kafası karışmış olan Altaïr’in şaşkınlığını fark eden Fajera, tüm bunları test amaçlı yaptığını söyledi. Aslında Fajera, tüm olacakları ve Altaïr’in kendisini bulacağını büyülü kartlardan gördüğünü ve kendi kendine düşünerek, en iyisinin bir Suikastçıya yardım etmek olacağını düşünerekten, bu yönde karar verdiğini söyledi. Fajera’nın şartı yine suikast idi… Eğer Alaat ismindeki hamam sahibini öldürürse, Altaïr anahtarı alabilecekti…

     Alaat’ın Hamamı oraya hiç de uzak değildi. Birkaç tünelden geçtikten sonra Altaïr, hedefinin içinde bulunduğu hamama girdi. Olanları geç fark eden Alaat, her ne kadar dışarı kaçarak ölüm çığlıkları attıysa da, kendini kurtaramamış, Altaïr’in Gizli Bıçağına hedef olmuştu. Suikastın ardından kendisi ile buluşan Altaïr’e, Fajera bir teşekkürü borç bilerek anahtarları verdi ve ikinci anahtarın Sur şehrinde (Tyre, Lübnan’a bağlı) olduğunu söyleyerek Altaïr’e jest geçmiş oldu.

Hastaneye Sızma
            "Hastanede sorumlu olan Roland Napule'yi bul!"
                                                                                       ―Hamid, Altaïr'e

     Tyre'ye gelen Altair, Hamid'le buluştu ve ondan bir isim öğrendi: Rolan Napule. Hamid onun hastanenin ikinci anahtarına sahip olduğunu aktardı. Hedefi bulmak için harekete geçen Altair şehirde devriye gezen ağır silahlı askerlerden kanalizasyon ve pazardaki kalabalığı kullanarak kurtuldu. Rolan'ı bulan altair gizli bıçakla işini bitirmeden önce anahtarın yerini öğrenmek için sorguladı. Rolan ona anahtarı verdikten sonra sonraki anahtarın yerini de söyledi: Kudüs'te Basilik'in yanında...

Kudüs’te Çatışma

  Altaïr: "Kralın şerefine verilen partinin nerede olduğunu söyle!"
  Ayman: "Sana hiç birşey söylemem, defol!"
  Altaïr: "Ben sizin örgütünüzdeki gibi ecinni değilim!"

    —Altaïr ve Ayman, Ayman'ın idamında, Kudüs bahçelerinde

Altair, Kudüs'ten ayrıldıktan sonra Rafiq ve Kadar'a gidip Lord Basilisk'in nerede olduğunu öğrenmeye çalıştı. Kadar ona Basilisk'in savaşta gaddarca ve vahşice savaştığını böylece Kral'ın güvenini kazandığını anlattı. Bu sayede Basilisk, Kral'ın sadece özel kişiler için düzenlediği partiye davet edilmişti. Altair partinin nerede olacağını araştırmaya başladı.

Kadar, Altair'e Kudüs bahçelerinde Aymar denen bir adamın yerini bilebileceğini söyledi.Altair, Aymar'ı yakaladı ve her ne kadar dirensede ondan partinin yerini öğrendi. Altair oraya varmak için yola koyuldu önce gizli ve dar bir geçitten bir süre ilerledi. Bir anda Basilik suikastçının önüne çıktı. İkilinin düellosu fazla geçmeden Altair'in lehine dönünce öleceğini anlayan Basilisk kaçtı.

Kule Sayesinde

    "Tapınakçılara katılmak mı? Böyle garip kıyafetler giymek için mi?"
    ―Altaïr, Tapınakçı kıyafetleri hakkında

     Altair'in aradığı ve bulduğu kulede tıpkı üst düzey tapınakçılar vardı. Altair, üst düzey muhafızları ve onların öğrencilerini öldürerek ilerledi.Sonunda ustaya ulaştı. Kulenin tepesinde yakaladığı Tapınakçı, Altair'i de bir Tapınakçı yapmak istedi. Altair bu cazip(!) teklifi reddetti ve Tapınakçıyı öldürerek Kum Tapınağının haritasını aldı.

Kum Tapınağı

“Birşey mi arıyorsun Suikastçı? Aramızdaki bu oyun zevkli ;ancak pek çabuk eskiyor...”
     ― Lord Basilisk Tapınak’ta Altair ile buluşmasında

Altair Kum Tapınağı’na vardı. Yukarı bölgelerde, bölgeyi devriye gezen muhafızları öldüren Altair  arayışına devam etti. Parçalanan yapılar ve dökülen molozlar arasından yoluna devam eden Altair sonunda Chalice’in giriş salonuna ulaşmayı başardı. Burada Chalice’in sunağını gördü, altınla işlenmiş ve dört yana uzanan dört köprüyle bağlanmış bir taş sütunun üzerinde. Altair dikkatlice ve köprünün altındaki alevlere dikkat ederek merkeze doğru ilerledi. İçeride Basilisk’i keşfetti ve Chalice’in mahiyetini öğrendi, o bir eser değil sadece bir kadındı. Ardından Tapınak çökmeye başladı ve Altair kendini yıkıntıların arasında buldu.

Sarsılmış bir biçimde ayağa kalkerken, enkazı kasıp kavuran ve yavaşça kendisine yaklaşan güçlü bir kum fırtınası gören Altair, dökülen enkazın meydana getirdiği engellerden sakınarak alandan uzaklaştı. Uzun bir koşunun ardından ve muhafızlardan kaçışta  bazı sorunlar yaşadıktan sonra bölgeden kaçmayı başaran Altair, Tapınak’ta Basilisk’in Tyre şehrinde bazı işleri olduğundan bahsettiğini hatırladı ve hiç zaman kaybetmeden bölgeden ayrılarak şehre geri döndü.
Tyre'de Avlanma
Altair, Tyre’ye geldiğinde Basilisk’in yerini bilip bilmediğini sormak için Hamid’in yanına gitti. Suikastçı Basilisk’in sağlam duvarları olan Tyre hisarında gizlendiğini söyledi. Oraya girmek için başka bir yol olup olmadığını sorduğunda ise ölümcül sular üzerinden başka bir rota gösterdi. Altair zorunlu olarak ikinci yolu seçti ayrıca Hamid ona hisarın içinde 2 kardeşlik üyesinin de olduğunu söyledi. Altair suyun üstündeki tahtalardan bir yolu kullanarak ilerlemeye başladı. Altair, muhafız ve gardiyanlara karşı en iyi becerilerini kullanarak kısa savaşlar sonucu onları geçti. Onun yaptığı gibi, Altair, Hamid'in kayıp ajanlarını buldu: birisi onunla beraber tuzağa düşmüştü, diğeri de hisarın diğer tarafında tuzağa düşmüştü. Altair, ilk ajanı serbest bıraktıktan sonra, diğer ajanı kurtarmak için çok sayıda engelin yerini belirledi. İkisini de serbest bıraktıktan sonra, ajanların yardımıyla hisarın içine daha fazla ilerleyebildi.
Hisarın içinde Basilisk'le düello yaptı. Karşılıklı teklif yaptığı sırada tapınakçıyı öldürmek üzereydi. Basilisk ona Chalice'in Kudüs'te olduğunu ve tapınakçıların bu pahalıya mal olan kuşatmayı bitirmek için Acre'deki su kanalını zehirlemeyi planladığını söyledi. Teklifte, Altair'den onu bağışlamasını istedi. Altair onu bağışladı ama Tyre'yi yakın zamanda terketmeyeceğinden emin olmak için gemilerini yaktı.
Kadehi Kurtarma
    Altair, Kudüs'e gittiğinde sokakta Kadeh'e eskortluk eden Tapınakçıları gördü. Kurban olarak bilinen Kadeh, sokakta bir kuyruk oluşturmuştu. Altair, onun eskortlarını öldürdüğünde yanlarında bir kanalizasyon açıldı.

    Altair ve Kurban beraber kanalizasyona indiler. Yolculuk sona erdiğinde, Kurban Altair'e Harash'ın Al Muallim'in emirlerine ikinci kez nasıl hiçe saydığını anlattı. Sonra kız Altair'e Harash'ı öldürmesi için özel kılıcını verdi.
Harash’la İlgili
Altair şaşkın bir şekilde Halep'e yeniden gitti. Şehre gizlice sızdı ve Harash'a doğru ilerlemeye başladı. Muhafızlar Altair'i öldürmek yada en azından etkisiz hale getirmek için çok uğraştılarsada başarılı olamadılar.

    Nöbetçiler binanın içine barikat kurdular ve Altair'i beklemeye başladılar. Altair ise barikatı aşmak için savaşamayacağı kadar çok adam vardı. Oda bir muhafız kılığına girip muhafızları sinsice atlattı.

    Sonunda Altair, Harash'ı yanında bir Tapınakçı kaptanıyla yakaladı. İhanete sinirlenen Altair, Harash'ı öldürdü.

Basilisk ile Yüzleşme

          "Suikastçı, bu bizim son savaşımız olacak!"
                                             - Basilisk, düellodan önce
 
     Altair Kudüs'e döndüğünde onu Basilisk'in emrindeki büyük bir Tapınakçı ordusu karşıladı. Altair kendini ele geçirmek isteyen bu grubu her zamanki gibi indirdi. Altair, hisarın derinliklerine ilerlerken beklemediği bir grupla karşılaştı. Bu grup onu engellemeye çalışıyordu. Derken Altair, Kurban'ın Tyre limanına doğru bağırarak sürüklendiğini gördü ve ona yardım etmek için koşmaya başladı.

     Karşısına birden Basilisk çıkınca uzun ve zor bir düelloya başladılar. Sonunda Altair güç bela Basiliski öldürdü. Kurban'ın içinde bulunduğu tekne rıhtımı terk etmişti. Altair onu kurtarmayı denedi ancak zamanı yetmedi. Basilisk'in teknesi alev alınca Altair çabucak olay yerinden uzaklaştı. Daha sonra uzaktan teknenin gözden kaybolmasını bekledi.

     Yıllar sonra onu tekrar bulmasına rağmen onu kurtarmayı başaramamıştı. Duygulu bir öfke seliyle intikam yemini etti. Daha sonra Kurban'ın ölümüyle ilgili olan herkezi tek tek avladı.

Haçlı Seferi
Süleyman'ın Tapınağı'nda başarısızlık

İlerleyen yılda kutsal topraklar savaşın ortasında kalmıştı.

1191'in erken dönemlerinde Altair ve kardeşleri Malik ve Kadar Al-Sayf, Süleyman'ın Tapınağı'ndaki(diğer adıyla Kudüs Tapınağı) bir ganimeti Tapınakçılar'dan ele geçirmek için görevlendirilmişti. Katakomblarda(yeraltı mezarlarında) ilerledikten sonra Altair, Suikastçı öğretisinin 2 doktrinini çiğnedi ve küstahça bir biçimde suikastçılık konusundaki uzmanlığına güvenerek hareketlerine karşı yapılan uyarıları göz ardı etti.

Sonunda topluluğunun baş düşmanıyla, yani Rober de Sable'la karşılaşan Altair, bir doktrini daha çiğnedi ve kardeşliğin güvenliğini tehlikeye attı. Yerini belli ettikten sonra Tapınak Şövalyelerinin büyük ustasını öldürmeye çalışan Geri püskürtüldükten sonra Robert'ın amaçları uğruna hayatı bağışlanan Altair, Malik ve Kadar'ı Tapınakçılar ile yalnız bırakarak tapınaktan dışarı atıldı. Altair tapınaktan kaçarak başarısızlığını bildirmek üzere Kudüs'e döndü.

Masyaf Kuşatması

Masyafa dönüşüyle beraber Rauf tarafından kibarca karşılanan Altair, ondan Al Muallim'in görevin nasıl gittiğini öğrenmek için onu beklediğini öğrendi. Altair, Al Muallim'e Tapınakçı ganimetini ele geçirmedeki başarısızlığını bildirmeden ve azarlanmadan önce kale kapılarında Abbas ile küfürleşerek birbirlerini tehdit ettiler. Az sonra Malik ganimetle beraber; hayatta ama yalnız bir şekilde ve ağır yaralı bir sol kolla Masyaf' a dönerek Kadar'ın ölümünden sorumlu tuttuğu Altair'e bağırıp çağırmaya başladı. Bu konuyla ilgili harekete geçilemeden Masyaf saldırıya uğradı.

Köyün alınması, yerlilerin katledilmesi ve kalenin kuşatılmasıyla Altair ve bir grup suikastçı köyü müdafaa etmek üzere köye koştular. Birçok tapınakçıyı öldüren Altair, belki kalıp mağlup edilene kadar dövüşebileceğini, Süleyman'ın  tapınağında olanlar için kefaretini ödeyebileceğini düşündüyse de bunun boşa harcanan bir hareket olacağını düşünüp Tapınakçı baskısı altında ezilen suikastçılara yardım edebilmek için diğer suikastçılarla beraber kaleye geri çekildi. Burada Rauf ve başka bir suikastçı ile Altair kale savunmasına önderlik etti. Yaptığı inanç atlayışı (leap of faith) ile tapınakçı ordusunun arkasına sızan Altair, ağaç kütüğü yığınını serbest bırakarak tapınakçı ordusunu ağaç kütükleri altında ezdi ve geri kalanları da kaleden uzaklaştırdı.

Saldırı sonra erdikten sonra Süleyman'ın Tapınağı'nda gerçkleştirdiği eylemler bir kez daha Altair'e yöneltildi. Altair; 3 doktrini çiğnemekten, Tapınakçı hazinesini ele geçirmekteki başarısızlıktan, bir kardeşinin ölümüne diğerinin de sakat kalmasına sebebiyet vermekten, aynı zamanda da Tapınakçı saldırısında ölen herkesin sorumluluğundan dolayı Altair kardeşliğe karşı hain ilan edildi ve Al Muallim bu kararını Altair'i karnından bıçaklamadan önce bütün kardeşliğin önünde açıkladı.

"Ölüm uykusu"ndan uyanan  ve Al Muallimi sorgulayan Altair, ustasından (mentor'undan) sadece onun görmesini istediği şeyleri gördüğü cevabını aldı. Bu cevaptan sonrada Al Muallim Altair'in rütbesini indirip, alet edavatlarını elinden alarak alternatif bir ceza olarak ona bir telafi hakkı tanıdı.

Bir acemi olarak yeniden başlayan Altair'e, Tapınakçılara Masyafa giriş olanağı tanıyan haini bulması görevi verildi. Bu görevi başarıyla tamamlayan Altair, Al Muallim'e dönerek ödül olarak gizli bıçağını ve uzun kılıcını geri aldı. Bir daha, kardeşliğin resmi bir üyesi olarak Altair'e bir takas önerildi; dokuz adamın canına karşılık kendininki...

Dokuzun Avı

" Elimde bir liste tutuyorum. Dokuz isimle süslenmiş, ölmesi gereken dokuz kişi. Onlar veba getirenler, savaş çıkaranlar,... Onların gücü ve etkisi bu toprakları yozlaştırıyor ve haçlı seferlerinin devamlılığını sağlıyor. Onları bul ve öldür... Bunu yaparak barış tohumları atacaksın; hem bu topraklar, hemde kendin için. Ancak bu yolla kefaretini ödeyebilirsin."

"Benim hayatıma karşılık dokuz can..."

"Bence bu cömert bir öneri. Herhangi bir sorun var mı?"

"Sadece nereden başlamam gerektiği."

       -Al Muallim ve Altair, Altair'in görevi hakkında.
________________________________________________________________________

"Ben sadece bir piyonum, görevi olan bir adam. Diğerlerini zamanla öğreneceksin..."
      - Tamir'den Altair'e.

Altair görevine Masyafı terkederek ve ilk hedefi Tamir'in takibinde Şam'a gitti. Buraya varışıyla beraber yerel Suikastçi bürosuna giden Altair suikasti için izin istedi ancak Rafiq bunu reddederek önce hedefi hakkında bilgi toplaması için emir verdi.

Şehrin varoşlarına giden Altair burada muhbirleri sorguya çekti, mektup ve haritalar çaldı, etrafındaki bazı konuşmalara kulak misafiri oldu ve sonunda hedefinin yerini öğrendi. Büroya bu bilgiyle dönüşüyle beraber suikast için gerekli izni ve borcun tamamladığının göstergesi olarak hedefin kanıyla ıslatılacak beyaz kartal tüyünü aldı.

Pazar bölgesindeki çarşı meydanında Tamir'in iş ortağını öldürdüğüne şahit olan Altair, onu yakındaki tezgahları incelerken öldürdü. Büroya dönüşü ile Altair'e Al Muallim'e dönmesi gerektiği söylendi ve Al Muallim kefaretinin ilk adımında onu ekipmanından bir parça ile ödüllendirdi. Altair daha sonra Akka ve Kudüs'te sonraki hedeflerini takip etmek için şehirden ayrıldı.

Altair: "Gerçekten onlara yardım ettiğine inandın mı?"

Altair: "Bu benim inancım değil... Bu benim kanaatim."

      - Altair ve Garnier

Akka'ya gelişiyle beraber Altair, büro liderinden hedefi; Rahip Şövalyelerinin büyük ustası Garnier de Naplouse; hakkında bilgi aldı. Garnier'in şehrin varoşlarındaki bir hastahanede, üzerlerinde deney yapmak için başka şehirlerden Akka'ya insan kaçakçılığı yaptığını öğrenmesiyle Altair hastahaneye sızdı.

Burada, Altair Garnier'in mahkumlarından birinin kaçtığını gördü. Kaçan mahkum yakalandıktan sonra Garnier adamın bacaklarının bir daha kaçmasını engellemek için kırılmasını ve kendi dairesine götürülmesini emretti. Daha sonra ise Altair tarafından kıstırılana kadar bilindik rutini olan hastalarını kontrol etmeye döndü.

Son nefesini verirken Garnier deneylerinde Cennet Elması'nı kullandığını, onun kaybıyla deneylerinin yavaşladığını açıkladı. Ayrıca onun üzerinde deney yaptığı kişilere gerçekten yardım ettiğini düşünmesi Altair'i onun deneyleri üzerindeki düşüncelerini yeniden gözden geçirmeye sevketti.

Altair: "Siz savaştan kar ediyorsunuz, kaybedilen ve zarar gören hayatlardan."

Talal: "Evet, bu şekilde de düşünebilirsin, cahilce bir biçimde. Zihnini serbest bırak: onlar; bu sizin türünüzün en iyi yapıtığı şey diyorlar. Buradaki ironiyi görebiliyor musun? Hayır, sanırım daha değil, ama göreceksin..."

       -Altair ve Talal

Kudüs bürosuna varışıyla beraber Altair sert bir biçimde yeni büro lideri Malik tarafından karşılandı. Buna rağmen Malik isteksizce olsada onu araştırmaya yapmaya yollayıp dönünce de kabul etti. İznin ve tüyün alınmasından sonra Altair hedefi Talal'in köle kompleksine girdi ancak Talal'ın takipçileri tarafından pusuya düşürüldü.

Takipçilerden kurtulmasının ardından Talal'ın peşine düşen Altair, onu çatılarda ve sokaklarda kovaladıktan sonra sonunda yakalayarak gizli bıçağını boynuna saplayarak onu öldürdü. Büroya dönüşüyle beraber Al Muallim'e bir kez daha görevini tamamladığını bildirmesi ile ekipmanlarının ının bir parçasını daha geri alan Altair, yeni hedeflerini ortadan kaldırmak için tekrar üç şehrede geri döndü.

"Siz erkeklerin ve kadınların hayatlarını alıyorsunuz, onların ölümlerinin geride kalan tonlarcasının hayatını iyileştirdiğine dair güçlü bir inançla... Büyük bir iyilik için küçük bir kötülük? Aslında biz aynıyız."
     - Abu'dan Altair'e

Altair, "tüccar kralı" adıyla da tanınan  Abu'l Nuqoud'u ortadan kaldırmak için Şam'a geri döndü. Araştırmanın ve Rafiq'ten izin almasının ardından bir partinin verilmekte olduğu tüccar kralın sarayına sızdı.

Altair,  Abu'l Nuqoud konuşmasına başlamadan hemen önce saraya sızdı ve Abu'nun davetlilerini, onları servis edilen şarapla zehirlemeden önce sabırsızlığı ve cahillliği için aşağıladığını gördü . Birkaç kişinin şaraptan zehirlenerek ölmesi üzerine  Abu'l Nuqoud okçularına geri kalanlarıda öldürmelerini emretti.

Kalabalıktaki paniğin içinden fırlayan suikastçi, önüne çıkan birkaç okçuyu öldürerek saray duvarlarına tırmanmaya başladı ve sonunda çatıya;hedefinin tepesine konumlandı. Tepeden zıplayışı ile hedefinin korumasını öldüren Altair kaçan Abu'yu takip ederek onuda ortadan kaldırdı ve izini kaybettirene kadar şehri alarma geçirdi. Büroya dönerek yine başarısını bildirdi ve buradan Masyaf'a döndü.

"Ne kadar tatlı olduklarını göreceğiz...işçilerin meyveleri. İnandığınız gibi şehirleri serbest bırakmıyorsunuz, aksine onları lanetliyorsunuz. Ve sonunda, geriye suçlayacak sadece kendiniz kalacaksınız, iyi niyetlerinden bahseden..."
    - Montferratlı William'dan Altair'e

Akka'ya dönüşüyle beraber Altair'e; şehrin saltanat vekili ve aslan yürekli Richard'ın teğmeni Montferratlı William'ın suikasti görevi verildi. Büro lideri ile bir kere daha buluşan Altair, şehrin zengin bölgelerinde hedefi ile ilgili bilgi toplayarak kendisinin gün içinde Kral Richard ile buluşacağını öğrendi.

Şehir kalesinin duvarlarının dışında kavga eden William ve Richard'a yaklaşan Altair, kalenin içine sızmadan önce kralın uzaklaşmasını bekledi. Başarısızlıklarına sinirlenen William'ın askerlerini dövmesini izledikten sonra ona havadan saldırarak kendisini öldürdü. Her zamanki gibi Al Muallim bu durumdan haberdar edildi ve Altair yeni hedefi için Kudüs'e doğru yola çıktı.

"Başka bir kimsenin kaderini belirlemek insana nasıl bir his verir bilir misin? İnsanların nasıl sevindiğini gördün mü? Benden nasıl korktuklarını? Aynen bir tanrı gibiydim! Benim yerimde olsan sende aynısını yapardın! Ne güç ama..."
     Majd Addin'den Altair'e

Altair Kudüs'te altıncı hedefini yani şehrin fahri yöneticisi konumunda olan hem hakim, hem jüri, hemde savcı, gibi hareket eden Majd Addin'i buldu. Halk içinde yapılan idamlardan birinde Altair kalabalığı yararak ilerledi ve Addin'in durduğu yere gelerek onu öldürdü ve hayatının son anlarını yaşayan bir suikastçıyı kurtardı ve askerlerden kaçışı ile beraber Masyaf'a döndü.

Yeni bir rütbe ve ekipmanla ödüllendirilen Altair artık hedeflerinin gerçekte kimler olduğunu ve aralarındaki bağlantıyı Al Muallim'e sorarak bir cevap istedi. Al Muallim ise ona açılarak hedeflerinin aslında Tapınak Şövalyeleri olduğunu ve Malik'in Robert de Sable'dan kurtardığı hazinenin aslında başkalarının zihnini kontrol etmeye yarayan bir güce sahip olduğunu söyledi. bu bilgilerle beraber Altair Akka ve Şam için birkez daha yollara düştü.

Sibrand: "Özgürlük? Siz şehirleri boyunduruk altına almak, insanların zihinlerini kontrol etmek için çalıştınız, karşınızda duran ve konuşan herkesi öldürdünüz!"

Altair: "Ben sadece emirleri yerine getirdim, sadece amacıma inanıyorum, aynen senin gibi."

     -Altair ve Sibrand

Altair'in yedinci hedefi Akka bulunmaktaydı. Hedef, Teuton Şövalyelerinin büyük ustası ve Assassin'lein kendisini avlayacağı korkusu içinde yaşayan Sibrand adlı tapınakçıydı. Büroya verilen rapor ve araştırma ile Altair şehrin limanlarına gitti ve burada Sibrand'ın bir bilgini haksız yere suikastçı olmakla suçladığını ve onu, boğazını keserek öldürdüğünü gördü. Bunun artık gemisine çekildi.

Altair, limanda gemilerin arasından ilerleyerek sonunda Sibrand'ın gemisine ulaştı ve ona saldırdı. Bir kez daha alarmlar duyulmaya başlandı ancak Altair birkez daha kaçmayı başarmıştı. Rafiq'e kanlı kartal tüyünü verdikten sonra Altair yine her zaman olduğu gibi Masyaf'ın yolunu tuttu.

"Ben senin o kurtarmaya çalıştığın kitaplar gibi değil miyim? Senin görüşlerine katılmadığın bir bilgi kaynağı? Ama sen yinede benim hayatımı elimden almakta acelecisin."
     -Jubair al Hakim'den Altair'e

Şam'da Jubair al Hakim, Selahattin'in baş bilgini şehirdeki her bir kitabı, toprakların tarihini yok etme amacıyla tek tek yakmaya başlamıştı. Büroya gelişiyle beraber Altair gerekli bilgiyi izni ve tüyü alarak suikasti için harekete geçti.

Bu çeviri Türkiye'nin tek ve en büyük resmi Assassin's Creed topluluğu olan Assassin's Creed 1092 tarafından çevirilmiştir.

Jubair aynı giyime sahip birçok takipçisi tarafından sarılmıştı ancak; şansına Altair'in önceki araştırmaları onun nerede olabileceğine ve neye benzediğine dair ona ipucu vermekteydi. Fazla zaman geçmeden bilginde öbür dünyada tapınakçı kardeşlerine katıldı ve Altair şehir askerlerinden kaçarak başarısını Rafiq'e rapor etti.

"Planlarımızı mahvettin: ilk önce hazine, sonra da adamlarımız. Kutsal toprakların kontrolü elimizden kayarak gitti ancak o; bizden çalınanları geri almak ve senin başarılarını bizim lehimize çevirmek için bir umut ışığı gördü!"
     -Maria'dan Altair'e

Masyaf'a dönüşüyle beraber Altair'in artık tek bir hedefi kalmıştı, Tapınak Şövalyelerinin liderinin ta kendisi. Bu konuyu Al Muallim'le konuşan Altair aynı zamanda Cennet Elması'nın baştan çıkarmanın şekil bulmuş hali olduğunu öğrendi. Al Muallim Robert'ın da aslında Assassinler gibi barış istediği ancak bunu Cennet Elması'nın verdiği güçle başarmak istediğini açıkladı. Altair buradan ancak Robert'ı öldürmenin Tapınakçıların güç ve kontrol için olan mücadelesini durduracağı sonucuna vardı.

Robert, Tapınakçılar ve Saracenler(o dönemde Müslümanlara Avrupalılarca toplu olarak Saracen denirdi) arasındaki ortak bağı göstermek için Maj Addin'in Kudüs'teki cenazesine katılmıştı. Altair ise saldırı için bilgi toplamaya Malik'in yanına gittiğinde Malik onun artık daha farklı ve olgun biri olduğunu görerek onu daha sıcak bir biçimde karşıladı. Cenazeye varmasıyla kalabalığın arasına karışan Altair, gelişini farkeden tapınakçılar tarafından tuzağa düşürüldü. Hem Tapınakçı hemde Saracen güçleriyle teker teker savaşan Altair buradan canlı çıkmayı güçte olsa başardı.
Bu arbede esnasında Altair Robert'ı yenerek kaskını çıkarmayı başardı ancak; korktuğu gibi bu kişi sadece bir yemdi. İlk anda bunun bir sihir numarası olduğunu sansada gözlerinin önünde "o" kadını(ki bu kadın Maria Thorpe yani Altair'in müstakbel eşi) görmenin şoku geçtikten az süre sonra onun Robert'ın Saracen ve Haçlıları Assassinlere karşı birleştirme ümidiyle Arsuf'a kaçarken geride bıraktığı ona zaman kazandıracak bir yem olduğunu anladı.

Bir hedef olmamasından dolayı hayatını bağışlayarak kadını serbest bırakan Altair, büroya dönerek durumu son zamanlarda Altair'in gerçektende geçmiş suçlarından pişmanlık duyduğuna inanan Malik'e anlattı. Malik ona en iyisi Masyaf'a dönmesini ve durumu Al Muallim'e açmasını önerdiysede Altair bu öneriyi reddederek bunun zaman kaybı olacağını söyledi.

Malik'i Suikastçı öğretilerinin arkasına saklanmakla ve görmek istemediklerini görmemekle suçlayan Altair ona cevapları Süleyman'ın Tapınağı'nda aramasını söyleyerek Arsuf'a doğru yola çıkmak üzere şehirden ayrıldı.
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2013, 12:58:09 Gönderen: Emrehan141 »

*

Çevrimdışı Emrehan141

  • I serve, I win. Now I rest.
  • *
  • 4640
  • Work in the Dark to Serve the Light
    • Profili Görüntüle
Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Bölüm II
« Yanıtla #2 : 08 Eylül 2013, 12:57:29 »
Bölüm II
Dikkat! Aşağıda okuyacağınız metin Assassin's Creed serileri hakkında "spoiler" içermektedir!

Spoiler: Göster
     
ARSUF SAVAŞI

"Düzen hakkında hiçbirşey bilmiyorsun. Sen bir kuklasın. Sana ihanet etti, aynı bana ettiği gibi."
       -Robert'ın Altair'e son sözleri, 1191.

Arsuf'a geldiğinde Haçlı ve Müslüman birliklerin çarpıştığını öğrendi. Yolu boyunca hem Haçlılarla hem de
Müslümanlarla savaşarak Richard'ın kampına geldi. Ama kralın canına kast etmekten suçlandı.

Altair bunu reddederek, Haçlı lideri Robert'ın ve takipçilerinin ihanetini açıkladı. Sable bunu
şiddetle yalanladı, ama Richard ikna olamadı.

Richard, kararı tanrıya bırakarak, gerçeği açığa çıkarmak için bir dövüş emri verdi. Altair, Sable ve onun
üst seviye Tapınakçı askerleriyle savaştı ve Büyük Üstadın gırtlağını kesti.

Son nefeslerinde, Robert Altair'e Al Muallim'in gerçekte bir Tapınakçı, kendisinin de
herşeyden habersiz, görevi Elma'yı almak ve varlığından haberdar olanları öldürmek olan bir piyon olduğunu anlattı. Sonra Richard, Suikastçıyı başarısından dolayı tebrik etti. Altair ve Richard barış üzerine tartıştıktan sonra Richard, Altair'in Arsuf'tan ayrılmasına izin verdi. Altair doğruca ustası hakkındaki gerçeği açığa çıkarmak
için Masyaf yolunu tuttu.

Masyafı Geri Almak

Al Mualim: "Demek talebem geri dönmüş. "
Altaïr: "Hiçbir zaman kaçan biri olmadım."
Al Mualim: "Hiçbir zaman dinleyen biri de olmadın!"

         —Al Mualim ve Altaïr Masyaf Kalesinde

Masyaf’a geldiğinde Altaïr Al Muallim tarafından hipnotize edilmiş köylülerle karşılaştı. Al Muallim onları ışığı bulmakla kandırmıştı. Tepeden yukarı doğru çıkınca Altaïr bir grup hipnotize Al Muallim’in etkisine aldığı bir grup hipnotize edilmiş Suikastçıyla karşılaştı. Suikastçılar ona saldırınca Altaïr’in başka seçeneği kalmadı ve onlara karşı mücadele etti ve hepsini öldürmek zorunda kaldı. Bundan sonra Altaïr’in karşısına sayıca çok fazla ve bir o kadar da tehditkâr bir grup Suikastçı daha geldi.

Şans eseri Malik ve elmanın gücünden etkilenmeyen birkaç suikastçı fırlatma bıçaklarıyla Altair'e saldıran birçok suikastçıyı öldürdüler kalanlar da kaçtı. Malik ile konuşmaya fırsat bulduğunda ondan kalenin dışındaki hipnotize olmuş suikastçıları oyalamalarını istedi ki Altair, Al Muallim'e bir müdahale olmadan ulaşabilsin. Malik bu teklifi kabul edip adamlarıyla Altair'in kaleye sızması için yalnız bıraktılar.

Eski akıl hocasını kalenin cennete benzetilen bahçesinde arayan Altair kendini Elma'nın gücüyle bir anda kıpırdayamaz halde buldu. Al Muallim balkondan ona bakarken Altair bir açıklama bekliyordu. Al Muallim, Süleyman'ın Tapınağından alınan elmayı hem Haçlıları liderlerini yok ederek durdurmak hem de insanların zihinlerini kontrol ederek mutlak ve kesin barışı getirmek için kullandığını itiraf etti.

Açıklaması bittikten sonra Al Muallim Cennetin Elması’nın gücünü kullanarak Altaïr’in daha önce suikast düzenlediği 9 Tapınakçının birer illüzyonunu yarattı ve onları kafası karışmış Altaïr’in üstüne saldırttı. Rakiplerini tek tek yendikten sonra Altaïr tekrardan Cennetin Elması’nın gücünün etkisi altında geri çekilmek zorunda bırakıldı. Bu nokta Al Muallim Altaïr ile karşı karşıya geldi ve savaşta yardımcı olması için kendisinin birçok kopyasını yaratıp saldırdı. Bu ikinci illüzyon karşısında Altaïr savunmaya geçerek Al Muallim’in saldırılarını tek tek durdurdu.
Altaïr sonunda gerçek Usta’sını illüzyonların arasında bulunca, Al Muallim bir kez daha geri çekilmek zorunda kaldı. Al Muallim bu sefer Altaïr’e Robert gibi barışı aradığını, Cennetin Elması’nı kendisi için istediğini ve bunun için de diğer Tapınakçı liderlerinin ölmesi gerektiğini anlattı. Altaïr ise Al Muallim’e neden Cennetin Elması’nın gücünü onun üzerinde kullanmadığını sordu o da denediğini ancak Altaïr’in zihinsel gücünden dolayı başarısız olduğunu söyledi.
Bundan sonra Al Muallim ve Altaïr son bir kez daha mücadele ettiler. Bu efsanevi mücadelede Altaïr sonunda Ustasını yenmeyi başardı ve onu Gizli Bıçağı ile yaraladı. Sonrasında Altaïr Ustası’nın son sözlerini dinledi. Al Muallim onun karakteri ve yeteneklerinin Cennetin Elması’nı yok edebileceğini söyleyerek öldü. Al Muallim öldüğünde Altaïr Cennetin Elması’nın Al Muallim’in cansız elinden düşüşünü ve kendi kendini aktive etmesini izledi.
Malik ve adamları sonunda Altaïr’in yanına geldiğinde Cennetin Elmasından çıkan Dünya’nın başka yerlerinde bulunan Cennetin Parçaları’nı gösteren holografik bir Dünya modeliyle karşılaştılar.

Usta Olmak
Ayaklanma

"Bize öğretecek bir şeyin var mı, ya da bizi yıkıma mı götüreceksin?"
        ―Altaïr Cennetin Elması’na bakarken.

Eski ustasını öldürdükten hemen sonra, Altaïr Al Mualim’in vücudunu kaleden ve şok olmuş bir kalabalığın arasından dışarı taşıdı. Daha sonra Altaïr eski ustası için bir cenaze töreni hazırladı. Altaïr’in Elma’nın Al Mualim’i ölümden geri döndürmenin bir yolu olduğundan süpheleniyordu, bu yüzden cesedi yakmaya karar verdi. Abbas Altaïr’in hareketlerinin zalimlik olduğunu söyledi. Altaïr olayı açıklamaya çalıştığında bile birçok Suikastçi ve Masyaf köylüsü de buna sinirlenmişti. Böylece Tarikat ikiye bölünmüş oldu: Altaïr’e sadık olanlar ve Altaïr’in Usta olmak için bir darbe oyun oynadığına inananlar.

Al Mualim olayına sinirlenen ve Altaïr’in bir hain olduğuna inanan birçok suikastçı Altaïr’e saldırdı. Altaïr’in dikkati dağılmışken, Abbas bir şekilde Elma’yı aldı ve kaçmaya başladı. Abbas gözcü kulesine tırmanıp Elma’yı kullandığında ortaya çıkan güç ona çok fazla geldi ve hem kendinin hem de diğer birçok Suikastçilerin yaşam enerjisini tüketmeye başladı.

Altaïr sonunda Abbas’la yüzleşebildi, onu yendi ve Elma’yı tekrar aldı. Abbas yere yığılmış bağışlanma diliyordu. Altaïr Elma’ya baktı, bu antik eşyanın onlara bilgeliği öğreteceğini mi yoksa onları bir yıkıma sürükleyeceğini mi düşünüyordu. Altaïr İnanç’a sadık kaldı: hiçbir isyancı Kardeş’in öldürülmemesi veya zarar görmemesini garantiye aldı. Onları yatıştırdıktan sonra isyancıları Al Mualim’in suçlu olduğuna ve kendinin Tarikat’ı yönetmek için uygun olduğuna ikna etti. Girişimlerinde başarılı oldu ve Suikastçilerin kalbini kazandı.
Usta(Mentor) olarak kabul ediliş

“Bizim görevimiz insanlara karşı, geleneklere değil. […] Tamamen yeni  ...(geleneklere atıf yaparak) şekilde  yaratacağız…”
        - Altaïr, Usta oluşundan sonra.

Bu, ona bu süreçte bütün Kardeşliğin sadakatini, saygısını ve inancını kazandırdı. Hayatını anlatan hikayesini paylaşabilmek içinse Altaïr, Codex’ini, aslında hayatını dönemler halinde detaylıca anlatan günlüğünü, yazmaya başladı. Bununla beraberde Kardeşliğin kuşaklardır takip edilen gelenek ve ritüellerini sert bir biçimde değiştirmeye başladı. Zamanla Tapınakçılar hareketlerini daha toplumdan uzak ve az dikkat çekici hale getirdikçe Altair’de Kardeşlik için aynı yöntemi uyguladı ve bu süreçte bütün Suikastçı kalelerini geride bırakarak geri çekildi.

Suikastçıların ana görevi insanları korumak olduğundan, Altair yüzük parmağının feda edilmesini” sahte cennet vaadini” ve zehir kullanılmamasını gereksiz görmekteydi. Bu sebeple sağ kolu Malik ile gizli bıçağı yeniden tasarlayarak yüzük parmağının feda edilmesini gerektirmeyecek hale getirdi ve gizli bıçak yoluyla zehir taşınması için bir yol bularak yeni suikast teknikleri geliştirdi.
Akka’nın Limanına Saldırı

Al Muallim’in ölümünden bir ay kadar sonra, Haçlı seferleri halen sürmekteyken, Tapınakçılar yenilmemek, güçlerini yeniden toplamak için Kıbrıs’a çekilme kararı aldılar. Armand Bouchart liderliğindeki Tapınakçılar, bu amaçla Akka’daki limanı kontrol altında tutuyorlardı.

Bunu durdurmak isteyen Altair’i ve adamlarını karşılayan ise Majd Addin’in cenaze töreninde Robert de Sable’nin kılığına girerek onu oyalayan kadının ta kendisi oldu. Altair’in de Sable’yi öldürerek hayatını mahvettiğini düşünen kadın bir anlık öfkeyle Altair’e saldırdı. Altair ise yaşanan düellodan becerisi ve soğukkanlılıkla düşünmesi sayesinde galip ayrıldı.

Adının Maria olduğu açığa çıkan kadın, yavaş yavaş Bouchart’ın kendisine ihanet ettiğini anlamaya başlamıştı. Altair onu orada rehin aldı ve kendisiyle birlikte Kıbrıs’a götürdü. Altair tarikatın kontrolünü Malik’e bırakarak gitmişti ve tarikata yeniden kazandırdığı anlayışın sonsuza kadar süreceğine inanıyordu. Altair ve Maria, Tapınakçılar’ın, Kral Richard’dan henüz aldığı bu adaya Limassol limanından girdiler. Ardından Altair müttefiki ve adadaki direnişin lideri olan Aleksander ile iletişime geçti. Aynı zamanda Maria’yı da onun korumasına bıraktı.


Limassol Suikasti

Altair, Aleksander ile Direniş’in yerel sığınaklarından birinde buluşmuş ve ondan Tapınakçılar’ın Limassol’daki egemenliklerinin gittikçe güçlendiğini, her geçen gün daha fazla yeri işgal ettiklerini öğrenmişti.  Alesander ona kalenin muhafız kaptanını öldürmesini, böylelikle yerine Direniş’in adamlarından birini geçirerek Tapınakçıların Limassol’daki nüfuzunu kırmayı önerdi.

Bu görev başarıyla tamamlandığında Altair buluşması istenilen adamla, Osman’la buluştu. Osman Direniş için Tapınakçılar’dan bilgi sızdıran biriydi. Altair’in “Aleksander büyükannesine mutlu yıllar diliyor.” Parolasını söylemesi üzerine bildiklerini anlatmaya başladı. Osman’a göre Tapınakçılar Kıbrıs’ta bir arşiv ile ilgilenmeye başlamışlardı ve Limassol’a da Kızıl Frederick adında yüksek rütbeli bir Tapınakçı göndermişlerdi. Osman Altair planlarını kurdular. Osman’ın Adamları Tapnakçılar’ı oyalarken Altair kaleye sızıp Frederick’i öldürdü.

Direniş sığınağına döndüğünde ise karşılaştığı manzara yanan sığınak ve yükselen dumanlar oldu.  Sığınak Tapınakçı güçlerince kuşatılmıştı. Altair kapıdaki askerleri öldürerek içeri daldığında sığınakta kimseyi bulamadı. Ardından Armand Bouchart’ın Kızıl Frederick’in ölümüne tepki olarak konuşma yaptığı yere, Limassol Katedrali’ne gitti.

Armand öfkeliydi ve katedrale topladığı Kıbrıslılar’a tehditler savuruyordu. Osman ona tehditlerini gerçekleştirmemesini önerdiğinde ise söylediklerine ara verip düşünmeye başladı. Ardından Osman’ın hain olduğunu anlayıp onu oracıkta öldürdü. Hemen ardından Maria koşarak Armand’ın yanına geldi ve onu Altair konusunda uyardı. Armand ise Maria’ya güvenmeyi reddedip askerlerine kadını zindana atmalarını emretti. 
Altair Maria’yı zor da olsa kurtardı ve onu Limassol Limanı civarında saklanan Aleksander’in yanına ulaştırdı.

Aleksander, Altair’e Bouchart’ın Kyneria’ya  kaçtığını söyledi ve Maria ile Altair’in oraya ulaşması için Pasha adında bir kaptanın gemisini ayarladı. Altair limandan ayılmadan önce hala kıyıda demirlenmiş olan Tapınakçı gemilerine sızıp mal teslim belgelerini inceledi. Ardından Aleksander’in Kyneria’daki bağlantısı olan Barnabas ile nasıl iletişime geçeceğini planlamaya başladı.


Kyneria’ya Varış

Gemileri Kyneria’ya vardığında kimliklerinin yerel haydutlarca açığa çıktığını ve yakalanıp Tapnakçı yetkililere verileceklerini öğrendiler. Bu tuzaktan kaçmaya çalışırken kaçışlarını sağlayacak olan merdivene önce tırmanan Maria, Altair’i tekmeleyerek düşmesine ve haydutların arasında kalmasına sebep oldu.
Ardından Altair haydutlara izini kaybettirdi ve elinden kaçırdığı tutsağının peşine düştü. Fakat fazla aramasına gerek kalmadan kadının Direniş güçlerince yakalandığını öğrendi. Böylelikle Maria Altair’in ellerine geri dönmüştü. Altair ilk olarak Markos adında bir Direniş üyesiyle iletişime geçti ve adamın önerisi üzerine Maria’yı ona emanet etti.

Tutsağının güvenliğinden emin olduktan sonra şehrin içlerine girip Direniş sığınağını bulan Altair, orada bulunan ve kendisine Barnabas diyen adamla konuştu. Adam, Altair’in Bouchart’ın kellesini istediğini anlayınca ona Armand’ın büyük ihtimalle Buffavento Kalesi’ne gittiğini söyledi. Kale Tapınakçılar’a aitti. Altair’in kaleye sorunsuzca sızması için Barnabas’ın yardımına karşılık, Altair’in Direnişe ihanet eden Jonas adında bir direnişçiyi öldürmesi konusunda anlaştılar ve Altair adamı aramaya başladı.

Altair şehirde adamın izini sürdü ve sonunda onu biriyle konuşurken buldu. Yakınlardaki muhafızları hareketsiz hale getirip en son Jonas’la karşılaştı. Fakat Altair ona hiçbir şey yapamadan Jonas kaçmayı başardı. Altair onu çıkmaz bir sokağa kadar kovaladıktan sonra Jonas dönüp peşinde “Boğa” lakaplı bir adamın olduğunu anlatmaya çalıştı. Fakat Altair anlaşmasına sadık kaldı ve Jonas’ı öldürdü.

Hedefini öldürdükten sonra limana, Maria’nın emniyetini kontrol etmeye döndü. Fakat sığınağı muhafızlarca kuşatılmış buldu ve Maria ve Markos’u zamanında kurtarabildi. Bir ara Altair’İn “Boğa” adını zikretmesi üzerine Maria’nın adamla daha önce karşılaştığı ortaya çıktı; ne var ki Maria adamı Moloch olarak biliyordu.
Altair Maria’nın yeniden kaçırılmaya çalışılacağından korktuğu için onu Markos’la birlikte Direniş sığınağına gönderdi ve onlarla daha sonra orada buluştu. Ardından Barnabas’la konuşan Altair Jonas’ın ölümünün şehirde isyanlar başlattığını söyledi. Bunun üzerine Altair yanına birkaç Direniş mensubunu da alarak bizzat Moloch tarafından örgütlenen isyanları bastırmak için sığınaktan ayrıldı.
Kantara Kalesine Sızmak

Girne’deki Moloch fanatiklerini durdurarak, Altair isyanları bastırmayı ve bir felaketin ortaya çıkışını önledi. Güvenli bölgeye dönüşüyle beraber Markos tarafından isyanlar için sorguya çekilen Altair, ona olayların kaynağı Jonas’ın ölümünü doğruladı.

Altair bundan sonra yeni hedefine yöneldi: Moloch’un yerini tespit etmek ve onu öldürmek. Maria onun Kantara Kalesi’nde kaldığını açıkladı ve akabinde Altair güvenli bölgeden ayrılarak kaleye doğru yola çıktı. Muhafızların dikkatini çekmeden kaleye ilerlerken bir şapel gören Altair çatıdan içeri girdi.

 Moloch mihraptayken arkadan sessizce yaklaşan Altair, o dev’e suikastta bulunmak için onu yeri devirdi;  ancak Altair’in gelişini sezinleyen Moloch tam da bıçak ona gelmeden arkasına dönerek Altair’i boğazından yakaladı ve onu yere fırlattı. Hızlıca “döven”ini de almasıyla ikisi savaşmaya başladılar. Moloch’un büyük cüssesinden yararlanan Altair, dövenini kullanarak Moloch’u boğmaya başladı. Kaçınılmaz sonla karşılaşan Moloch, son nefesinde arzularının ve maksadının hem Tapınakçıların hem de Suikastçıların ideallerinin çok ötesine aşacağını söyleyerek Altair’i uyardı.
Direnişçilere Yardımcı Olmak
Güvenli bölgede Markos, Tapınakçılar'ın, Suikastçılar'ın yokluğu esnasında saldırdıklarından, kendisi saklanırken Maria ve birkaç direnişçi üyesinin rehine olarak alındığından onu haberdar etti. Markos, güvenli bölgenin ortaya çıkarılmasından sorumlu olan "Kara Kahin" adında, Tapınakçı tutsaklarının birinden korkmuştu. Ayrıca, Altaïr, Tapınakçılar'ın yerine kendilerine ihanet edenin Barnabas olabileceğini mantıklı buldu.
Markos şok oldu ve Barbabas'ın, Altaïr'in Kyrenia'ya gittiği gün infaz edildiğini söyledi.

Direnişçi üyelerinin infazları gerçekleşmek üzereydi ve Markos, Altaïr'den onları kurtarmasını talep etti. Altaïr mecburdu ve şehre gözcülük yapmak üzere yola koyuldu. Birkaç direnişçi üyesi bulmasının üzerine, cellatı göndertti ve civardaki Tapınakçı muhafızlarını özgür bıraktı.

Altaïr hızlı bir şekilde güvenli bölgeye döndü ve görevinin başarıyla sonuçlandığını bildirdi, Markos kalan tutsakların görünüşe göre limanda veya Buffavento Kalesi'nde bulunduğunu söyledi.

Altaïr ilk olarak olarak limana gitti, tutsak bir koruma tespit etti ve onu gözünden kaybedene dek gizli bir alana kadar takip etti. Daha sonra sarhoş taklidi yaptı ve başka bir korumayı kandırıp limandaki hem direnişçi üyelerinin  bulunduğu hem de hapishane anahtarının bulunduğu yeri açığa çıkardı.

Amacına hizmet ederek, gardiyana hızlı bir ölüm vermiş oldu. Altaïr, kalan direnişçi üyelerinin kurtarmaya devam etmeden önce, Haçlı karakoluna sızdı ve anahtarları aldı. Bir kadının onlara eşlik edip etmediğini sorduğunda, biri onayladı ve Moloch'ın oğlu Shalim'in onu yanında götürdüğünü açıklığa kavuşturdu. Limandaki Tapınakçı saldırısını püskürten Altaïr, güvenli bölgeye geri döndü.
Buffavento Kalesine Sızmak
Altaïr, Markos'u direnişçi üyelerini serbest bıraktığı konusunda bilgilendirdi ve muhtemel bir Tapınakçı saldırısına karşı uyardı. Markos güvenli bölgenin konumunu ortaya çıkaranın "Kahin" olduğundan şüphelenmişken, Altaïr ise bu kişinin Barnabas kılığındaki adam olduğuna inanıyordu.

Altaïr, gerçek Barnabas'ın işkence altındaki "Direniş" hakkında çok şey açığa çıkarttığını düşündüğünden, Kara Kahin ile yüzleşmek için Buffavento Kalesi'ne sızmaya hazırlandı. Altaïr, akşam karanlığının altında gizlenerek ve karşılaştığı her Tapınakçı'yı gizlice öldürürek, kale zindalarına doğru yol aldı. Ardından Altaïr, Shalim ve Armand Bouchart arasındaki bir konuşmaya tanıklık etti. Armand, Shalim'i, Maria'nın kaçmasına neden olan kadınlara karşı olan zayıflığı konusunda azarladı.

Shalim onu bulacağına söz vererek, Limassol'daki Alexander'a gönderilmek üzere görevlendirildiği bir paketi Armand'a gösterdi. Altaïr, bunu duyar duymaz şok geçirdi ve Alexander'ın bir Tapınakçı casusu olduğu izlenimine kapıldı. Kalenin içinde ilerlemeye devam eden Altaïr, demir parmaklı bir kapının anahtarını almak için nöbetçi ve muhafızlarının dikkatini dağıttı ve sonunda hapishane hücresinden ayrıldı. Orada, Armand, Kahin'in hücresinden çıktı ve adamlarını onun güvenliği konusunda uyardı. Bouchart ayrıldıktan sonra, Altaïr, Kahin'in hücresine girdi.

Acı bir çığlıkla, Kahin ortaya çıktı ve agresif bir şekilde Altaïr'e saldırdı. Akıl sağlığını kaybetmiş birkaç mahkum tarafından destek görmesine rağmen, Altaïr sonunda Kahin'i mağlup etti. Altaïr, sadece çarpıtılmış tutarsız yanıtlar vermesine ve "Tanrı'nın Aracı"nı hak iddaa etmesine rağmen onu deliliğe neyin götürmüş olduğunu sordu. Altaïr onun acısını dindirmede karar kıldı ve gizli bıçağıyla hayatına son verdi. Altaïr hızlı bir şekilde güvenli bölgeye dönmek üzere kaleden kaçtı.

Girne’yi Özgürleştirmek
 
Altaïr sığınağa döndüğü gibi Markos’u Shalim hakkında sorguya çekti. Markos, Shalim’in babası kadar korkunç biri olmadığını düşünüyordu. Shalim’in Bouchart’la birçok olayda beraber olduğunu söyledi. Altaïr’i Shalim hakkında bilgi toplamak ve daha sonra bunları Market Bölgesi’nde onunla paylaşmakla görevlendirdi. Şehirde Shalim’i gözlerken Altaïr onu buldu ve insanlara eziyet edip onları soyduğuna şahit oldu.
 
Shalim sonunda geneleve vardığında adamlarına eğlenmelerini söyledi. Onları kendi haline bıraktı, adamlar sivilleri taciz etmeye, soymaya ve onlara saldırmaya başladılar. Buna rağmen, Suikastçı bütün sokakları Shalim’in hizmetkârlarından temizledi. Buluşma yerinde Altaïr Markos’u Shalim’in küstah ve zalimce davranışları hakkında bilgilendirdi. Markos kilisede Shalim’in bitmek bilmez itiraflarını kabul etti ve Altaïr’e buradaki bilginlerden birini aramasını önerdi.
 
Daha sonra, Shalim’in insanlara çalışmaları karşılığında onları ödüllendireceğine dair konuşmasına tanıklık etti. Altaïr bilgine bu davranış değişikliğinin nedenini sordu. Bilgin gözlerden uzak bir yerde tartışmaları gerektiğini söyledi. Buluşma noktasında adama yaklaştığında, yukardan bilginin üstüne kasalar düştü ve adam oracıkta öldü. Altaïr yukarıdaki yüzü saklı Tapınakçı’yı fark etti. Çatılardan adamı takip ederken Altaïr’in bütün çabalarına rağmen adam ondan kurtulmayı başardı. Sığınağa dönünce Markos onu limana yönlendirdi.
 
Limana vardığında Maria’nın da aralarında olduğu bir dansçı topluluğu gözüne çarptı. Tapınakçılar grubu incelediler ve aralarındaki Maria’yı tanıdılar, Altaïr hepsini uzaklaştırdı ve konvoy şehirden çıktı. Konvoy şehirden güvenle ayrıldığında Altaïr Maria’nın gideceği yeri öğrenmek amacıyla onları takip etti.
 


"Sen babamızı utandırıyorsun, Suikastçı! Fakat onun amaçlarını kirletemeyeceksin!"
      ―Shalim ve Shahar, Altaïr’e.
 

Topluluk Saint Hilarion Kalesi’nde durduğunda Altaïr uzaktan Maria’nın kaleye girmesini izledi. Duvardan tırmandıktan ve nöbetçileri gizlice öldürdükten sonra, sonunda Altaïr Shalim’i konakladığı yerde buldu. Ancak Maria onun karargâhına girdi ve bir cevap istedi. Tapınakçıların Elma'yı güç için mi yoksa insanlara özgürlük vermek için mi istediğini öğrenmeliydi.
 
Shalim insanlara kuzu gibi itaat etmelerini ve her kim Tapınakçılar’a karşı çıkarsa onlardan kurtulacağını söyledi.
 
Maria bunu reddedip Shalim daha ısrarcı olduğunda Altaïr kendini gösterdi ve Shalim’i çağırdı. Fakat Altaïr’in insanlara konuşma yaparken gördüğü kişi Shalim değil onun ikiz kardeşi Shahar’dı.
 
Shalim ortaya çıktı ve ikizler bir düelloya hazırlandı. Nöbetçileri silahsızlandırdıktan sonra Maria bu kavgadan kaçıp uzaklaştı ve Suikastçi’yi kendi haline bıraktı. Uzun bir savaşın sonunda Altaïr kazananı belirledi ve ikizlerin ikisini de kılıcıyla öldürdü.
 
Sığınağa döndüğünde, Markos Altaïr’i neşeli bir şekilde karşıladı ve Tapınakçılar’ın Girne’den aniden kalkıp gittiğini söyledi. Sonuç olarak Tapınakçı Arşivi Girne’de değildi, yoksa onu böyle korumasız bir şekilde bırakıp gitmezlerdi. Markos Tapınakçılar’ın Limassol’e gittiğini düşünüyordu. Arşiv Limasol’de olmalıydı, Altaïr Markos’la vedalaştı ve ülkesine iyi bir şekilde hizmet ettiğini söyledi. Daha sonra Kıbrıs’taki diğer Tapınakçılar’la yüzleşmek için Limassol’e yelken açtı.

Tapınakçılar’ı Yönlendirmek
 
Limasol’e gittiğinde, dehşet verici görüntüsüyle Alexander’i bulmak üzere sığınağa girdi. Altaïr’i direnişe ihanet etmekle suçladı. Altaïr ona Tapınakçılar’dan bir paket alıp almadığını sordu. Alexander haykırarak içinde Barnabas’ın kafasının olduğunu söyledi. Altaïr paketi inceledikten sonra, bunun kendi tanıştığı Barnabas olmadığını iddia etti. Gerçek Barnabas’ın kendisi gelmeden önce idam edildiğini ve diğer adamın bir Tapınakçı Ajanı olduğunu ona açıkladı.
 
Alexander, Limassol'da Tapınakçılara aynı şeyin yapılması gerektiğini ekledi: Tapınak direnişcilerine karşı kendi propagandası yapmak. Herhangi bir çatışma yaşanmaması için Tapınakçılar’ı temizlemek üzere işe koyuldu. Bütün Tapınakçı’ları şehirden uzaklaştırdı, Altaïr Tapınakçılar’ın haberleştiği birinin limanda korsanlar ve Haçlılar’la muhabbet ettiğini gördü. Onu bilinmeyen bir arazide takip etti ve Bouchart’a mesajı olan bir haberci gibi davrandı.
 
Tapınakçı’ya Bouchart’ın yerini sordu, adam yerini bilmediğini söyledi, fakat birçok adamının geçen gece bir Tapınakçı çavuşu tarafından katledildiğini iletti. Altaïr Tapınakçı’nın yerini sorduğunda adam ona Katedral’e gitmesi gerektiğini söyledi. Kadedral’e girer girmez adam kaçmaya başladı. Ama Altaïr fırlatma bıçağıyla onu yaraladı ve durdurdu. Tapınakçı’yı sorguladığında adam Altaïr’i Demetris’e yönlendirdi.
 
Demetris’in evine vardığında, muhafızlarla karşılaşmaktan kaçınarak gizlice çatıdan içeri girdi, Demetris’i bulmak için içeri girdiğinde Altaïr kimliğini açığa çıkardı ve adamı sorgulamaya başladı. Adamı biraz hırpaladıktan sonra, Demetris limandaki katliamın sorumlusunun kendi olduğunu itiraf etti. Ama aniden Demetris yukarıdan bir fıratma bıçağıyla öldürüldü. Altaïr Girne’deki aynı Tapınakçı’yı fark etti ve onu takip etmeye çalıştı ama çatıya çıktığında adam çoktan gitmişti.
 
Sığınağa döndüğünde orayı terk edilmiş bir halde buldu, yalnızca Alexander’ın kendiyle kalenin avlusunda buluşmasını isteyen bir mektubu vardı. Her ne kadar orada bir tuzak olduğunu sanmasına rağmen şüphelerine aldırmadan kalenin avlusuna girdi. Avluya vardığında Alexander’ın ölü bedenini buldu.
 
Arkadaşının ölümüne üzülmüştü, aynı Tapınakçı Ajanı’nı bulmak için yukarıdaki balkonlara baktı. Altaïr’e pis pis bakışlar atan kalabalık bir güruh halinde insanlar avluya geldiler, Altaïr’in düşman olduğuna inanıyorlardı. Onları sakinleştirmeyi başaramayınca, Altaïr Elma’yı kullanmak zorunda kaldı. Onlara gerçek düşmanlarının Bouchart ve Tapınakçılar olduğunu anlattı ve onları orda öylece Elma’nın etkisi altında bırakıp gitti.
 
Ajan Suikastçi’yle alay etmeye devam ediyordu ama biri onu arkasından tuttu ve balkondan aşağı fırlattı. Maria kendini gösterdi ve Tapınakçı Arşivi’nin nerede olduğunu sordu. Arşiv’in hemen üstünde durduklarını fark etti. Beraber içeri girmeye çalışırken bir grup Tapınakçı onlara saldırdı. Maria Arşiv’e kaçtı ama Altaïr onlarla savaşmaya başladı. Hepsini savuşturduktan sonra o da Arşiv’e girdi.
 


Bouchart: "Sen bu işe burnunu soktuğundan beri Arşiv güvende değil.
Altaïr: "Üzgün olduğumu söyleyebilmek isterdim. Ama genelde istediğimi alırım.”

         ―Altaïr ve Bouchart Tapınakçı Arşivi’nde.
 

Altaïr Arşiv’de daha ilerilere giderken yolundaki bütün Tapınakçılar’ı temizledi. Sonunda Maria ve Bouchart arasındaki düelloyu gördü, Tapınakçı sonunda onu kendinden geçmiş bir halde bıraktı. Bouchart Isaac Comnenus yüzünden Arşiv’in neredeyse açığa çıkacağını açıkladı. Altaïr durumu değerlendirdi, Bouchart sadece Richard’ı durdurmak için zaten onların olanı almaya geldiklerini söyledi, Suikastçılar’ın bulunmadığı Arşiv’in içlerine doğru ilerlediler, Armand kılıcını çıkarıp düşmanıyla düelloya hazırlandı.
 
İki kılıç ustası Bouchart ve Altaïr birbirlerine büyük bir hız ve güçle saldırdılar. Sonunda Altaïr avantajı yakaladı, Bouchart’ın saldırısını savuşturdu ve kılıcını sapladı. Son nefesini verirken, Bouchart Altaïr’i bu büyük yeteneğinden dolayı saygıyla kutladı. Suikastçi’ye Cennet Elması’nı saklı ve güvende tutmasını söyledi. Bouchart ölünce Altaïr Maria’nın yardımına koştu. Ama aniden Arşiv geride hiçbir iz bırakmak istemeyen Tapınakçılar’ın top ateşiyle yıkılmaya başladı.
 
İkili hemen koşmaya başladı. Tam bina yıkılırken ikisi de yapıya tırmanıp kaçmışlardı. Limana doğru yürürken, Maria eskiden Tapınakçılar Birliği’nde olduğunu doğruladı. Doğuya veya Hindistan’a gitme niyeti vardı. Altaïr’e planlarını sordu, o da dünyayı dolaşmak, bu sırada hem Suikastçılar Birliği’ni büyütürken hem de bilge kişilerle tanışarak öğrenimine devam etmek istediğini söyledi. Altaïr bu sözleriyle doğuya gideceğini ve bunu Maria’yla birlikte Kıbrıs’tan başlayarak yapacağını söylemişti.
Düzeni değiştirmek
Kıbrıs'ı Bouchart ve onun takipçilerinden alan, daha önceden Elma'yı Limassol arşivlerine gömmeyi niyet etmiş olan Altair, Elma'nın kendisiyle kalmasının en doğru karar olduğuna karar verdi ve devam eden yıllarda, sık sık içinde ne olduğuna dair incelemeler yaptı.

1193 yılında Altair ve Maria, Kıbrıslılar'ın hatrı ve önerisiyle, Suikastçılar için bir üst olan Limasol Adası'nda evlendiler. Onur konuklarının arasında Markos da vardı. Masyaf'a dönünce ilk oğulları Darim dünyaya geldi. 1204 yılı civarında, Altaïr kişisel olarak Suikastçılar'ın düzenini değişik şehirlerde ve bölgelerde yükseltmeye başladı. Oysa ki, böyle bir teşebbüsü İstanbul da yapmayı denediğinde, insanların arasında bir karışıklığa ve 4. Haçlı Seferleri'ne neden oldu. Bu yüzden Altaïr zorunlu olarak geri çekildi.

Cennet'in Elması'nı inceleyerek, Altaïr şimdiye kadar yapılandan daha hafif ve daha güçlü bir metal üretme bilgisini elde etti. Kendisi için bir zırh üretti ama formülün yanlış ellere düşmesini engellemek için de formülü sildi. Eski akıl hocasının uğraşlarına rağmen, Altaïr Tarikat üyelerinin çocuklara sevgilerini ifade etmelerine izin verdi.

Al Mualim, sevginin onları daha zayıf yapacağına inanırken, Altaïr onların doğru sebepler için daha kolay fedakarlıklar yapacaklarını düşündü. Küçük dozlarda Elma kullanımı ve odaklanmış bir beyinle, Altair gizli bıçağın yeniden tasarlanması ve böylece küçük mermiler fırlatabilme yetkinliğine sahip olan bir cihaz da içerebileceği bilgisini elde etti.
1204 yılında, Altaïr inancını Avrupa'ya yayma umuduyla, kuzeye doğru, İstanbul'a seyahat etti. Ancak Altaïr‘in planları, Katolik Romalılar'ın şehri kuşatması ve çoğu yeri yaktığını öğrenmesiyle engellendi. Altaïr Masyaf'a şiddetli bir hayal kırıklığıyla döndü.
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2013, 21:49:43 Gönderen: Emrehan141 »

*

Çevrimdışı Emrehan141

  • I serve, I win. Now I rest.
  • *
  • 4640
  • Work in the Dark to Serve the Light
    • Profili Görüntüle
Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Bölüm III
« Yanıtla #3 : 08 Eylül 2013, 13:00:02 »
Bölüm III
Dikkat! Aşağıda okuyacağınız metin Assassin's Creed serileri hakkında "spoiler" içermektedir!

Spoiler: Göster
     
Gözden Düşmek
Moğolistan Ziyareti

1217'de Cengiz Han, Suikastçılar'ın ilerleyişini engelleyerek hızlıca doğudan yaklaştı. Altaïr onun da bir Cennet'in Elması'na sahip olduğundan şüphelendi. Bu yüzden, tataryayı kullanmada hünerli olan Altaïr, Maria ve Darim Moğolistan'a doğru ayrıldılar. Oğulları Sef'i karısına ve iki çocuğuna bakmak için geride bıraktılar. Ve tarikatın geçici kontrolü Malik'e verildi.

Moğolistan’da, Suikastçı Qulan Gal ile birliklte hareket ettiler ve daha önceden Moğollar tarafından işgal edilmiş olan Xing-ging'in yakınlarındaki Xu şehrine dördü seyahat ettiler. Darim Moğol karargahına yüksekten bakan bir nokta keşfetti. Altaïr ve Qulan Gal kampa gizlice sızdılar. Buna rağmen Altaïr yaşlı olmasıyla gizliliğini kaybedip, bir bekçi tarafından fark edildi.

Bekçi Altaïr’i yaralayabildi ama kimseyi uyaramadan Qulan Gal tarafından öldürüldü. Qulan Gal Altaïr'i kampın dışında güvenli bir yere götürmeyi başardı böylece onun hayatını kurtardı. Qulan Gal ve Darim, Kağan'ı çadırından çıkarmak için bir plan tertiplediler. Kağan tehlikeyi farkettikten sonra, at üstünde kaçmaya çalıştı ama Qulan Gal tarafından atı hızlıca öldürüldü. Kağan'ın kendisi de Darim'in tataryayından çıkan bir vuruşla öldürüldü. Aile Masyaf'ı terkettikten 10 yıl sonra başarılı bir şekilde eve geri döndü.
Masyaf’a Dönüş
1228'de Masyaf'a vardıklarında, daha önceden savaşmaya istekli bir çırak olan Swami tarafından karşılandılar. Altaïr neden mektuplarında talep ettiği gibi Rauf tarafından karşılanmadığını sordu ama Swami onun yokluğunda Rauf'un yüksek ateşten öldüğünü açıkladı. Ayrıca Swami, Malik'in hapse atıldığını, Tarikat'ı yönetecek kimsenin kalmadığını ve başına Abbas Sofian getirilen bir meclis kuruluğunu açıkladı. Altaïr ve Maria bu duruma güvenmeyerek Sef'in nerede olduğunu sordular ve Swami onun Alamut'a kaçtığını söyledi.

Darim böylece kardeşini kurtarmak için Alamut yoluna düştü. Altaïr ve Maria kaleye doğru devam ettiler ve kaleyi Altaïr'in yönetimine göre yarı terk edilmiş şekilde buldular. Onlar Usta'nın Kulesi'nden bir oda ummalarına rağmen, kalenin sağ kanadından bir odaya yönlendirildiler. Bir sonraki gün Usta'nın Kulesine, meclis ile görüşmeye gittiler ama yolda Swami ile karşılaştılar. Oraya vardıklarında Altaïr meclisin, Tarikat'ın en iradesiz kişilerinden oluştuğunu gördü.

Abbas bütün konsülü kendi himayesi altına almıştı. Abbas, Sef'in başına neler geldiğini açıklamasından sonra, Altaïr Moğolistan'daki seyehatlerinden bahsetti. Sef'in güya, Malik'in Tarikat kontrolünü kendi elinde tutma isteğini ortaya çıkarmasından sonra, Malik tarafından öldürüldüğünü iddaa etti. Altaïr, çok öfkeli bir şekilde, Tarikat konrolünün, inancın buyuracağı gibi kendisine verilmesini talep etti. Abbas suratında bir gülümsemeyle, artık inancın olmadığını söyledi.

Gerçeği Keşfetmek

   Altair ve Maria evlerine döndüğünde; Altair, Malik’in sebep olduğu olayların acını çekmeye başladı. Bunu gören Maria da, Malik’in asla İhanet edecek biri olmadığını tekrar inandırmayı başardı ve ardından Altair, Masyaf’ın zindanlarındaki hapishaneye girmeye karar verdi. Devriye dolaşan bütün muhafızları atlattıktan sonra hapishaneye geldiğinde son muhafızın uyuya kaldığını gördü. (Bu durum onu hem sinirlendirdi hem de rahatlattı) Rahatlıkla hapishaneye girdi ve Malik’i, saçı sakalı aşırı uzamış ve bir deri bir kemik kalmış şekilde hücresinin kenarında dururken buldu.
   Altair, uyuyan muhafızı hemen bayılttı ve Malik’i evine götürdü. Orada Malik, suçu üstüne almadan Abbas’ın her şeyi iki sene önceden tezgahladığını ve Şef’in ölümüne neden olduğunu anlattı. Malik aynı zamanda iyi bir lider olamadığı için çok pişman olduğunu ve onun yerinde Altair olsaydı böyle olmayacağını söyledi. Altair ve Maria, Malik’in uyuyakalmasını bekledi ve gerçeği öğrenmek için Abbas’ın karşısına çıktılar.
   Beraber, onları karşılayan adama, Abbas’ın yanına gittiler. Kısa süre sonra Swami elinde çuval beziyle Abbas’ın yanına geldi. Abbas, çuvala bir göz attı ve Altair’e verdi. Çuvalın içinde yalnız bırakıldıktan hemen sonra Swami tarafından koparılan Malik’in kafası vardı. Daha sonra Abbas, Altair’e açık bir şekilde, neden hapishaneye girdiğini sordu ki bu da diğer suikastçıların Altair’in niyetinden şüphe etmelerine sebep oldu.
   Abbas, Altair’e teşkilatın başında artık onun olmadığını söyledi ve Elma’yı vermesini istedi(emretti). Her nedense, Altair Elma’yı vermeyi kabul etti. Swami Elma’yı alırken Altair’e, Şef ölürken ona ölüm emrini Altair’in verdiğini söylediğini söyledi. Bunu duyan Altair’in öfkeden gözü döndü ve bu öfke Elma’ya da gitti. Swami de Elma’ya dokunduğu anda gözleri ve ağzı fal taşı gibi açıldı ve içinden altın sarısı parlak bir ışık yayıldı.
   Maria, Altair’e öfkesinin onu ele almasına izin verdiği ve Elmayla suikastçıyı kontrol ettiği için bağırdı. Bu sırada kontrol edilen Swami hançerini boğazına götürürken Altair kontrol etmeyi bıraktı ve Swami hançerini Altair’in hemen yanında duran Maria’nın omurgasına sapladı. Altair hemen Maria’yı kollarına aldı ve Swami’yi gizli bıçağıyla öldürdü. Ardından Altair Abbas’a döndü ve orda bulunan diğer suikastçılar Elmayı tekrar kullanabileceğini düşünerek ona saldırdılar.
   Anlık kararla Altair köyden kaçmaya karar verdi köyde oğlu Darim ile birleştikten sonra kaçtı. Ardından oğlu, eski gelini ve torunları ile birlikte gelecek 20 yılını geçireceği Alamut’a gitti. Bu zaman zarfında Altair yaptıklarından vicdan azabı çekmeye başladı ve tamamen Elma üzerinde yoğunlaşarak yeni dizaynlar, taktikler ve tıbbi yöntemler geliştirdi. Bu arada Elma ile çalışırken Alamut Kalesinin, İlk Medeniyetten kalan bir tapınağın kalıntıları üzerine kurulduğunu öğrendi ve bu kalıntıların içinde, genetik hafızayı kayıt edebilen Hafıza Mühürleri buldu. Altair bulduğu bu Hafıza Mühürlerinden 6 tanesini aldı ve en anlamlı anılarını bunlara kaydetti. Bir süre sonra, Şef’in karısı çocukları ile birlikte Mısır’a, İskenderiye’ye yerleşti.
   Elma’ya olan takıntısı yüzünden babasıyla arası açılan Darim de Fransa ve İngiltere’ye Moğol tehdidini haber vermek için Alamut’u terk etti. Elma ile çalışmaları sonucunda Altair de, sakladığı 6 mührün tanımadığı birisi için mesaj olduğunu öğrendi.

Ünvanını Geri Kazanması

   “Bu yaşlı adam için kimse ölmeyecek.”
                -Altair, Levantin Suikastçılarının başına geçtikten kısa süre sonra.

   1247 yılında bir gün Altair, Mukhlis adında yerli bir esnaf tarafından Masyaf’ın yakınındaki bir kuyunun yanında uyandırıldı. Çok geçmeden Mukhlis, içlerinde Bayhas’ın da bulunduğu bir grup haydut tarafından saldırıya uğradı. O zamanlar 81 yaşında olan Altair ilk haydutu kolaylıkla öldürdü fakat diğer ikisiyle karşılaştığında yaşlılığın etkilerini gördü.
   En nihayetinde Altair iki ayağından da yaralandı ve dizlerinin üzerine çöktüğünde Bayhas onu öldürmeyi denedi . Fakat bunu yapamadan –haydutların bir ağaca baş aşağı astığı- Mukhlis ona uzandı ve Bayhas’ı tuttu. Altair de hemen kılıcına davrandı ve Bayhas’ın bağırsaklarını dışarı döktü. Muhklis de Bayhas’ın hançerini kapıp iplerini kesti ve son haydutun, Uzun Saçlı’nın karşısında Altair ile birlikte durdular.
   Uzun Saçlı bir anda sayıca azınlıkta kalınca ata binip kaçtı. Muhklis, Altair’in yaralarıyla ilgilenmek için evine götürdü. İki gün boyunca solgun bir şekilde yatan Altair, üçüncü günde normale döndü. Bilincini kazanması umuduyla Altair ile konuşan Mukhlis, üç gün boyunca Usta Altair’in Teşkilatı yönetmekte yetersiz olan Abbas’ı aşağı indireceğinden bahsetti.
   Mukhlis, Altair’in adını telaffuz ettiği anda Altair uyandı ve kendini tanıttı. Mukhlis de Teşkilatın durumunu Altair’e anlattı. Ardından Altair köydeki bazı anlaşmazlıkları çözdü ve esnaflardan yeni malzemeler satın aldı. Daha sonra köyde gezerken, bir gölgenin onu takip ettiğini fark etti. Çeşmeye vardığında onu takip eden kişi tanıdı.
   Malik’in oğlu Tazim Al-Sayf kendini tanıttı ve eski kurallara bağlı kalan az sayıdaki kişilerden biri olduğunu söyledi. Altair de ona Fahad(Bayhas’ın babası) gelmeden önce Teşkilatın kontrolünü ele alıp eski şanlı günlerine döndürme planını anlattı ve Tazim’den kendisine sadık kalan adamları toplamasını istedi. Altair kalenin dışında beklerken genç Malik yaklaşık 20 arkadaşıyla beraber geldi.
   Altair orada; Suikastçıların İnanışa sadık kalmaları gerektiğini ve kardeşlerin kime karşı sadık olursa olsun birbirlerini öldürmemeleri gerektiğini açıkladı. Bu sırada Abbas’ın adamlarından biri bu konuşları duydu ve Altair’i öldürüp isyanı bastırma umudu ile Altair’e saldırdı. Altair yaşına rağmen çok çevik bir hareketle saldırıdan sıyrıldı ve suikastçıyı kılıcıyla öldürdü. Abbas’a bağlı olan,- düşünmeden savaşan- diğer bütün suikastçılar da kolaylıkla yakalandı yada bayıltıldı.
   Ne var ki, okçularında içinde olduğu ikinci bir dalga hemen yetişti. Altair başta okçuların, Altair’in öldürme niyetinde olmadığını görüp oklarını indireceğini umdu. Abbas ve Altair birbirini gördüğünde, okçular ve Abbas’ın adamları da teslim oldu. Ardından kalenin kapıları teslim olanlar tarafından açıldı ve en nihayetinde Altair ile Abbas karşılaştı.
   Abbas hala Altair’den nefret ediyor, babası hakkındaki gerçeklere inanmıyordu. Kısa süre sonra Abbas yavaş yavaş işlerin tersine döndüğünü fark etti ve kalan adamlarına Teşkilatı hiç kimseyi öldürmeden geri almaya çalışan Altair’e saldırma emri verdi.
   Altair, kolunu kaldırdı ve Abbas’ı hedef aldı. Daha sonra bir patlama duyuldu ve Altair’in kolundan duman yükselmeye başladı. Abbas, yere düştü ve Altair de ona doğru eğildi. Abbas, Altair’in babası hakkında söylediklerine hala inanmadığını ama yakında, ahirette gerçeği öğreneceğini söyledi ve en sonunda Altair yeniden başa geçti.
   İki gün sonra Fahad ordusu ile Masyaf’a geldi. Ne var ki Altair, eğer savaşırlarsa bu sadece iki taraftan da kayıbı olacak diyerek onu ikna etmeyi başardı ve geri gönderdi.

Sonraki Hayatı

  Altair: “Güvende ol ve tetikte kal.”
  Niccolo Polo: ”Sizde, Mentor. Kendinize iyi bakın.”
   Altair: “Düşünürüm.”

  -İkilinin birbirine son kelimeleri. 1257
   Altair, önceden Al Mualim’in bahçesi olan yerde, Elmadan öğrendiği bilgilerin bulunacağı yüzlerce kitabı barındıracak bir kütüphane inşa etmeye başladı. Alamut’tan aldığı 5 mührü de kütüphane’nin anahtarı yaptı. 1257’de kütüphane bittiğinde Altair; Darim’i, Niccolo ve Maffeo Polo’yu Masyaf’a davet etmesi için Venedik’e gönderdi. Masyaf’a vardıklarında Altair, Niccolo’ya (daha sonra oğlu Marco’nun seyahatnamesinde görülen ) hayatı hakkında hikayeleri anlattı.
   Ek olarak Altair; büyük şehirlerde Suikastçı Loncaları kurmak için Teşkilatta ki herkesi gönderdi. 1257’nin sonlarına doğru, Moğollar Masyaf’ı kuşattı ve Polo kardeşler de ayrılmak zorunda kaldı. Ayrılmadan önce Altair, Kodeksini kaşiflere verdi. Ardından ikiliye Moğollarla Elma ile savaşırken Masyaf’ın kapısına kadar eşlik etti. Son olarak Masyaf’ın kapısında Altair, 5 mührü yanlış ellere düşmesin diye saklamaları için ikiliye verdi. Ne yazık ki ikili Kodeksi eve dönerken kaybetti.
   Altair kaleye geri döndü ve herkesin gittiğinden emin olduktan sonra, Darim’e son bir veda edip kendini, Darim’e verdiği emirle boşaltılmış kütüphaneye kilitledi. Elinde Elma ile kütüphaneye girdi ve odanın en sonuna doğru ilerledi. Orda, Elma’yı kaidenin üzerine koydu ve kilitledi. Daha sonra biraz oturup dinlenmek için odanın ortasında ki sandalyeye oturdu. Ölmeden hemen önce de son anısını mühre geçirdi.
Miras

 1269 yılında, Altair'in Kodeksi Kubilay Kağan'dan Marco Polo'nun ellerine geçti. Kodeks hakkında bilgisi olan tapınakçılar, Kodeksi Venedik'ten İspanya'ya giden suikastçı Dante Alighieri'den almak için korsan kiraladılar.

Dante'ye onun suikastçı mirasından haberdar olan çırağı Domenico refakat ediyordu. Korsanlar saldırdığında, Domenico Kodeksi parçalara ayırdı, Kodeksi korsanlardan gizlemesine rağmen ustasının ve onun eşinin hayatını kurtaramadı.
Sonradan Domenico Auditore adlı oğluyla birlikte Monteriggioni'de Auditore Villası'nı inşa etti. Villanın altında, Sanctuary'yi ; içinde Altair'in kırılmaz olan zırhının bulunduğu heykeli inşa etti. Daha sonra bu zırh Domenico'nun soyundan olan suikastçı Ezio Auditore da Firenze'nin eline geçti.

Ezio Auditore -efsanevi peygamber- Altair'in Kodeksini kullanarak ( güçlü italyan tapınakçılarından geri alınan ) Leonardo da Vinci'nin yardımıyla bir silah yaptı ve sonra gizli Vatikan'ın altındaki gizli mahzenin yerini tespit etti. Roma'daki tapınakçıların nihai yenilgisinden sonra Ezio, suikastçılar hakkında daha çok bilgi edinmek için Masyaf'a (Alamut) gitti ama Masyaf'ı tapınakçılar tarafından ele geçirilmiş buldu. İstanbul'a seyahati üzerine Ezio, Altair'in hayatından kalan mühürleri -Masyaf'ın altındaki sonradan ortaya çıkacak kütüphanenin mühürleri- aradı.

Yüzyıllar sonra, 21.yüzyılın başında tapınakçılar örgütü -Abstergo Sanayi- Altair'in soyundan olan Desmond Miles'ı -Denek 17- DNA'sına yerleşmiş anılarını okumak için kaçırdı. Animusu kullanarak, Desmond atalarının anılarını yeniden yaşamak zorunda kaldı. Desmond'un Animustaki zamanını araştırmacı Dr. Warren Vidic ve onun gizli bir suikastçı asistanı Lucy Stillman ile inceledi. Seansları boyunca, onlar Cennetin Elması hakkındaki özel bellği bulmak için çabaladılar. Tapınakçılar Cennetin Elması'nı "Yeni Dünya Düzeni" ni yaratmak için kullanacaklar.

Abstergo Sanayi'den kaçışın ardından Desmond, "kanama etkisiyle" Animusun dışında Altair'in anılarını halüsinasyon olarak yaşadı. Desmond halüsinasyonda Altair'in kapşunlu birini Akka Kalesi'ne kadar kovaladığını gördü.

Kovalamaca Akka'nın en yüksek külesinde bitti ve kaçan Maria'ydı. Altair Maria'yla samimi anlar geçirdikten sonra Desmond, şoktan çıkarak Altair'in anısını yaşadığını farketti. Aslında o atası Sef İbn-La'Ahad'ın gebe kalmasına tanık olmuştu. Koma durumuna girdikten sonra Desmond, Animus 2.0'a yatırıldı ve onun parçalanmış bilinçaltının gelecekte düzelmesi umuduyla kendisini bağlayan belirli bir hafıza için genetiğinde özel bir anı -Altair ve onun Rönesans atası Ezio Auditore ile birlikte- arandı. Altair'in elması ve Ezio'nun gelecek bilgisi Desmond'un Büyük Tapınağın yerini gösteren senkronize bağına girmesini sağladı.           

Ekipmanları ve Yetenekleri

Altair,  olağanüstü akrobatik hareketleri, sosyal gizlilikteki başarısı, ölümcül sanatlara olan uyumu ve muazzam fiziksel, zihinsel ve yaşama isteğiyle bir eğitmen ve Suikastçi Ustasıydı.  Her yönde eğitilmişti. Herhangi bir engelin veya insanın üstesinden gelebiliyordu. Uzunca kulelere tırmanıp ve yüksek pencere kenarlarından hiç bir korku belirtisi olmadan atlıyordu.

Diğer Suikastçiler gibi gizli öldürme teknikleri, yumruk yumruğa ve kılıç dövüşünde, bıçak atma, tırmanma, serbest akrobasi, gizlice dinlemek, sorgulamak, hırsızlık ve görevini tamamlamak için gereken herşeye sahipti. Fiziksel cesaretinin yanı sıra, suikastçıların yardımıyla düşmanlarını anlamak için,  Kutsal Topraklar'daki siyaset ve din  hakkında geniş bilgilere sahipti.

Suikastçılar arasında önemli bir üye olarak Altair, bir dizi silaha sahipti; uzun kılıç, kısa bir bıçak, fırlatma bıçağı ve popüler olan gizli bıçak. Altair ayrıca "Kartal Bakışı" denilen, kısacası "Altıncı His" te denilen bir yeteneğe sahipti. Böylece insanların gerçek niyetlerini görebiliyordu. Bu yetenek suikastçılar arasında bile çok nadir görünüyordu.

80 yaşlarında Altair, gençliğine oranla daha az yetenekliydi. Yaşına bağlı olarak suikastçıların eğitiminde uzun süre görev almadı. Ancak Niccolo Polo'ya göre Altair, hala gençliğindeki gibi güçlüydü, gücü ve yetenekleri 92 yaşındayken bile aynıydı. Muhtemelen bir lider olarak yeteneklerini kendini yeniden eğiterek geri kazanmak istiyordu.

Ona hediye edilen Kartal Bakışı yüzünden onun bilenmiş mücadele becerileri ile birlikte sezgisel yetenekleri ve duyuları derinleşmişti. Altair'in yetenekleri onu suikastçılar tarihinde onu en ölümcül ve usta suikastçılardan biri yapmıştı. Altair'in dövüş yetenekleri suikastçılar arasında öldükten sonra bile dillere destandı.

Üstad olarak, bir çift uzun beyaz kıfayet ile kırmızı bir kuşak, deri zırhı ve silahlarını saklamak için askılı kılıfları vardı. 92 yaşında Altair, desenli beyaz kıyafet üzerine baskılı siyah pelerin giyiyordu. Yaşlılığına rağmen iki tane gizli bıçak dışında başka hiçbir bir silah taşımadı.
Karakteristik Özellikleri ve Kişiliği

Malik: "Özürünü kabul etmeyeceğim."
Altair: "Anlıyorum."
Malik: "Hayır, anlamıyorsun. Özürünü kabul etmeyeceğim çünkü sen benimle Süleyman Tapınağı'na gelen adamla aynı değilsin."


- Altair ve Malik, Majd Addin'in cenazesinden kısa bir süre önce.

Altair suikastçıların kalesi Masyaf'ta inanılmaz yetenekleriyle hızlıca birliğin saflarında yükseliyordu. Soğuk ve gerçekçi kişiliğiyle Altair kendini davasını takip etmeye adadı. Altair'in asi bir yapısı vardı; sabırsız, kibirli, talepkar, bencil ve aceleciydi ancak Süleyman Tapınağı'ndaki başarısızlığından ve dokuz kişiye gönderildikten sonra Altair, kurbanlarının son sözlerinde yaptıklarının gerekçelerini dinlemeye başladı.

Görevinde ilerledikçe, tutumuda değişti ve dünyanın hatlarını ve akışını buna bağlı olarakta inancın öğretilerini, ustaların rehberliğni hayat felsefesi olarak seçti. Çatışmanın sonunda, onun küstah ve isyankar doğasını kontrol altına almış; sakin ve odaklanmış bilge biri haline gelmişti. Genç bir suikastçıyken bile Altair, Al Muallim'in sağ kolu ve suikastçılar arasında saygın ve korkulan biriydi.

Altair, akıllı ve kendini adamış birisiydi. Öğretileri ve amacı Birlik içinde her konuda barışı sağlamaktı ki Birliğin ihtiyacı olan da buydu. Suikastçilerin mevcut yöntemleriyle yeni dünyada yeri olamayacağını anladı ve uygulamalarını buna göre değiştirdi. Ayrıca onun soğukkanlı kişiliği duygularını korumaya yetmedi. Altair iki kez aşkta kaybettiğni biliyordu: Adha -malesef öldü ama intikamı alındı- ve Maria Thorpe de Sable -hayat arkadaşı ve çocuklarının annesi-.

Genelde sakin ve kontrollü olmasına rağmen, bazen öfkesinin onu kontrolden çıkardığını biliyordu örneğin Apple'ı kullanarak Swami'yi kendini öldürmeye zorlaması gibi. 80'li yaşlarında Altair çok yalnız bir kişi haline gelmişti. Maria'nın ölümü onu derin bir depresyona sürüklemişti. Bu süre boyunca Apple'dan nefret edip gecelerini Apple'a bakmakla geçiriyordu. Altair kederini arkasında bırakabilmek için Levantine Suikastçileri'nin liderliği talebinde bulundu ve Birliği yenilemek istedi.

Altair ayrıca doğuştan bir liderdi. Daha 24 yaşındayken, Alamut Kalesi'ne saldırı düzenlendiğinde çabucak durumu kontrol altına alıp, Al Mualim'in kurtaracak ve Suikastçileri zafere götürecek bir plan hazırladı. Usta olduğunda ise Birlik için hiç kimsenin yapmadığı kadar şey yaptığına inanıyordu.

Romantik Hayatı

Altaïr'in ilk aşkıyla ilgili en eski bilgiler Adha'ya dayanır, nâmı diğer Chalice. İlk bakışta, aralarında sadece arkadaşça bir ilişki var gibi görünüyordu, ama kodekse daha yakından bakarsak Altaïr'in daha derin duyguları açığa çıkar.

Ölümü genç suikastçıyı kin ile tüketti, ve onu öldürenlerden intikam almaya yemin etti. Ölümüyle sorumlu herkesi bir bir avladı; fakat bu ona ne eğlence, ne de memnuniyet getirdi, onun anılarıyla derinden yara aldı. Kodekse başka hiçbir kadınla aynı duyguları paylaşamayacağını yazdı, Ama sonradan Maria Thorpe'a duyduğu aşk bunun doğru olmadığını ona kanıtladı.

Maria ile ilk olarak Robert de Sable'ın emrindeki bir yem olarak Majd Addin'in cenazesinde tanıştı. Ancak ilişkileri, Altaïr Kıbrıs'a, tapınakçılara karşı direnişe desteğe gitmeden önce, Altaïr'in mahkûmu olana kadar gelişmedi.

Bu olaylar sırasında, Maria kendisini esir alan kimseye çok asice davrandı. Ancak zamanla ikisi de birbirini tanıdı; ve Maria bir kere Tapınakçıların gerçekte ne ve kim olduklarını öğrendiğinde, artık ikisi için de umut vardı. Kodekste ikisinin bir ilişki besledikleri açığa çıkmıştı, ve sonunda evlendiler. Altaïr ve Maria iki çocuk sahibi oldular: Darim ve Sef Ibn-La'ahad

Sahne Arkası
"Altaïr" ismi arapçada "uçan", "uçan adam", "uçan kartal" anlamına gelmektedir. Yapılan Röportajlarda oyunun yapımcısı Jay Raymond, Altaïr'in gölgesinin havada bir kartala benzediğini belirtti. Çünkü kapşonunun ön kısmındaki çıkıntı Gagaya, elbisesinin arka kısmı ise kuyruk kanadına benziyor.

Adının diğer kısmı "Ibn-La'ahad" ise gizemli atalarını yansıtan, "hiçkimsenin oğlu" anlamına gelir. Yüzü, Desmond ve Ezio'da olduğu gibi Kanadalı model Francisco Randez'den yola çıkılarak modellenmiştir.


Ufak Detaylar

Assassin's Creed
~Altaïr'in Amerikan sesi kasıtlı olarak herkesinkinden farklıdır. Sebebi ise Ubisoft tarafından ifşa edilmemiştir.
~Assassin's Creed E3 Fragmanında Altaïr tatar yayı taşırken görülüyor, buna rağmen silah Assassin's Creed: brotherhood'a kadar ortalarda görülmüyor. Altaïr tatar yayını aynı Ezio gibi kullanıyor, tek elle tutuyor ve okları nişan almak için çok az bir zamana ihtiyaç duyarak atıyor.
~Altaïr, Usta suikastçı mertebesine eren ilk genç suikastçıdır.

Assassin's Creed II
~Desmond'ın hafızalarında Altaïr, Maria'yı kovalarken suya düşmesi gerektiği zaman boğulmuyor. Oyuncu senkronizasyonu kaybediyor ve kalan saniyelerde Altaïr suda yüzerken görülüyor.
~Altaïr Tapınakçıları kılıcını kullanarak öldürebiliyor. Kısa palası üzerinde değil ve gizli bıçağını ancak hava ve pencere suikastlarında kullanabiliyor. Ayrıca kendisine ait olan Assassin's Creed'dekilerlr değil de, Ezio ile aynı hareketleri kullanarak savaşıyor. Altaïr Tapınakçılara saldırmadığı zaman, Tapınakçılar onu iterek tepki gösteriyor.
~Altaïr'in cüppeleri ACII(30 ünite için), AC:B(20 ünite için) ve AC:R için mevcut.
Assassin's Creed: Brotherhood
~2012 de Desmond'la Altaïr heykelinin yanında herhangi bir tuşa basarsanız Desmond "Senin sorunun ne Altaïr!" Diyecektir. Rebecca ise bunun ırkçılık olduğunu söyleyecektir.
~Tekrar heykelin yanına gidip herhangi bir tuşa bastığınızda Desmond aynı şeyleri söyleyecek ancak Rebecca ile tartışmayacaktır.

Assassin's Creed:Revelations
~Altaïr'in outfitlerinde Assassin's Creed II'de olduğu gibi, kâle alınır değişiklikler bulunuyor. Kısa Pala tamamen ortadan kalkmış. Fakat buna rağmen, deri kılıf yerinde duruyor. Ek olarak, cüppenin alt kısmındaki süsler daha belirgin.
~Tekrar yaşanan bir hafıza bloğunda, 24 Yaşındayken, hayatının sonraki evrelerinde hava suikastı ve pencere suikastı tekniklerini geliştirmesine rağmen, tehlikeli bir durumda bu teknikleri sergileyebildi.
~Altaïr'in tehlikeli durumlarda bulunduğu zaman bu teknikleri sergileyebileceği Darby McDevitt ve Falko Poiker tarafından onaylandı.
~Altaïr'in sesi Assassin's Creed'den değiştirildi. Artık orta doğu aksânına sahip. Ayrıca yeni bir yüzü ve benzerliği var.
~Revelations, Altaïr'in kapşonunu ilk defa kütüphaneye girmeden önce oğlu Darim ile son sözlerini paylaşırken indirdiği görülen yer.
~"Mentor'un koruyucusu" ve "Mentor'un uyanışı"'nı tekrar oynarken, aynı "Yeni bir Rejim"'de olduğu gibi Altaïr'in ortaya çıkmasına sebep olan bir arıza oluyor.

İsim
~Altaïr ve kartallar arasındaki bağ tesadüfi değildir. Kartal'ı sembolize eden Aquila olarak bilinen takım yıldızının en parlak yıldızıyla isimledirilmiştir.
~"Altaïr" isminin birçok değişik telaffuzu vardır. Arapçada kulağa en yakın Al-tai-ear veya Al-ta-ir olarak çıkıyor, sonunda ise ince bir "r" vardır. Desmond ise Al-tai-ear olarak, sert bir "t" ve net bir"r" ile telaffuz etmektedir.
~Assassin's Creed'de ise Desmond bunu Al-tai-air olarak telaffuz ediyor.
~Gerçekte ise arapça nahiv bilgisinde "l" harfi siliktir ve At-air şeklinde telaffuz edilir.

Diğer
~Altaïr Oyun boyunca dört sese sahip oldu. Assassin's Creed: Altaïr Chornicles'da asıl Assassin's Creed oyununa göre daha yüksek sesli. Assassin's Creed: Bloodlines'da ise Revelations'da olduğu gibi orta doğu aksânıyla konuşuyor.
~Ezio, Altaïr ve Desmond Assassin's Creed II'de aynı yüze sahipler. Bunun dışında ise Ezio'nun sakalı yaslandığında uzuyor ve birkaç başka değişiklik de bulunuyor.
~Assassin's Creed: Bloodlines'da Altaïr'in kısa palası için bir kılıf yok. Ama yine de hançerini çekip tekrar kınına sokuyor.
~Kodeks sayfaları boyunca Altaïr'in bir artist olduğu açıkça görülebilir. Birkaç gizli bıçak planı, suikast teknikleri için klavuzlar, haritalar, hatta aşkı, aynı zamanda karısı olan Maria Thorpe'un Çiçeklerinin detaylı skeç çizimi bile mevcut.
~Altaïr, Ubisoft karakterlerini barındıran, Academy of Champions: Soccer'da misafir oyuncu olarak karşımıza çıkıyor.
~Altaïr'in cüppeleri akın olarak Ubisoft oyunu olan 2008 Prince of Persia'da açılabiliyor.
~Altaïr'in cüppeleri Playstation Home'da Alter Ego Store'dan her iki cinsiyet içinde satın alınabilir.
~The Saboteur adlı oyunda Altaïr isimli bir araba var. Arabanın takma adı ise "Uçan Kartal".
~Assassin's Creed Oyun klavuzuna göre Altaïr, altı fit boyunda(yaklaşık 1.82 metre) ve 170 libre(yaklaşık 77kg) ağırlığında.
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2013, 13:09:07 Gönderen: Emrehan141 »

*

Çevrimdışı Emrehan141

  • I serve, I win. Now I rest.
  • *
  • 4640
  • Work in the Dark to Serve the Light
    • Profili Görüntüle
Ynt: Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Tüm Hayatı - Türkçe Çeviri
« Yanıtla #4 : 08 Eylül 2013, 13:33:22 »
Tüm ekip arkadaşlarıma ve bizi destekleyen tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Nice başarılara beraber imza atacağız.

*

Çevrimdışı Şahkulu

  • değil, Allah'ın Kulu
  • *
  • 2406
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Tüm Hayatı - Türkçe Çeviri
« Yanıtla #5 : 08 Eylül 2013, 13:42:37 »
Geç olsun güç olmasın Emrehan'ın yokluğunda proje pek yol alamadı ama hemen toparladık ve sizlere sunduk ileriki günlerde yeni projeler de gelecek.

Ynt: Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Tüm Hayatı - Türkçe Çeviri
« Yanıtla #6 : 08 Eylül 2013, 13:45:04 »
Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkür ederiz :) İnşallah yeni projelerle de çıkacağız karşınıza

Berkay Şahinoğlu

Animus Projesi
Çevirmen

*

Çevrimdışı -Ezio Auditore-

  • Insieme per la vittoria!
  • *
  • 1676
  • Vittoria agli Assassini!
    • Profili Görüntüle
    • E-Posta
Ynt: Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Tüm Hayatı - Türkçe Çeviri
« Yanıtla #7 : 08 Eylül 2013, 13:52:19 »
Herkesin emeğine sağlık. Çok büyük bir rol oynamasam da ufak bir yardımım dokunduğu için memnunum.

I have lived my life as best I could, not knowing its purpose, but drawn forward like a moth to a distant moon; and here at last, I discover a strange truth. That I am only a conduit, for a message that eludes my understanding.

*

Çevrimdışı Affedilmeyen

  • *
  • 786
  • Kisi Sevdigi ile Beraberdir.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Tüm Hayatı - Türkçe Çeviri
« Yanıtla #8 : 08 Eylül 2013, 14:39:09 »
Güzel bir calisma olmus emek veren herkese tesekkür ediyorum ve yeni calismalarinizi merakla bekliyorum.
Hayat Akip Giden Bir Nehirdir.. Yüzmesini Bilmiyorsan Su Üstünde kal..

Ynt: Mentor Altaïr Ibn-La'Ahad - Tüm Hayatı - Türkçe Çeviri
« Yanıtla #9 : 08 Eylül 2013, 14:52:04 »
Elinize sağlık.Çok güzel bir çalışma olmuş.